KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasama döneminin ilk kanun teklifi olarak bugün tartışmakta olduğumuz konuyu görüşüyoruz. Bu konu Türkiye Kalkınma Partisinin yeniden yapılandırılmasına ilişkindir.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Bankası.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Pardon, affedersiniz, ne dedim?

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Partisi.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Partiyle zaten şey karışıyor birbirine.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Onun da yeniden yapılandırmaya ihtiyacı var.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir de öyle bir...

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Sizin de yeniden yapılandırmaya ihtiyacınız var.

BAŞKAN - Sayın Paylan, insicamını bozmayın lütfen Sayın Şener'in.

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - Öyle bir şey yok, siz değiştiriyorsunuz.

BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen, daha bismillah, durun daha.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Türkiye Kalkınma Bankasının yeniden yapılandırılmasına ilişkin...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Öyle bir şey yok, altı ayda bir isim değiştiriyorlar, kendilerine baksınlar, bize değil.

BAŞKAN - Ben sizin ikinizi baş başa bir kahve içmeye arkaya, odaya çağırayım.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ben asla içmem.

BAŞKAN - Sayın Şener, buyurun lütfen siz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Türkiye Kalkınma Bankasının yeniden yapılandırılmasına ilişkin bu kanuna teklifini bu yasama döneminin ilk konusu olarak bugün ele alıyoruz. Türkiye gündemi önemli ekonomik sıkıntılarla yoğrulmaktadır. Gerçekten cumhuriyet tarihinin en ağır krizine doğru Türk ekonomisi hızla yol almaktadır. On altı yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisinin bu on altı yıllık yönetim tarzı, ekonomiyi kötü idare etmesi sonrasında bugün bu büyük sıkıntı yaşanmaktadır. Ama bu sıkıntıyı, bu ekonomik gidişi ne 2001 kriziyle kıyaslayabiliriz ne 94 kriziyle veya daha önceki krizlerle kıyaslayabiliriz; hepsinden daha ağır, hepsinden daha uzun süreli olarak Türkiye'yi ve bu ülkedeki insanları yoracak niteliklere sahiptir. Böylesi bir dönemde... 1'inci parti deniyor artık, iktidar partisi denmiyor herhâlde, öyle mi oluyor?

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Evet.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yeni kavramlara da alışmamız lazım ama...

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - İktidar yok, muhalefet yok.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bu kavramı kim icat etti, İç Tüzük değişikliği yapılmadığına göre?

BAŞKAN - Ben etmedim galiba.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani 1'inci parti, 2'nci parti falan diyoruz da İç Tüzük değişikliği de yapılmadı, bu isimlendirmeler...

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Çoğunluk partisi.

BAŞKAN - Öyle bir şey demiyoruz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ama Mecliste çoğunluk değil, Mecliste çoğunlukta değil ama bu parti.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Çoğunlukta olan.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yok, çoğunluk partisi diyemeyiz. Yani kavramlar da birbirine karıştı. Bu noktada Bülent Kuşoğlu'nun usulle ilgili eleştirilerinin ne kadar yerinde olduğu da görülüyor. Öncelikle Meclisin şu İç Tüzük'ü düzenlemesi lazım.

BAŞKAN - Buna ilişkin bir şey görmedim yalnız İç Tüzük'te.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Nasıl?

BAŞKAN - İç Tüzük'le ilgili Meclis Başkanımızın sunmuş olduğu Anayasa Komisyonundaki taslakta da buna ilişkin bir şey de görmedik galiba.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Görüşmeler, müzakereler sırasında ihtiyaçlara göre madde ilaveleri, yeni öneriler her zaman ortaya çıkabilir, önemli olan bir başlamak bence.

BAŞKAN - Kesinlikle.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Dolayısıyla ekonominin içinde bulunduğu böylesine ağır bir tablo karşısında sayın grup başkan vekilinin böyle bir kanun teklifine öncelik vererek ve Komisyonumuzun da öncelikle bunu görüşüyor olması Hükûmetin ve iktidarın içinde bulunduğumuz tabloyla bu teklif arasında bir bağ kurmuş olduğu şeklinde değerlendirmemiz gerekecek özellikler taşımaktadır. Hemen Meclis açılır açılmaz neden Kalkınma Bankası? Herkes bir tarafından tutuyor, bir şeyler söylüyor, konuşmaları dikkatlice izliyorum ama işin özünü ve esasını hâlen yakalayamadık.

BAŞKAN - Bir de önergemiz var, Kalkınma ve Yatırım Bankası olarak ismini düzeltiyoruz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani o çok da önemli gelmedi bana. Yani Kalkınma Bankası olduğu için yatırımları destekleyemez mi? Destekler. Adı "yatırım bankası" olsa kalkınmayı destekleyemez mi? Destekler, aynı şey. Ama burada bir bankayı yeniden yapılandırmak, bu bankaya bağlı fonlar kurmak, alt fonlar kurmak -bilmem- bütün vergi ve kamu yükümlülüklerinden bu bankanın ve fonların işlemlerini muaf tutmak, teminatları kaldırmak, aşağı yukarı bütün denetim mekanizmalarını devre dışı bırakmak; işte, herhâlde 500 civarında personeli var Türkiye Kalkınma Bankasının, bu personelin statüsünü 657 sayılı Kanun'dan İş Kanunu'na çevirmek ve bankanın merkezini de muhtemelen İstanbul'a taşımak suretiyle bütün personeli cebren, zorla da bırakmak ve bankadan uzaklaştırmak suretiyle bir yapının ortaya çıkacağı anlaşılıyor. Böyle bir şeyin ne anlamı olabilir bu ağır ekonomik tablo karşısında, ne kazandıracak? Eğer paranız varsa, fonunuz varsa veya fon bulacağınız, para bulacağınız yer varsa bu kanuna -bilmem- fonlarla ilgili madde koymak önemlidir. Eğer para yoksa, ülkenin finansman açığı varsa, döviz açığı varsa, bu döviz açığından dolayı döviz fırlamışsa, ikiye katlanmışsa ve ekonominin bütün göstergeleri sarsılmışsa bir kanun çıkarıp, işte, bankayla ilgili bir düzenleme yapıp onun içine birtakım fonlar ve alt fonlar koymak ekonominin sorunlarını aşmaya yeterli gelecek gibi gözükmüyor. O hâlde bu sıkışıklıkta böyle bir kanun teklifinin anlamı ne, manası ne? Veya mevcut Hükûmetin ve Meclisteki partinin böyle bir teklifle krize bakışının ne olduğunu çözümlemeye çalışmak lazım. Bununla bağlantılı olarak içinde bulunduğumuz durumu konuşmanın o teklifin sınırları dışına aşmış olduğumuz şeklinde yorumlanmayacağı anlamına geldiğini de belirtmek isterim.

Arkadaşlar vurguladılar. Eylül ayı enflasyon rakamları açıklandı ve TÜFE 24,52 oldu yani 25'e çıkmış; ÜFE ise yani üretici fiyatlarına göre enflasyonsa yüzde 46'ya çıkmış. Yani, düşünebiliyor musunuz, yüzde 46'lık bir enflasyondan bahsediyoruz?

2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi ilk iktidara geldiğinde temel hedef olarak enflasyon belirlenmişti ve enflasyonu düşürmek temel hedef olarak belirlendiği için 2004 yılında enflasyon tek haneli rakama gelmişti. O dönemde ekonominin patronluğu bendeydi çünkü Ekonomi Koordinasyon Kurulu Başkanıydım, ekonomiden sorumlu bakanlar benim başkanlığımda toplanırlardı bürokrasiyle birlikte; sürekli ekonominin gidişini tartışır, konuşurduk. Fiyat dengesinin sağlanması için enflasyonun düşmesi gerektiği; enflasyonun yüksek olduğu bir ekonomide hiçbir şeyin doğru gitmeyeceği; yüksek enflasyonun her şeyden önce çalışan, üreten dar gelirli kesimleri perişan edeceği, yoksulluğu derinleştireceği sürekli söylediğimiz, konuştuğumuz, tartıştığımız konular arasındaydı. Ama 2004 yılında enflasyonun tek rakamlı hâle gelişinden sonra özellikle son dönemlerde Türkiye'nin demokratik niteliği tahrip edildiğinden, hukuk devletine zarar verildiğinden ve de iktidar yapısal hiçbir reformu yapmadığı için, hiçbir yapısal reforma el atmadığı için ekonomi bugünkü duruma gelmiştir, bu tabloyu yaşamaktayız. Yani, düşünebiliyor musunuz, cumhuriyet tarihinin en uzun dönemli iktidarı olmasına rağmen hâlâ vergi reformu dahi yapamamış bir iktidardan söz ediyoruz? Ülkenin sermaye piyasalarında derinlik yok; bu derinliği kazandırmak, hacmi artırmak, finans mekanizmalarını geliştirmek için el attığı bir konu yok. Sayın Yılmaz "Bu, sonuçtur." dedi. Evet, sonuç; yapılmayan yapısal reformların ve ekonominin kötü yönetiminin getirdiği bir sonuçtur. Şimdi, bakıyorum, yani sürekli olarak rakamlarla oynayarak, kamuoyuna doğru bilgi vermeyerek, doğruların söylenmesini yasaklayarak ekonomik sorunlar aşılamaz arkadaşlar.

Şimdi, ne diyor burada, gerekçede? "Kişi başına millî gelir 2002-2010 döneminde 10 bin Amerikan dolarını aşmış ama son beş yıldır yerinde sayıyor."muş. Şimdi, bu cümle doğru değil bir kere, yani 10 bin dolar civarında dolaştığı şeklindeki yaklaşım doğru değil. Neden doğru değil? 2007 yılında ben bırakırken kişi başına millî gelir 10 bin dolara yaklaşmıştı ve o günden sonra en son 2016 yılında eski serilere göre -yani 2007'deki hesaplama yöntemi sürdürülerek en son 2016 yılında- kişi başına millî gelir açıklandı, bir de baktık ki 2016'daki kişi başına millî gelir on yıl öncekinden daha düşük. On yıl önce, 2007'de 9.247 dolar olan kişi başına millî gelir o günkü hesaplama yöntemine göre ve Hükûmetin yaptığı açıklamaya göre 2016'da 9.012 dolara düşmüş yani 235 dolar azalmış. 2017'de yeni seriye göre verildi millî gelir, bunun anlamı şudur: Hesap yöntemi değiştirildi ve 2011 yılından geriye doğru da yeni seriye göre rakamlar revize edilmedi eski ile yeni kıyaslanmasın diye. Ama 2017'deki toplam kişi başına millî gelir 2016'dakinden -yeni seriye göre- 286 dolar daha az olduğuna göre dolayısıyla 2017'deki kişi başına millî gelir 2007'den yani on yıl öncesinden 521 dolar daha düşüktür; Hükûmetin, iktidarın açıkladığı rakamlar bunu gösteriyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca on yıllık periyot sonrasında kişi başına millî gelirin düştüğü bir dönem gördünüz mü? Ben görmedim. Sürekli millî gelir de artar, kişi başına millî gelir de artar ama gördüğümüz tablo şu ki: Son on yıldır patinaj yapmaktan da öte geriye giden, ekonomik rakamları bozan, sadece bozduğu enflasyon değil aynı zamanda millî gelir olan ama bozulan rakamları kamuoyu anlamasın diye sürekli hesap yöntemlerini değiştirerek, biraz çalışma yapmadığınız takdirde eskiyi-yeniyi kıyaslama imkânınızın olmadığı bir tabloyu servis etmekle meşgul bir iktidardan söz ediyoruz. Ama daha kısa bir süre önce, iki hafta önce Hazine ve Maliye Bakanı orta vadeli programı açıkladı "yeni ekonomik program" diye, sanki krizden çıkış için yeni bir program açıklamış gibi; bir de ödevini yapmayan, tembel bir görüntü var. Yani, böylesine ağır bir kriz varken yeni bir program hazırlamak yerine rutin, yıllardır bürokrasinin hazırladığı, formatı da belli orta vadeli programın adını değiştirmenin bir anlamı yok. Bu, krizden çıkış programı olmaz ama bu programdaki gayrisafi yurt içi hasılaya bakıyorum, bu anlama geliyor; bu rakamların da daha kötü çıkacağını tahmin ettiğim hâlde, 2020'nin sonuna kadar yani önümüzdeki üç yıl boyunca da kişi başına millî gelir de düşük seyredecek. 2007'deki kişi başına millî gelirden daha düşük bir kişi başına millî gelirle bu iktidar, Hükûmet ülkeyi idare etmeye çalışacak, yoluna devam edecek. Bu, gerçekten -kriz dediğimiz zaman kızıyor arkadaşlar ama-bir felaket, yani on beş senede kişi başına millî geliri artıramamış bir iktidar olur mu? "2020 yılında dahi kişi başına millî gelir 2007'nin altında olacak." diyor, resmen açıkladığı şey bu. Üstelik de buradaki rakamlar -belirttiniz biraz önce- on beş gün içinde iflas ediyor. Krizle mücadele eden bir iktidar, Hükûmet on beş gün önce açıkladığı rakamın, toplumun önüne yanlış düştüğünü gösterdiği zaman bunu piyasalar nasıl algılar, dünya nasıl algılar? Biz burada kanun çıkaracağız, Kalkınma Bankası diyeceğiz, fonlar oluşturacağız, yabancı yatırımcıyı teşvik edecek, gelecek bilmem ne, finans açığı karşılanacak diye bakarken verdiği rakamların hiçbiri doğru çıkmazsa bir iktidarın, hiçbir yerli yatırımcı yatırım yapmaz, uluslararası doğrudan yatırım yapma niyetinde olan kimse de Türkiye'ye yatırım yapılabilir gözüyle bakmaz. "Yüzde 20,8 olacak." diyor bakın, on beş gün önce Sayın Bakanın açıkladığı kendi tabiriyle yeni ekonomik programın tablosu, cetveli. Şimdi, bugün bakıyoruz yüzde 25 olmuş enflasyon tüketici fiyatlarıyla. O zaman on beş günde 5 puan hata yapan, yüzde 20 hata yapan -tahmininde- bir Hükûmete niye güveneceğiz ve buraya getirdiği o teklif de dâhil bunun doğru bir mekanizma olduğuna nasıl inanacağız? İnanmak mümkün değil. Bir kere bunu konuşabilmek için bu parayı, fonu nereden bulacağız kardeşim, onu bir açıklamaları lazım. Piyasanın, özel sektörün 360 milyar dolar borcu var, döviz borcu. Bu kriz 2001'den daha ağır diyorum, o dönemde döviz kredisi yoktu piyasada. Şimdi bankaların vermiş olduğu kredilerin yüzde 35'i döviz kredisi. Peki, nereden bulacağız da bu Kalkınma Bankasının kurduğumuz fonları vesaire işleyecek de ekonomiyi kalkındıracak veya sorunu aşmamıza katkı sağlayacak? Böyle bir fon varsa bu yasayı da değiştirmeye gerek yok, para varsa zaten sorun başka mekanizmalarda çözülebilir ama para yoksa bu yeniden yapılandırmanın hiçbir faydası yoktur. O bakımdan önce bu teklif sahibinin bu gerekçedeki yanlış ifadelerden vazgeçip önce para, değirmenin suyu nereden gelecek onu bir açıklaması lazım, onu açıklarsa biz de rahat ederiz, ülke kavruluyor. Bu badireden çıkacağız, vatandaş rahat edecek diye, biz de umutlanırız.

BAŞKAN - Teklif sahibi Sayın Muş nasıl cevap verecek bu soruya onu bilmiyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben de bilmiyorum da...

BAŞKAN - Daha çok yürütmeyi ilgilendiren bir soru oldu bu çünkü.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - O zaman söylediğiniz şu anlama gelir Sayın Başkan: Demek ki bu metni hazırlayan yürütme.

BAŞKAN - Öyle mi?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Öyle gözüküyor.

BAŞKAN - Bilmiyorum, ben öyle bir şey söylemedim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Teklifi hazırlayan işin bam telini çözümleyemiyorsa, ne olduğunu anlatamıyorsa bu metnin kendisi tarafından hazırlandığına ben inanamam.

BAŞKAN - Yok, varsayımda bulunmayalım hani ben kendi kendime soruyorum, belki Sayın Muş'a söz verince cevabını hep beraber alacağız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ha, tabii, haksızlık da yapmayalım.