| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 1 |
| Tarih | : | 19 .07.2018 |
TUFAN KÖSE (Çorum) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
(AK PARTİ ve CHP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler)
BAŞKAN - Ya arkadaşlar, lütfen şu işi bitirelim, toplantıya devam ediyoruz.
Sayın Köse, buyurun siz devam edin.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Sayın Başkanım, ben Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Grup Başkan Vekilinin konuşmasından, demokratik değerleri ve demokrasiyi sadece başörtüsü özgürlüğüne indirgediği kanısına vardım. (Gürültüler)
ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Yapmayın ya, rica ediyorum, lütfen; başörtülü olan da olmayan da bizim değerimizdir ya.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Bir daha tekrar edeyim: Ben, Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Grup Başkan Vekilinin az önceki söyleminden, demokrasi anlayışının sadece başörtüsü özgürlüğüyle sınırlı olduğu algısına kapıldım. Dilerim böyle değildir. (Gürültüler) Ben böyle bir algıya kapıldım. Bakın, siz konuşurken şöyle İnternet'e cep telefonundan "başörtüsü yasağı" diye bir iki şey yazdım, bir iki şey çıktı. Bakın arkadaşlar, başörtüsü yasağı...
BAŞKAN - Bir saniye. Bak şimdi şu başörtüsü meselesini kapattık.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Sayın Başkanım, bir saniye, siz niye benim söz söyleme özgürlüğümü kısıtlamaya çalışıyorsunuz? İzin verin lütfen, izin verin, ben oradan valilere geleceğim; bakın, valilere geleceğim ben oradan.
BAŞKAN - Siz valileri anlatın, valileri.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Anlatacağım valileri, oradan geleceğim. İzin verin efendim.
BAŞKAN - Yeni bir şey çıkarıyorsunuz.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Hayır efendim, siz benim konuşmamı sınırlayamazsınız.
BAŞKAN - Sınırlamıyorum. İş çıkarmayın.
TUFAN KÖSE (Çorum) - İş çıkartmayacağım size, dinlerseniz siz de iş çıkartmayacağımı göreceksiniz zaten; bakın, hiçbir şey çıkmaz.
Ben de 1984'te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine girmiş bir öğrenciyim. Bu, başörtüsü yasağı önce Kenan Evren'in döneminde çıkmış. 1984'te filan da böyle çok uygulanan bir şey değildi. 1987'de rahmetli Özal bunu aslında bir kanunla düzeltmeye çalışıyor ama Kenan Evren dava açıp iptal ettiriyor, Cumhurbaşkanının yetkisi var biliyorsunuz. Daha sonra tekrardan serbest hâle geliyor ta Kemal Gürüz'ün dönemine kadar. Bakın, SHP'nin de açtığı bir dava var ama Anayasa Mahkemesi onu da reddediyor.
Şimdi, geçtiğimiz seçim kampanyası döneminde Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller Adalet ve Kalkınma Partisinin seçim kampanyasına ciddi oranda destek verdiler, mitinglerine katıldılar, toplantılarına katıldılar filan, böyle maddi manevi destek verdiler. Bakın, Tansu Çiller Başbakanlığı döneminde ya da Başbakan olmadan hemen önce yurt dışında geziyor ve diyor ki oralarda: "Türban yanlılarını ancak ben durdururum." Cumhuriyet Halk Partisinin türban yasağında hiçbir dahli yok. "Var." diyen varsa çıksın, gelsin; hiçbir dahli yok, bakın. Sayın Grup Başkan Vekili, getirin, şu anda açın internetten "Var." deyin, söyleyin.
Yine kampanyanıza çok önemli destek veren Mesut Yılmaz imam-hatiplerin kapatılması konusunda onları, "İmam-hatip kapatılmasın." diyenleri "Aydınlıktan korkan yarasalar." diye nitelendiriyor.
Bakın, iğneyi kendinize batırın önce bir, iğne batırın yeter. Bu kıyafet genelgesi falan filan... Başörtüsüyle bizim bir sorunumuz yok, Sayın Engin Altay söyledi "Bir demokrasi ayıbıdır." dedi, ben de aynen katılıyorum, bu, demokrasi ayıbıdır. Kimsenin dinî inancından dolayı giydiği kıyafetlere karışılmasın, üniversitede okuyabilsin, hiçbir problem yok. "Bunun rantını yıllardır yiyorsunuz, yeter artık!" dedi Sayın Altay.
BAŞKAN - Sayın Köse, şu valiliğe gel artık.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Geliyorum efendim, bekleyin, 5 dakika oldu, bakın, ilk defa konuşuyorum yani bu kadar mı tahammülsüzsünüz?
BAŞKAN - Tamam, şu valiyi anlatın, daha çok konuşacağız nasıl olsa, şu işin üstünden bir geçelim, ondan sonra.
TUFAN KÖSE (Çorum) - Ben başörtüsü konusunu kapattım, bunun rantını yemeyin artık, yeter.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu kanuna şöyle topluca baktığımda olağanüstü hâli olağan yönetim sistemi hâline getirdiğinizi görüyoruz ki ben işin esasında yapılan Anayasa değişikliğinden sonra bu kanunun onun tamamlayıcı hükmü olduğu inancını taşıyorum. Yani bu kanunla ve öncesinde yapılan Anayasa değişikliğiyle beraber Türkiye'de gerçekten olağanüstü hâl olağan rejim hâline getirilmiş durumda. Seçilmiş diktatörlükle yönetilen, üçüncü sınıf demokrasi sayılan bir ülke hâline geldik.
Şimdi, valilerle ilgili söyleyeceğim söz şu: Biliyorsunuz, valilik istisnai memuriyet. Yani valilikte liyakat nasıl aranıyor bilmiyorum tabii ama istisnai memuriyetlerde bir eğitim şartı bulunmuyor, benim gördüğüm o. Eğitim şartı bulunmadığı için de valiliği atamaya yetkili organ -her kimse, şu anda tabii ki Cumhurbaşkanlığı makamı, Bakanlar Kurulu ve Başbakanlık ortadan kaldırıldığı için- dilediği şekilde, herhangi bir liyakat şartı aramaksızın bu valiyi atayacak.
Geçmişten kalan bir söz var biliyorsunuz, işte, birisini vali yapmışlar da önce babasını keser falan diye... Ben tam teferruatına girmeyeyim o şeyin. Böyle valiler de atanabilir önümüzdeki süreçte ki uzun yıllardır Sayın Cumhurbaşkanının ya da yakınındakilerin gözüne baktığında dediğini anlamayan insanların vali olmasının ya da olsa bile kalmasının mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz. Bırakın Sayın Cumhurbaşkanını, bırakın Sayın Başbakanı, valilerin illerdeki bir kısım milletvekilinin -iktidar partisinin birçok milletvekilini tenzih ediyorum ama- elinde oyuncak olduğunu görüyoruz. Bakın, buna trafikte öne geçme hakkı dâhil yani kimin arabası öne geçecek, kimin arabası daha iyi yere park edecek noktasında bile sayın valilerle bir kısım sayın milletvekili arasında tartışma yaşanıyor. Yani partili bir Cumhurbaşkanının atayacağı valiler eğer partili Cumhurbaşkanının ya da onun yetkilendirdiği insanların gözüne bakmıyorsa, baktığında ne dediğini anlamıyorsa orada kalma şansı yok. Böyle bir valiliğe de bu kadar yetkiyi vermek... Hem liyakat şartı yok, istisnai memuriyet hem partili Cumhurbaşkanı tek başına atıyor, herhangi başka bir şey yok. Sayın Cumhurbaşkanına herhangi bir hukuksal sorgu yapılamadığı gibi, kendisine yakın olanları da o kutsal korumanın içerisine aldı. Ben bu türden yetkilerin verilmesinin 21'inci yüzyılda demokratik olgunluğunu geliştirdiği iddiasında olan -ki öyle söylüyorlar sürekli iktidar partisinin milletvekilleri ve yetkilileri- demokrasisinin derinleştiği iddiasında olan bir Türkiye'ye yakışmadığını düşünüyorum.
Son söz olarak -şimdi şeyi hatırlatmak istedim buradan notlarıma bakarken, onu kaldırmışım herhalde- 20 Temmuzdaydı zannedersem olağanüstü hâlin ilan edildiği gün. 20 Temmuzda gerek şu anki Anayasa Komisyonu Başkanı -dönemin Adalet Bakanı- Bekir Bozdağ'ın ve gerekse Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili Sayın Naci Bostancı'nın konuşmalarını dinlediğimizde olağanüstü hâlin üç aylığına ilan edildiği... Çünkü üç gün, dört gün evvel kol kola geziyorduk Mecliste, bombalanırken burası, çok iyiydi diyaloglar. Bekir Bozdağ "Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, diyaloga çok açık olacağız. Bundan sonra demokrasi bu Mecliste en yüksek şekilde yaşanacak." diye geziyordu. Dört gün sonra da çıktı, dedi ki: "Biz olağanüstü hâli üç ay da sürdürmeyi düşünmüyoruz, belki çok daha kısa bir sürede bitireceğiz." dedi, tam iki sene sürdü. O da bu yasayla birlikte, Anayasa değişikliğiyle birlikte OHAL olağan yönetim şekline geldikten sonra bitirilebildi. E, neresinde bunun demokrasi? "15 Temmuz" diyorsunuz "darbeciler" diyorsunuz, en ağır şekilde cezalandırılsın, darbeye karışanlar en ağır şekilde cezalandırılsın, FETÖ terör örgütü ve diğer terör örgütlerine üye olanlar ve yönetenler en ağır şekilde cezalandırılsın ama hiçbir yasal gerekçesi olmaksızın, FETÖ'yle de alakası olma ihtimali olmayan binlerce kamu görevlisinin olağanüstü hâl kararnameleriyle işten atılmasını da kabul etmek mümkün değil.
Bakın, Konya'dan İstanbul'a tayini çıkan bir polis memuru var, Konya'dan İstanbul'a tayini çıkmış, Konya'da da bir kooperatife girmiş. Konya'daki kooperatife İş Bankası'yla havale gönderiyormuş. İş Bankası da komisyon mudur artık, havale ücreti midir, çok alıyormuş; kooperatifi aramış, kooperatif demiş ki: "Kardeşim, biz Bank Asya'yla anlaştık, Bank Asya bizden, kooperatiften havale ücreti almayacak." Göndermeye başlamış Bank Asya'dan havaleyi Konya'ya ve görevinden atıldı bu adam olağanüstü hâl kararnamesiyle. İsmini, soyismini vereyim eğer ilgilenmek isteyen bir iktidar partisi yetkilisi varsa.
Değerli arkadaşlarım, bunun neresinde demokrasi? Yani birçok örneği var da hangisini sayacağız? 15 Temmuzun 14 Temmuzu var. 15 Temmuz akşamüzeri saat beşte, altıda başlamış bu işler, öğleye kadar bir şey yoktu. O zamana kadarki koşulları hiç değerlendiriyor musunuz? "Allah verdikçe veriyor." denilen Yargıtay ve Danıştay üyelerini hatırlıyor musunuz? Yalandan bir suikast iddiasıyla memleketin en gizli, en mahrem, en korunması gereken yerlerine FETÖ'cü savcıları soktuğunuzu hatırlıyor musunuz? Kim soktu bunları, kim soktu?
Bakın, o dönemlerde anlatıyorlardı ordu komutanları filan, hatta İlker Başbuğ anlattı bir cezaevi ziyaretimizde yani ne yapalım, o şeye sokalım mı, sokmayalım mı filan. Hatta şimdiki Cumhurbaşkanı, o zamanın Başbakanıyla, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'la da telefonla görüşmüş. Diyor ki adam: "Sokmasam bana da 'FETÖ'cü' diyecekler. Soksam bir türlü, sokmasam bir türlü." Yani o gün biz gittiğimizde "Niye soktunuz siz, niye önlem almadınız? diye biraz itham eder gibi konuşmuş olmalıyız ki Sayın İlker Başbuğ'u, böyle şeyler söyledi ve anlattı. Şu an konu o olmadığı için getirmedim, saat saat, ay ay, niye tutuklandığına ilişkin internet sitelerinin açılma, kapanma tarihleri...
Değerli arkadaşlarım, eğer FETÖ'cü terör örgütü devletin bu kadar en önemli noktalarına kadar gelmiş ve yer sahibi olmuşsa bunun en baş sorumlusu birlikte iş tutan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıdır. Demokrasi konusunda da demokrasinin geliştirilmesi, demokrasinin derinleştirilmesi ve olgunlaştırılması konusunda da en son söz söyleme hakkı olan parti de Adalet ve Kalkınma Partisidir. Yeniden iktidar olmuş olmanız sizin demokratik olgunluk kazandığınızı göstermeyeceği gibi, kitlelerin, insanların aydınlatılmamış iradeleriyle aldığınız oyların da size bir meşruiyet ve demokratik gelişmişlik sağlamayacağını bilmenizi isterim. Bu mücadele devam edecek. Biz 21'inci yüzyılda bu memleketin, Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş ülkeler seviyesinde bir hukuk devleti olana kadar ve gelişmiş ülkeler kadar demokrasisini geliştirene kadar bunun mücadelesini vereceğiz.
Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.