KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Elimizde iki teklif var. Bu tekliflerden biri Sayın Muş'un sunmuş olduğu teklif, diğeri de Hasan Turan'ın sunmuş olduğu teklif. Bu teklifleri birlikte değerlendirdiğimizde, her ne kadar bedelli askerlikle ilgili bir düzenleme olduğu öngörülmüş olsa da bedelli askerliği aşan bir niteliğe sahip. Türk Silahlı Kuvvetleri ve bedelli askerlikle ilgili maddelerin sayısı 5'tir. Ama sağlık hizmetleri ve sağlık personeliyle ilgili yine 5 ayrı madde var. Müşterek bahis oyunları ve Spor Toto idaresinde yapılan birtakım düzenlemelerle ilgili de yine 5 madde var. Bunun dışında, Bir de Turizm AŞ kurulmasıyla ilgili madde var. Şimdi, bunları birlikte değerlendirdiğimizde ve şu ortaya çıkıyor, bu paketin ağırlıklı kısmı bedelli askerlikle ilgilidir diyemeyiz. Bedelli askerlikten daha ağırlıklı maddeler var. Örneğin Sayın Turan'ın vermiş olduğu metin, Kanal İstanbul'la ilgilidir ve Kanal İstanbul dışındaki maddelerin tamamı, Sayın Muş'un teklifinden kelimesi kelimesine, virgülü virgülüne alınmış ve konulmuştur.

Sayın milletvekillerimizden biri sordular: "Neden aynısını tıpatıp kendi teklifinize yazdınız, verdiniz?" diye. Sayın Turan burada değiller ama düzgün bir açıklama yapmadı, geçiştirdi. Ama görünen odur ki asıl maksadı Sayın Turan'ın Kanal İstanbul'la ilgili teklifi, Komisyonumuza yani Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmaktır, asıl maksadı Kanal İstanbul'la ilgili düzenlemenin yapılmasıdır fakat Kanal İstanbul'un müstakil olarak, başlı başına bir kanun teklifi olarak hem komisyonlarda hem de Genel Kurulda konuşulması arzu edilmemektedir. Çünkü çok tartışılacak, çok eleştirilecek, Kanal İstanbul üzerinden Hükûmetin ve bu birinci parti grubunun nelere de istek verdiğiyle ilgili ayrıntılar anlaşılır şekilde hem Meclisin hem kamuoyunun gözünün önüne getirileceği için bunu bir başka metinle karıştırmak suretiyle tartışılamaz hâle getirmek temel amaçtır.

Nedir tartışılamaz hâle getirmek? İşte, on dakika süre veriyorsunuz Komisyonda geneli üzerinde yapacağımız konuşmayla ilgili olarak, arkadaşlarımızın yaptığı konuşmalara dikkat ettim, en az yüzde 99'u Kanal İstanbul dışındaki maddelerle ilgilidir. Yani bu iki metnin bir araya gelmesi suretiyle Kanal İstanbul'u kaynatmak isteyen bir irade Komisyona da Türkiye Büyük Millet Meclisine de hâkim olmuş vaziyettedir. Eğer biz yasama organı olacaksak, buraya getirilen metinlerin ne olduğunu anlayacaksak, tartışacaksak, yanlışları düzelteceksek; yasama organı, yasama organı olacaksa, demokratik nitelikte işleyecekse böylesine ağırlıklı konuların tartışılamaz hâle getirildiği yöntemlerle, usullerle getirilen tartışmalı metinlerini görüşemeyiz.

Niye ayrı görüşmüyoruz? Maliyetinden bahsediliyor Kanal İstanbul'un, arkadaşın biri 200-300 milyar liradan veya dolardan söz etti ama bir başka arkadaş 60 milyar dolar civarında bir maliyeti olabileceğini söyledi. Bu kadar büyük bir maliyeti içeren ve de ekonomik olarak yani kamu ekonomisi açısından hiçbir değeri olmayacak bir proje, bir taraftan bedelli askerlik, bir taraftan sağlık hizmetlerindeki personelin maaşlarının iyileştirilmesi, bir taraftan SPOR TOTO bahis oyunlarıyla ilgili maddelerin arasında ikinci bir teklif olarak gelir ve bu maddelerle birleştirilerek görüşülür. Bunun anlaşılır tarafı yoktur Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, yani şuna karar verelim ilk metni görüşürken: Bura gerçekten bir yasama organı olacak mı, olmayacak mı? Parlamento ağırlığını gösterecek mi, göstermeyecek mi? İradesini ortaya koyacak mı, koymayacak mı? Yanlışın ne olduğunu, doğrunun ne olduğunu gözler önüne serecek mi, sermeyecek mi? Böyle bir müzakere usulü olmaz. Onun için Sayın Turan'ın metninin aslında çıkarılması lazım. Kanal İstanbul dışındaki maddelerin tamamı öbüründe var, niye görüşülüyor o hâlde? Veya Kanal İstanbul'un konuşulmasını engellemenin maksadı nedir?

Yani teklifi sunan arkadaşa soruyorum: Bu getirdiğiniz teklifin, Sayın Hasan Turan -burada yoklar- tek bir amacı vardır, Kanal İstanbul konuşulmasın, diğer maddelerin içerisinde kaynasın istiyorsunuz. Bunu niye istiyorsunuz? Buradan maksadınız nedir?

Usul hakkında yaptığım konuşmada da söyledim, rejim değişmiştir. Bir tarafta Hükûmet var, Hükûmeti denetleyemeyen, bakanları görevden alamayan, Hükûmete güvenoyu veremeyen, Hükûmete güvensizlik oyu veremeyen ve ne yaparsa yapsın Parlamentonun düşüremeyeceği bir Hükûmet var.

BAŞKAN - Sayın Şener, sistem değişmiş.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Böyle bir yapı karşısında yasama organında...

BAŞKAN - Rejim değil, sistem değişmiştir.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Nasıl?

BAŞKAN - Hükûmet sistemi değişmiştir, rejim değil.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben de onu anlatıyorum zaten.

BAŞKAN - Ama "rejim" diyorsunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Parlamenter demokrasi kalkmış hatta "demokrasi" demek bile mümkün değildir şu yapıya, rejimin değişmediğini nasıl söylersiniz! Bence rejim değişmiştir, sizce değişmemiştir. Verilen o isim de yanlıştır. Kanuna girdi diye o isim meşrulaşmaz ki. Bir gün getirin burada tartışalım bu isim doğru mudur, değil midir diye. Getireyim bir önerge, konuşalım "isimlendirmenin yasa metninden çıkarılması" diye, rejim değişti mi, değişmedi mi, Meclis önce bunu anlasın bir ya!

BAŞKAN - Hepimiz Anayasa'ya uygun davranmak zorundayız.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Rejimler anayasa değiştirerek de değişir! Yani anayasa değişmeden rejim değişmez zaten.

BAŞKAN - Ama değişmemiştir.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sandığa gitti, "evet-hayır"ı herkes kullandı.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kardeşim, sizin söylediğinizi tekrar etmek zorunda mıyım! Benim özgün bir bakışım olmayacak mı! Kendi özgün bakışımı burada konuşamayacak mıyım!

BAŞKAN - Tabii ki konuşabileceksiniz ama...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - O zaman niye müdahale ediyorsun Sayın Başkan?

BAŞKAN - ...kanunla ilgili, kanun teklifiyle ilgili lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kanun teklifiyle ilgili konuşuyorum.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ne alakası var...

BAŞKAN - Söz alarak lütfen konuşalım Sayın Çelebi.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Teklifi veren arkadaş burada niye yok? Çok ciddi bir şey söylüyorum ya! Konuşulmasın diye diğer maddelerin içerisine sıkıştırmış. Bunda anlamayacak bir şey yok.

BAŞKAN - Sayın Şener, konuşabilirsiniz. Size engel olan var mı şu anda, konuşabiliyorsunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Var.

BAŞKAN - Buyurun konuşun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - On dakika konuşma hakkım var.

BAŞKAN - Buyurun konuşun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Buradaki bütün üyelerin on dakika konuşma hakkı var.

BAŞKAN - Şimdi, bakın, polemik yapmak için söylüyorsanız ayrı. Lütfen yani konuşabiliyorsunuz şeyle ilgili.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bir komisyon böyle idare edilmez Sayın Başkan, söylediklerimden niye rahatsız oluyorsunuz?

BAŞKAN - Bakın, nasıl idare edeceğimizi...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Söylediğim, İç Tüzük'e mi aykırı, söylediğim, Anayasa'ya mı aykırı, söylediğim herhangi bir kanuna mı aykırı; değil.

BAŞKAN - Bakın her birimizin doğru konuşmak gibi bir yükümlüğü var. "Konuşamıyorum." diyorsunuz ama konuşuyorsunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Doğruyu kim belirleyecek?

BAŞKAN - Lütfen, konuşuyorsunuz şu anda.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Konuşamıyorum bak, siz konuşuyorsunuz. Ama benim zamanımdan yiyorsunuz.

BAŞKAN - Hayır, yani Kanal İstanbul'la ilgili konuşabiliyorsunuz.

Buyurun, lütfen konuşun yani size kimse engel olamaz, konuşun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Siz de konuşturmamaya çalışıyorsunuz.

BAŞKAN - Hayır, buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Teklif sahibi gibi dakikalarımı yiyorsunuz.

BAŞKAN - Hayır, yemiyorum, ekleriz, buyurun siz, konuşun.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Kimsenin bir şey söylediği yok Sayın Şener, siz konuşun biz dinleyelim yani Başkanla polemiğe girmenize gerek yok ki.

BAŞKAN - Evet, lütfen Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Başkan benimle polemiğe giriyor, ben Başkanla polemiğe girmiyorum ki.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sayın Şener, siz sataşıyorsunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Başkan dayanamadı, özgür değil Başkan, bir yerleri savunma ihtiyacı duyuyor. Ben de diyorum ki özgürce konuşalım.

MUSTAFA BAKİ ERSOY (Kayseri) - Bizim Başkan Vekilimiz çok özgür.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Belli, anlaşılıyor, ne kadar özgür olduğu anlaşılıyor.

BAŞKAN - Evet, bir saniye, bir dakika.

Şimdi, Sayın Şener, lütfen, burada birbirimize şey yapmaya gerek yok. Siz istediğiniz gibi konuşun, istediğiniz kadar da zaten konuşma hakkınız var, çok fazla suistimal etmemek kaydıyla. Dolayısıyla istediğiniz konuda da kanun teklifiyle ilgili olarak konuşabilirsiniz.

Buyurun, Kanal İstanbul'u konuşun lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben ne diyorum, siz ne diyorsunuz Sayın Başkan.

Ben diyorum ki bu Kanal İstanbul bunun içine sıkıştırılmak suretiyle bütün Komisyon üyelerinin diğer konulara ağırlık vermesi nedeniyle kaynaması amaçlanmıştır. Aynı amaç Genel Kuruldaki müzakereler için de öngörülmüştür ve öylece buraya gelmiştir.

BAŞKAN - Böyle bir vehimde bulunamayız. Yani her milletvekilinin kendi iradesi vardır. Dolayısıyla siz kendinizden sorumlusunuz, diğer milletvekilleri neyi uygun görürse onu konuşur.

Buyurun, lütfen konuya girin.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sayın Başkanım, Sayın Şener izin verirse bir soru sorabilir miyim kendisine, izin verirse tabii?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Öyle bir usul varsa sorun.

BAŞKAN - Yok, hayır.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Usul yok da merak ettiğim için yani biz de bilgileniriz, Komisyon olarak da bilgi sahibi olsunlar, faydalansınlar yani Komisyon tam, gerçek manada çalışsın, sizin engin tecrübelerinizden faydalanalım.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, buyurun.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Şimdi, diyorsunuz ki "Kanal İstanbul'u gündemden kaçırmak istiyorsunuz."

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Kanal İstanbul'da, arkadaşımızın teklifinde ne diyor? Yap-işlet-devret modeli şeklinde yapılabilsin diye bir teklifi var.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, felaket orada zaten.

BAŞKAN - Sayın Aydemir...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Şimdi, yap-işlet-devret modelinde ihaleye çıkarsa, yarın bir gün böyle bir şey olursa Türkiye'nin gündeminde...

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Hangi ihale? Pazarlık usulü.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Ben bir soru sorayım lütfen ya, Sayın Şener'e soru sormak istiyorum.

BAŞKAN - Sayın Aydemir...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İşte, arkadaşlar...

BAŞKAN - Şimdi size söz vereceğim yani sizin söz hakkınız var. Lütfen, açacağım mikrofonunuzu.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Size söz de verilmedi, mikrofonunuz da açık değil.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Hayır, lütfen, ben müsaade istedim zaten, kendisi kabul etti...

BAŞKAN - Evet, buyurun siz, bitirelim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkanım, bir saat vaktim varsa, Sayın Aydemir'e cevap vermem için bir saat izin verirseniz konuşabilirim.

BAŞKAN - Hayır, siz kaldığınız yerden devam edin lütfen.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Burası üniversite değil ya.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi öyle bir şey söylüyor ki Türkiye'nin altını üstünü getirecek bir şeyin iki cümleyle özetleneceğini zannediyor.

BAŞKAN - Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, birinci konu bu.

İkinci konu, demin söyledim, bakın, birçok madde var, birçok konu var, bu konuların tamamıyla ilgili olarak ana Komisyon olarak, esas Komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonu öngörülmüştür ve sanki bu teklifler sadece askerliği ve Türk Silahlı Kuvvetlerini ilgilendiriyormuşçasına Millî Savunma Komisyonu da tali Komisyon olarak belirlenmiştir. Burada bir yanlışlık var. Neden yanlışlık var? Çünkü buradaki eşit dağılım şeklinde maddelere baktığımızda bir taraftan Plan ve Bütçe Komisyonunu ilgilendiren maddeler var, evet, diğer taraftan Millî Savunma Komisyonunu ilgilendiren maddeler var, Sağlık Komisyonunu ilgilendiren maddeler var, Gençlik ve Spor Komisyonunu ilgilendiren var, Bayındırlık ve Turizm Komisyonunu ilgilendiren maddeler var ve aşağı yukarı da eşit ağırlıkta dağılmış vaziyettedir. Diğer komisyonlara niçin bu gitmez de sadece tali Komisyon olarak Millî Savunma Komisyonu ve esas Komisyon olarak Plan ve Bütçe Komisyonuna gelir? Buraya gelen yani Meclise verilen, milletvekillerimizin vermiş olduğu kanun teklifleri bu usulle görüşüldüğü takdirde yasama organı, yasama organı olma niteliğini koruyamaz. Yasama organı yasa yapan ve konusuna hâkim bir organ olma niteliğini kaybettiği gibi bu sistem karşısında aynı zamanda güçsüz duruma düşer, zayıf duruma düşer ve yasa yapma yetkisi demokrasilerde hiçbir zaman Parlamentonun dışında başka bir yere verilemeyeceği, Parlamentoya bu konuda hiçbir yerin ortak olamayacağı, şerik olamayacağı bir esas ve prensip karşısında Parlamento, yasaları düzgün yapamaz, yasalar Parlamentoda ortaya çıkan, tartışılan, karara bağlanan bir metin olmaktan çıkar, hepsi bürokratik metinler hâline dönüşür. Nitekim samimi olalım, buraya gelen bu iki metnin de bürokratik metinler olduğunu kabul etmemiz lazım yani yazılma biçiminden tutun sunulma biçimine varıncaya kadar tamamında bunu görüyoruz. Onun için Parlamento, Parlamento olacak mı olmayacak mı, buna karar vermemiz lazım diyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu konulara baktığımızda birinci bölüm yani 5 madde Türk Silahlı Kuvvetleri ve bedelli askerlikle ilgili düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler palyatif bir şekilde önümüze gelmiş vaziyette yani sistematik değil. Neden sistematik değil? Bundan işte üç dört sene önce yine benzer bir metin geldi, görüşüldü -Parlamentoda ben yoktum- ondan iki üç sene önce yine benzer bir metin geldi, konuşuldu. Yani bu, önünü planlayamayanların yapacağı bir iştir. Geliyorsunuz, sıkışıyorsunuz "Aman, işte, birtakım birikmeler var, yoklama kaçaklarında ve bakayalarda birikme var, bu birikimi ve yığılmayı önlemek için bir bedelli askerlik çıkaralım." diye getiriliyor Meclise teklif veriliyor veya eskiden olduğu gibi kanun tasarısı veriliyor ve Mecliste bu konuşuluyor. Neden sistemi bütünüyle tartışmıyoruz? Neden önümüzü, geleceğimizi planlamıyoruz da bürokrasi sıkıştığı zaman Meclise hemen o sıkışıklığı üstelik geçici olarak ortadan kaldırmak için kanun teklifi veriliyor?

Evet, Sayın Muş'un da buna cevap vermesi lazım. Bürokrasideki geçici bir tıkanıklığı geçici bir dönem için aşmak maksadıyla böyle bir teklifi vermek, yasama organının Türkiye vizyonuna uygun bir şey midir? Kaç yıl sonra aynı tıkanıklık meydana gelecek de bir başka milletvekili bürokrasinin önüne koyduğu metinlerle tekrar bedelli askerlikle ilgili kanun teklifi getirecek Meclise? Bu da ikinci bir soru yani kaç yıl sonra böyle bir tıkanıklık daha yaşayacağız Sayın Muş ve tekrar biz bu Mecliste bu konuyu görüşeceğiz, tekrar?

Böyle bir şey olmaz ki yani bir kere, bürokratik metinlere itibar edildiği takdirde bu, yasama organının niteliğine, vasfına, özelliklerine de uymaz. Bir kere, herkes sınıf çıkarlarını korumaya ve sürdürmeye gayret sarf eder. Biz burada sınıf çıkarlarının ötesinde, hatta geniş halk kitlelerinin taleplerini, beklentilerini ve adalet duygularını zedelemeyecek şekilde yasalar çıkarmak zorundayız çünkü milletvekillerine güç veren, milletvekillerini ortaya çıkaran irade halkın iradesidir, bu ülkedeki düşük gelir grupları bu millî iradenin en ağırlıklı kesimidir. Bizi var kılan iradeyi bir tarafa atıp, yok sayıp onun çıkarlarına ve beklentilerine aykırı düzenlemeler yapamayız, milletvekilleri böyle bir yasama sürecine giremez ama bürokratik metinler önümüze geldiği zaman bürokratik metinleri hazırlayanların sınıfsal konumlarına uygun metinler burada yasa hâline gelir.

Bakın, hem bir taraftan palyatif, geçici tedbirler olması açısından hem sınıf çıkarlarını yansıtması bakımından bu metne benim aslında yeni baştan yaklaşmak gerektiğiyle ilgili kanaatim var. Olaya niye tersinden bakmadık da böyle baktık? "Herkes askere gitmek zorunda belli yaş aralığında ama sıkışma var, tıkanıklık var ve yığılma var, bu yığılmayı ortadan kaldırmak için 15 bin lira para verenler bu yükümlülükten kurtarsınlar." diyoruz. Niye böyle bir metni tartışıyoruz? Bunun yerine "Askerlik yapanlara ayda 5 bin lira veya 10 bin lira maaş verelim, isteğe bırakalım, o ay askerlik yapsınlar, yapmayanlar da onu finanse etsin." niye demiyoruz, böyle tersten ve kalıcı bir sistem getirmiyoruz? Çünkü benim söylediğim şey, millî iradeye daha uygun, geniş seçmen kitlelerinin sosyal konumuna, sınıfsal konumuna daha uygun bir şey. Niye böyle bir şey üzerinde tartışılmadı? Eğer bu bürokratik metni değil de bu ihtiyacı çözmek için Mecliste, alt komisyonda, üst komisyonda bu iş nasıl çözülür diye tartışsaydık biz işe tersinden bakmayı da görebilirdik ama şimdi göremiyoruz. Niye göremiyoruz? Önümüze bir metin geliyor, metinde ne varsa onun kelimelerini tartışmak zorundaymışız gibi o kulvara giriyoruz. O bakımdan evet, ne olacak -demin Erol Bey'di galiba bir hesap yaptı işsizler arasında- 400 bin işsiz genç var askerlik çağında, bunların hukukunu nasıl koruyacağız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(Oturum Başkanlığına Başkan Süreyya Sadi Bilgiç geçti)

BAŞKAN - Sayın Şener, bir dakika lütfen.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yani bizim öyle bir görevimiz yok mu? Bence var ama bu tür yasama faaliyetleriyle biz Meclisin ağırlığını da hissettiremeyiz, sistemi de sağlıklı, demokratik bir yapıda sürdüremeyiz. Özet itibarıyla söylemek istediğim şey bu Sayın Başkan.

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, birleşime 17.40'a kadar ara veriyorum.