| Komisyon Adı | : | ÇEVRE KOMİSYONU |
| Konu | : | Yeni yasama döneminde Komisyonun çalışmalarına ve çevresel sorunlara ilişkin görüşmeler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 17 .10.2018 |
MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle ben de Erdin Bircan arkadaşımızı -umarım ilk toplantımızda beraber oluruz- aramızda görmek istediğimizi, o arzumuzu, o dileğimizi sizinle paylaşmak istiyorum.
Bu toplantı resmî bir gündemi olmadan, evet, bir oylama yaptık ama bunun dışında çevresel konuları konuşmak için toplanmış olmamız çok mutluluk verici. Aslında ilk görev paylaşımında yaptığımız toplantıda da ben bunu ifade etmiştim. Böyle çalışması gereken bir komisyon bu. Yani komisyon asli komisyon olarak çok yoğun bir komisyon değil. Yani yeni dönem gelen milletvekili arkadaşlarımız bilmeyebilir ama Çevre Komisyonu genelde tali komisyon olarak çalışan bir komisyon. Aslında birçok konuda asli komisyon olması gerekir. Burada da Başkanın tavrı önemli, Meclis Başkanımızın tavrı önemli. Özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığından gelecek yasalar var önümüzdeki süreçte. Bu yasalarda bizim asli komisyon olmamız gerekir. Daha önce İçişleri Komisyonuna gidiyordu. Bununla ilgili de bir yine belediyelerle ilgili bir yasa tasarısı gündemdeydi; geçen sene, önceki sene, birkaç senedir konuşuluyor. Burada da bizim tutumumuz önemli diye düşünüyorum. Ama bunun dışında Komisyonun asli ya da tali komisyon olarak toplanması dışında çevresel konularla ilgili her zaman toplanabiliriz.
Şimdi, madem böyle bir karar aldık, yurt içinde incelemelerde bulunmak üzere hep beraber gidelim dedik. Ben burada Komisyon üyelerini İzmir'e davet ediyorum. Geçen hafta sonu biz Mahir Polat arkadaşımla -o da İzmir Milletvekilimiz- birlikte Menemen'in iki köyüne gittik. Köylerden birisi Alaniçi, diğeri Göktepe köyü. Burada bir kalker ocağına izin verilmiş arkadaşlar. İzmir'de çok sayıda taş ocağı var, kalker ocağı var ve bunlar çok verimli tarım arazilerinin olduğu yerde ya da ormanlık alanlarda. Yani bu sadece İzmir'in sorunu değil Türkiye'nin sorunu. Şöyle düşünün: Aynı hocamın anlattığı gibi, Sayın Başkanımın, Samsun Milletvekilimizin anlattığı gibi bizim de Gediz deltamız var; Küçük Menderes ve Bakırçay havzaları var ve burası yüzyıllardır dünyaya tarım ürünleri ihraç eden diyelim, pamuğuyla, tütünüyle geçmişte -şimdi tütün kalmadı da, pamuk da zorda- inciriyle, üzümüyle yani Tanrı'nın tüm güzelliklerini, doğanın her şeyini bahşettiği alanlar. Bu alanlarda taş ocakları yapılıyor. O tarım arazileri, o mümbit, verimli, senede 3 defa, 4 defa verim aldığınız tarım arazileri tozun toprağın içinde. Dinamit patlamalarıyla, işte tektonik sarsıntılarla su kaynaklarının yolları değişiyor. En son bu bizim geçen hafta sonu gittiğimiz yerde kalker ocağına ÇED izni verilmemiş, dava açılmış, iptal edilmiş. Alanı küçültmüşler, ÇED'e gerekli değildir raporu almışlar ve ağaç kesimine başlamışlar.
Bakın, yüz elli yıllık, iki yüzyıllık çam ağaçları, binlerce çam ağacı kesilmiş mahkeme devam ederken yani yürütmeyi durdurma talepli mahkeme devam ederken. Yüreğimiz acıdı. Yani insan olanın, bu vatanı seven bir insanın yüreğinin acımaması, sızlamaması mümkün değil. İzmir'in akciğeri olan bir bölge, bizim su kaynaklarımızın geldiği bölge. Valimizle de konuştuk yani bir an önce çözüm üretilmesi gereken bölge ve bu dediğimiz gibi, siz de başta söylediniz, partilerüstü bir olay. Yani bu ne Cumhuriyet Halk Partisinin tek başına sorunu ne AK PARTİ'nin ne İYİ PARTİ'nin ne MHP'nin, HDP'nin, hepimizin sorunu. Dolayısıyla bu soruna sahip çıkmak üzere ben Komisyon üyelerini bir resmî görevlendirmeyle, burada az önce kararını aldığımız görevlendirmeyle İzmir'e davet ediyorum, gidelim, yerinde inceleyelim. Eğer bu kalker ocağı oradaki çam ağaçlarından, oradaki 20 çeşit meyveden, tarım ürünlerinden daha kıymetliyse, o ağaçlardan kıymetliyse devam etsin bu ülke için ama değilse hep beraber bunu durduralım, bunun mücadelesini verelim.
Yine, ikinci bir şey: Bizim İzmir'de hacizli gemi olayları var. Bu hacizli gemiler genelde asbest üreten, ciddi anlamda depolarındaki akaryakıtların bir süre sonra denize karıştığı çevre kirliliği yaratan durumdalar. Aliağa'da, geçenlerde F
oça'da bununla ilgili bir çevre dramı yaşadık. O petrol denize aktıktan sonra orada ne balık ne kuş, hiçbir şey bırakmıyor. Oradaki doğal yaşamı, o güzelim sahilleri... İnsanlar denize de giremiyor, inanılmaz bir kirlilik yaratıyor. Bu da bizim önemli bir sorunumuz.
Üçüncü bir konu: Geçen hafta WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) burada bir toplantı düzenledi, bizi de davet ettiler, hepimizi davet ettiler sanırım. Bize orada su üzerine bir sunum yaptılar, çok başarı bir sunumdu. Şimdi, siyasi parti aidiyeti olmayan, partilerüstü bir kurum WWF. Ben takip ediyorum, Butan'da karbon salımını nötr değil, oksijen üreten bir hâle getirdiler. Hayvanlar için doğal alanlar açtılar yani Butan'ın bir başından diğer başına bir leopar o koridorlardan gidebiliyor. Yani doğal yaşam ile insanın bir arada olmasını... Bizim giderek hayvanların, vahşi tabiatta yaşayan hayvanların yaşam alanlarını daraltmamızı engelleyen çalışmalar yaptılar. Çok önemli bir sivil toplum örgütü. Keşke Çevre Komisyonu olarak, biz Çevre Komisyon üyeleri olarak hepimiz katılsaydık. AK PARTİ'li Aydın milletvekili arkadaşımız geldi ama onun dışında AK PARTİ'den -burada Meclis çoğunluğu olan siyasi partimiz- hiç katılımcı yoktu.
BAŞKAN - Çok özür diliyorum, sözünüzü kesmek istemem ama şunu söylemek isterim: Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonunun Başkanı olarak bugün ben buradayım, yarın bir başka arkadaşımız olacak ama seçilmişlere karşı sürekli böyle bir... Onlar gelirse gelir, gelmezse gelmez. Şimdi, asla kompleksli bir insan değilim, onu söyleyeyim, il genel meclisi üyeliği de yaptım on yıl, bütün kararlarım da oy birliğiyle geçmiştir, hepsi bütün siyasi partilerin il genel meclisi üyelerinin oy birliğiyle geçmiştir, istişareden hoşlanırım, farklı görüşlere saygı duyan bir kardeşinizim ama ben Komisyon Başkanıyım şu anda burada, bir makamı temsil ediyorum. Bu makama bir maille beraber mi davet gelmesi lazım sizce, yoksa Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonunun, Komisyon Başkanlığının ziyaret edilip "Ya, şurada böyle bir toplantımız var. Bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisinde tertip ediyoruz. Buraya katılır mısınız?"mı denmesi lazım. Eğer ben maillerle beraber böyle aranan yerlere "Gelin, sizi de davet ediyoruz." denilirse... Ben burada Gazi Meclisin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Komisyon Başkanlığı makamını temsil ediyorum. Şahsıma karşı yolda da söyleseler bir yere davete giderim ama buranın kurumsal kimliğinin de tanınması lazım. Ben o yüzden toplantıya katılmadım, açık ve net. Bunu da bütün komisyon üyelerimizin bilmesini istiyorum. Yani maille değil, burası benim makamım değil, burası farklı bir makam. Ben bir şey söyleyeyim, onu da bitiriyorum: Bakanlıktan bile buraya davet ettik bürokratları. Davette bana şunu söylediler: Bizim bugün resmî bir toplantımız var -biliyorum izin vermem lazım- ama dedim ki: "Resmî yazın, ona göre değerlendirelim." Sebep şu: Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, iki kere gazi olmuş bir Meclis. Yani buranın bir kurumsal bir hafızası olması lazım. Bunu bilmenizi istiyorum, yoksa başka herhangi bir şey yok.
Teşekkür ediyorum.
MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkanım, bu siteminizde haklı olabilirsiniz ama bu vatanın toprakları, bu vatanın toprağı, bu vatanın doğası ve bunun için çalışan sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri bu sitemlerin çok üzerinde olmalı. Bana da maille geldi, koşa koşa gittim. Gelemeyebiliriz, bu sitemimizi de söyleriz ayrıca ama bu çalışmalar, desteklenmesi gereken çalışmalar çünkü bir siyasi parti çalışması değil, hepimize eşit uzaklıkta olan kurumlar bunlar. Dolayısıyla sitemlerimizi yapalım, onlar o prosedürlere uysunlar ama bundan dolayı bu ülkeye faydalı hizmette bulunan kurumlarla ilişkilerde de bir problem yaşamayalım.
Yine, bir başka husus var: Siz birkaç hafta önce -bir ay oldu mu- beni aradınız telefonla, Rüzgâr Enerjisi Derneğinin bir gezisi olacağını söylediniz. Bu geziye beni davet ettiniz, ben de size dedim ki. "Bunun bizim grup üzerinden olması lazım." "Bu bir resmî gezi değil." dediniz. Şimdi, daha sonra bizim Antalya Milletvekilimiz Aydın Özer'i de aradığınızı öğrendim. Şimdi burada bizim o gezi yapıldı mı önce?
BAŞKAN - Yapılmadı, iptal oldu.
MURAT BAKAN (İzmir) - "İptal oldu." dediniz.
Bu tür geziler, sivil toplum örgütlerinden gelse dahi eğer Çevre Komisyonunda oluşacak bir şeyse katılımının burada İç Tüzük gereğince Komisyon nasıl oluşuyorsa o katılım sayısına uygun olarak oluşması gerekir. Bu, buradaki demokrasinin gereğidir. Burası millet iradesinin tecelligâhıysa ve biz Komisyonda da Parlamentodaki temsil oranımıza göre Komisyonda temsil ediliyorsak Çevre Komisyonu davet ediliyorsa -nereden gelirse gelsin- bu şekilde davet edilmeli, artı bunun da gruplar üzerinden olması gerektiğini düşünüyorum. Yani bu özel gezi de olsa resmî gezi de olsa eğer milletvekilleri davet ediliyorsa Komisyonun yine orantısal olarak bizim kaç üyemiz varsa o kadar arkadaşımız grup sözcüsü üzerinden... Buradaki grup sözcüsü benim. Biz grup başkan vekilimize, grup yönetimimize danışırız, ona göre belirleriz. Bu işin böyle resmî prosedürle olması gerekir. Bana yanlış bilgi verdiler, o geziye gidildiğini söylediler yani sizin Almanya'ya gittiğinizi söylediler, demek ki yanlış bir şey olmuş.
BAŞKAN - Öyle bir şey olur mu?
MURAT BAKAN (İzmir) - Olmaması gerekir.
BAŞKAN - Gitmem zaten.
MURAT BAKAN (İzmir) - Size de yakışan o zaten.
Peki, teşekkür ederim arkadaşlar, vaktinizi aldım.