| Konu: | Askeri Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 96 |
| Tarih: | 24.06.2021 |
BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir torba kanunu görüşüyoruz. Asker kişilerin yargılanma usullerine ilişkin Askeri Ceza Kanunu'nda bazı değişiklikleri içeren torba yasayı görüşüyoruz. Tabii, mesele şu: Aslına bakarsanız sorun mevzuat sorunu olmanın ötesinde zihniyet sorunudur, arkadaşlarımız komisyon aşamasında bununla ilgili itirazlarını söylediler. Eğer kafanızın içini değiştiremezseniz sorunu çözemezsiniz, asıl mesele kafanızın içini değiştirmekle ilgili bir konu.
Bakın, şimdi, 2013 Temmuz ayında, burada hep darbelerin dayanağı olarak gösterilen İç Hizmet Kanunu'nun 35'inci maddesi oy birliğiyle değiştirildi. Ne dendi? "Darbeler bundan sonra olmayacak." Aradan tam üç yıl geçti, 15 Temmuz 2016'da hain darbe girişimiyle karşı karşıya kaldık ve hep beraber buna karşı direndik. Ne oldu? Darbelerin gerekçesi yapılan İç Hizmet Kanunu'nun 35'inci maddesi değişti, mevzuat değişti de ne oldu üç yıl sonra FETÖ'cüler darbe yapabildiler? Çünkü siz, bir yandan kanunu değiştirirken bir yandan da komuta kademesini değiştirdiniz. FETÖ'cüleri devletin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bağrına yerleştirdiniz, üç yıl böyle geçti.
Değerli arkadaşlar, bakın, 2011 yılı ile 2013 yılı arasında Yüksek Askerî Şûrada albaylıktan generalliğe terfi edenlerin tümü, 2014 yılı ile 2015 yılında generalliğe, amiralliğe terfi edenlerin yüzde 80'i 15 Temmuz darbe girişiminin sanığı olarak gözaltına alındılar. O kanunları değiştirirken bir taraftan da Silahlı Kuvvetlerin yapısını, komuta kademesini değiştiren anlayış mevzuat değişikliğiyle asker-sivil ilişkilerini düzenlemenin mümkün olmayacağının en büyük deliliydi tarihimizde, yakın tarihimizde.
Peki, şimdi, "Hadi, 15 Temmuz ders olmuştur, bir daha bu işleri yaşamayız inşallah." derken dönüp bugüne geliyoruz. Şimdi ne oluyor? Şimdi de öyle değil mi? Bakın, değerli arkadaşlar, soruyorum: Cübbeli amirale ne yaptınız? Tarikat merkezine giden, apoletleriyle, resmî araçla, cübbesiyle giden amirale, Mehmet Sarı'ya ne yaptınız? Hangi irade koruyor bunu? Yani biz burada bu kanunu konuşurken, orada bu işler devam ediyor hâlâ, o amiralleri koruyan kim? Ya da 103 amirali derdest ederken, Montrö'yü savundu diye ya da cübbeli amiraller tarikat merkezine gitti diye sadece görüş açıklayan 103 amirali sabaha karşı derdest edip günlerce içeride tutarken, bu cübbeli amirali koruyan irade hangi irade? Bu irade Türkiye'yi hangi maceraların içine sürüklüyor? Dönüp bunu hep beraber bir düşünelim, aklımızı başımıza alalım.
Yani şimdi, Tuğgeneral Serdar Atasoy, istihbaratın başına getirildi; rütbesini FETÖ taktı, kendi söylüyor, itirafçı oldu, rütbesini FETÖ taktı ve bu, 15 Temmuzdan önce gelmedi istihbaratın başına, en kudretli zamanınızda, sarayın en kudretli zamanında... Rütbesini FETÖ'nün taktığı bu amirali, generali, Serdar Atasoy'u koruyan irade hangi irade? Bu iradeden hesap sormadığımız sürece bu işler böyle devam eder. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, cambaza bak cambaza oyununu bırakalım, cambaza bak cambaza oyunundan vazgeçelim; ciddi biçimde devleti, Silahlı Kuvvetleri, ülkeyi teslim almaya çalışan ve her koridoru paylaşan tarikat ve cemaatlere karşı ciddi, esaslı, kararlı bir duruşta samimiyet göstermek zorundayız.
Bakın, yıllar sonra, altı yıl sonra Balyoz davası kumpası yeniden ısıtıldı; vatanseverlerin tepesinde Balyoz kumpası bir tehdit olarak şimdi, yeniden sallanmaya başladı. Altı yıl sonra Balyoz kumpasını ısıtan irade hangi iradedir? Dönüp bunu sormak zorundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı).
BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun.
BÜLENT TEZCAN (Devamla) - "Kumpaslarla hesaplaşma" diyorsak dönüp bunun hesabını sormak zorundayız.
Bakın, İlker Başbuğ çıkıp ne demişti? "FETÖ'nün siyasi ayağını arıyorsanız, dönün, asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan kanun teklifinin altında kimlerin imzası olduğuna bakın." demişti.
Şimdi asker kişilerin siviller tarafından derdest edilmesini içeren bir kanun teklifini yine görüşüyoruz ve bu çerçevede şu soruyu herkesin sorma hakkı var: Bunu yeniden görüştüren irade hangi irade?
Son sözüm şudur: 15 Temmuzdan sonra Yenikapı Buluşması'nda Sayın Genel Başkanın çok önemli bir uyarısı vardı "Camiye, kışlaya, adliyeye siyaseti sokmayın." diyordu. Her 3'üne de siyaseti sokmakta kararlısınız. Bundan vazgeçmediğiniz sürece Türkiye düze çıkmayacak.
Hepinize teşekkür ediyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)