GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:101
Tarih:08.07.2021

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, bir yargı paketi daha görüşüyoruz. Büyük müjdelerle, müjde adı altında verilen yeni bir paket. Pakete dair eleştirilerimizi, görüşlerimizi, muhalefetimizi burada sunduk. Adalet Komisyonu üyelerimiz, partimiz adına konuşan bütün arkadaşlarımız bunları ayrıntılarıyla anlatıyor. Ben olaya biraz tersten bakacağım; ya, adaletsizlikte neredeyiz gerçekten? Yani en sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Hani, bir yerde yangın vardır, insanlar her an büyük bir tehdit altındadır, tehlike altındadır, ona çözüm bulmak gerekirken güllük gülistanlık ya da böyle ufak tefek, makyaj niteliğinde, aslında işin esasına dokunmayan değişikliklerle her seferinde bu Parlamento çalıştırılıyor ve adına da işte "yargı reformu" "torba yasalar" "insan hakları eylem planları" denilerek, büyük büyük haberlerle bunlar geçiriliyor. Yani aslında bu iktidarın hukuk yapma mantığını özetleyecek olursak ifade olarak ben "torba yasa" derim ya da "yargı reformu" derim ve bunun içinde hiçbir şey olmadığını söylerim.

Şimdi, 2002 yılında, AB uyum yasalarıyla başlayan, mevzuata yönelik değişiklikler silsilesi vardı, hatırlarsınız ve akabinde, şimdi de "yargı reformları" adıyla yapılıyor. O zaman "Avrupa Birliğine giriyoruz." muştusuyla bunlar yapılıyordu ve şunu diyorlardı: "90'lı yıllara egemen olan hukuksuzluğu kaldırıyoruz. Avrupa kriterlerine uygun yasalar çıkartıyoruz." O zaman kolluğun yetkileri daraltıldı, uzun gözaltı süreleri indirildi, sözde işkence uygulamaları kaldırıldı ama 2005 yılından sonra yürürlüğe giren ceza mevzuatı başta olmak üzere, tüm yasalar -aslında, iktidarı koruyacak, muhalefeti susturacak şekilde yeniden düzenlenen kanunlar- çorbaya dönüştürülmüş durumda. Gerçekten tam bir çorba hâliyle karşı karşıyayız. Yeni hukuk fakültesini bitirenler nereyi, nasıl okusunlar, onlara acımamak mümkün değil.

Şimdi, işin garip tarafı, bir hukuksuzluk rejimi şu anda var yani "diktatörlük" diyoruz, "faşizm" diyoruz, "totaliter rejim" diyoruz ama hani, bütün bunların dışında tam anlamıyla hukuksuzluk egemen bir vaziyette ve halka masal anlatır gibi müjdeler veriliyor her seferinde işte "Yeni reformlar geliyor." diye. Fakat "Yeni İnsan Hakları Eylem Planı" dendikçe ne oluyor? Sokakta daha çok gözaltı oluyor, yargı daha çok tutuklama yapıyor, daha çok hukuksuz karar veriyor, cezaevlerinde işkencenin haddi hesabı yok. Artık cezaevlerinde, gözaltı merkezlerinde değil, sokakta gazetecilere varan, siyasetçilere varan, milletvekillerine varan işkence ve kötü muamele uygulamaları var ve bu konuda, hiçbir şekilde, bu uygulamaları giderecek bir düzenleme bu tekliflere yansımıyor.

Şimdi, İnfaz Yasası'nda, çok geçmişe gitmeye gerek yok, yakın süreçte bir değişiklik yapıldı ve istismarcılar, tecavüzcüler, mafya liderleri, katiller ardı ardına serbest bırakıldı. Ya, anneler ve çocuklar için de ayrım yapıldı. Siyasi tutuklu olan anneler ve çocukları cezaevinde ama başka adli vakalardan tutuklu olanlar tahliye edildiler. Mafya liderleri tahliye edildi, cezaevlerinde özel kahve siparişleriyle, kebap siparişleriyle özel odalarda beslendi ama hasta tutuklular siyasi suç olduğu için içeride tutuldu. O zaman burada şöyle bir konuşma yapmıştım, çok iyi hatırlıyorum, dedim ki: "Bu bir idam kanunudur." "İçerideki hasta mahpuslara 'Sizi aslında idam ediyoruz, siz orada kalacaksınız ve öleceksiniz.' diyorsunuz." dedik ama hasta mahpuslar meselesi hâlâ çözülmedi. Her gün, bir hasta tutuklu daha yaşamını yitirecek diye, yitirmesin diye burada konuşmalar yapıyoruz. Türkiye cezaevlerinde şu anda 600'ü aşkın sayıda ağır olmak üzere 1.564 hasta mahpus var. Ve bir resmî rapor var, bu raporda 12 tutuklunun yaşamını kaybettiği ifade ediliyor. Oysaki İHD'nin tespitlerine göre sadece 2020 yılında hastalık nedeniyle yaşamını yitiren -hasta tutuklu- 49 kişi. 49 can, hastaneye gidemeden, ailesiyle vedalaşamadan taammüden öldürülüyor; hukukta bunun adı bu. Çünkü infaz ertelenmiyor ve infaz erteleme kararları verilse bile ATK'den savcılar bırakmıyor. Peki niye bırakmıyor? Size bir iki örnek getirdim, onları vereceğim. Ahmet Çakal, 1953 doğumlu, Adli Tıp Kurumu şöyle bir rapor vermiş, demiş ki: "İnfazın ertelenmesi uygundur." Adli Tıp Kurumu bu konuda çok az karar veriyor, aslında tamamen iktidarın görüşleri doğrultusunda; suçuna bakıyor, raporunu da suça göre tespit ediyor. Ahmet Çakal -ilginç- çok ağır hasta, her an yaşamını yitirebilir, Şakranda tutuluyor ve savcılık bir karar veriyor -resmî karar da bende- hakikaten dehşete düşmemek mümkün değil, şöyle diyor, aynı cümlelerle: "Hükümlünün örgütten ayrıldığına veya itirafçı olduğuna dair herhangi bir kararın bulunmadığı, devlet ve toplum güvenliği açısından tehlike arz edebileceği sebebiyle infaz erteleme talebinin reddine..." Şimdi, bu ne demek? Bir devlet, kendisine karşı işlenen suçlardan dolayı bir şahsı, bir yurttaşı tutukluyor, cezasını veriyor. Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, cezaevine girdikten sonra o kişi örgüt üyesi olamaz zaten; artık siz cezalandırmışsınız, o hükümlü ve örgütle bağının devam ettiğini bu kararla kabul ediyorsunuz. "Örgütten ayrılma" ne demek ya, "ayrılmak" ne demek? Yani bütün tutuklulara ve hükümlülere "Siz pişman olacaksınız." diyor. Onurlarına kastediyorsunuz ya, insanların haysiyetiyle oynanıyor. Pişman olmak zorunda değil. Ona göre, pişmanlık, sonuçta itirafçılık kabul edilemez bir müessese. Bu karar şu anda bütün cezaevlerinde uygulanıyor ve işte, bu infaz paketiyle sözde, iyi hâlli olanlar... İşte, efendim, altı ayda bir, idare gözlem kurulu raporları değerlendiriyordu. Savcıya geniş yetkiler verdi bu infaz paketi ve savcı tam da bu sebeple "Pişman olmadı, itirafçılık yapmadı, cezaevi görevlilerine yardımcı olmadı." diye otuz yıldır içeride olan hükümlülerin infazını altı ay süreyle uzatıyor; otuz yıldır cezaevinde, diyor ki: "Altı ay uzattım, altı ay uzattım..." Buna dair her gün bu mektuplar geliyor bize. Yani devlet, kendi denetiminde, gözetiminde; her türlü denetimi, engellemeyi yapıyor, diyor ki: "Ama sen hâlâ örgütle bağ içindesin." O zaman örgütle arasındaki bağı devlet mi kuruyor acaba? Böyle bir mantık, böyle bir anlayış kabul edilemez. Bu infaz paketi tamamen insan hak ve özgürlüklerine, demokratik geleneklere aykırı ve siyasi tutukluları içeriden bir daha çıkarmamak üzere -altını çiziyorum, bir daha çıkarmamak üzere- hazırlanan bir pakettir ve şu anda en ağır hâliyle uygulanıyor.

Yine, bugün bir mektup aldım, onayı olmadığı için adını açıklamayacağım. Bir kadın - hangi cezaevinden yazmış bakayım, sanırım Şakran- diyor ki: "On yıldır içerideyim." Şunu demişler -altını çizmişim- en son sözlü olarak, yazılı cevap bile vermemişler: "Samimiyet, tasnif kararı bulunmadığı için değerlendirmeye almayacağız." Yani tahliye olması gerekiyor bu kadının, on yıldır cezaevinde, yazılı cevap da vermiyorlar; samimi değilmiş! Ya, neye göre samimi? Kime göre samimi? Yani siz bu değerlendirmeleri yaparken hürriyeti tahdit suçunu işliyorsunuz.

Şimdi, neticede, ortada büyük bir keyfiyet var, büyük bir adaletsizlik var. Mahkemeler her gün iktidarın istediği kişilere ceza veriyor, yakalama çıkarıyor, tutuklama çıkarıyor, istinafta onuyor, Yargıtayda onama kararı veriyor ama kendilerinin işlediği suçlara, ayan beyan olan suçlara hiçbir şekilde dokunmuyor. Bir de önümüze getiriyorlar bu paket gibi, içinde suya sabuna dokunmayan, böyle uyduruk uyduruk, kıytırık maddelerle "Hadi, bunu onaylayın." diyorlar. Ya, siz yangını söndürmüyorsunuz; sokakta işkence var, bunu önlemiyorsunuz; tutuklulara ömür boyu, orada ölecek üzerine bir infaz düzenlemesi yapıyorsunuz. Aslında bütün siyasi tutuklu ve hükümlülere idam cezası veriyorsunuz, hem de hukuka aykırı bir şekilde ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen bunu yapıyorsunuz; sonra gelip bize İnsan Hakları Eylem Planı hikâyesini, masalını anlatıyorsunuz. Bunu yutmuyoruz, bunu vatandaş yutmuyor.

Şu anda cezaevlerinden bizi izleyenler çok ciddi bir sorun yaşıyor. Nedir o sorun? Pandemi tedbirleri, salgın tedbirleri. Bu da başka bir adaletsizlik. Bütün kısıtlamalar kaldırıldı, 2 yerde kısıtlama kaldı. Neresi? Bugün İYİ Partinin önergesi vardı, müzik çalan yerlerin 24.00'ten sonra müzik yapamaması ve cezaevlerindeki salgın tedbirleri. Özel bir pandemi infaz rejimi var şu anda. Bizim çok yakın arkadaşlarımız da cezaevinde olduğu için, bunları ailelerden ve yapabildiğimiz ziyaretlerden öğreniyoruz. Ya, geçen yıl galiba Mart 11'di, pandemi tedbirleri başladı, işte, haziran bitti, temmuzdayız; bir buçuk yıldır insanlar aileleriyle görüşemedi, açık görüş yapamadı. Herkes ortada, her yer açık, hepimiz özgürce dolaşıyoruz ama çocuklarını yeni doğan çocukları -1,5 yaşında- daha göremediler; eşlerini, annelerini, babalarını göremediler. Çok yakında, 20'sinde Kurban Bayramı var, sordum araştırdım, dedim ki: Acaba bir görüş hakkı verildi mi? Bırakın görüş hakkını, telefon hakkı bile verilmemiş yani bayramda ailelerini aramaları için bir telefon hakkı bile verilmemiş. Neymiş? Temmuzda iki kapalı görüş yapılacakmış, bir de telefon hakkı olacakmış.

Şimdi, cezaevlerindeki pandemi kısıtlamaları tamamen coronayı bile fırsata çeviren -her konuda olduğu gibi- bir iktidar aklıyla bizi karşı karşıya bıraktı. Şu anda insanlar sohbete çıkamıyor cezaevinde, futbol oynayamıyor, arada bir gittikleri o sanatsal faaliyetleri yapamıyor. Odalarında tek başlarına, 2 kişiyle yıllardır kalıyorlar ve ayrıca bu bir cezaya dönüşmüş durumda. İşte, bunun adı keyfiyettir, işkencedir ve hukuksuzlukta zirve yapmaktır yani bunu kaldırmanız gerekiyor. Cezaevlerinde yaşananlar, hasta mahpuslar, infaz yakmaları, denetimli serbestlik uygulamaları ve cezaevlerindeki kötü muameledeki isyanlar arşı aştı artık. Yani bize mektup geliyor, size gelmiyor mu? Bizce size de geliyor. Her bir cezaevi neredeyse bir işkence merkezine dönüşmüş durumda. Bunu anlatıyoruz bu kürsüden ama tabii ki bu sefer AYM'ye ya da işte hukuka uygun çok istisnaen verilen kararlara da itiraz ediliyor. Yani artık tuzun koktuğu, sözün bittiği, denizin bittiği bir noktadayız. Hakikaten adaletsizlik tarihin en büyük zirvesine ulaşmışken bizi böyle kanun teklifleriyle, taslaklarla, yargı paketleriyle oyalamak istediğinizi çok iyi görüyoruz. Biz sizi çok iyi tanıyoruz. Bu iktidarın mantığını artık bütün Türkiye gördü.

Tabii, bir de yargının verdiği kararlar var, cezasızlık kararları var; faili meçhul cinayetler, kasten katliam girişimleri, katliamlar, hepsinde cezasızlık politikasıyla örtülü bir af durumu da var.

Medeni Yıldırım Lice'de, çözüm süreci döneminde jandarmalar tarafından katledildi. Ben cenaze törenine gitmiştim, morga gitmiştim annesiyle beraber; o gün hayatım boyunca unutamayacağım günler arasına girdi. Unutamayacağım çünkü annesi bana üniversite sınavını kazandığı belgeyi verdi morgun önünde. Çocuk üniversite sınavına girmiş, kazanmış ve ona gelmiş; bunu göremeden evden çıkmış, askerler ateş açmış, öldürülmüş. Kaç yılında? 2013'te. Karar dün verildi. Öldüren şahısla ilgili, Adem Çiftçi'yle ilgili on sekiz yıla kadar hapis cezası istendi. Önce beraat kararı verdi Diyarbakır 7. Ağır Ceza, istinaf bu kararı bozdu. Şimdi, dün tekrar Adem Çiftçi beraat ettirildi. Bu karar Adem Çiftçi'ye "19 yaşındaki Medeni Yıldırım'ı iyi ki öldürdün." kararıdır, "Ben seni destekliyorum." kararıdır, "Gençleri öldürebilirsin, Kürt gençlerini haydi haydi öldürebilirsin." kararıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım Sayın Meral Hanım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bu sadece bir örnek, Medeni Yıldırım sadece bir örnek. Askerlerin ateş açtığı sabit, kimin ateş ettiği sabit, hangi silahtan çıktığı sabit; siz neye dayanarak beraat kararı veriyorsunuz? İşte "Hukuksuzluğun, adaletsizliğin zirve yaptığı dönem." derken bunu söylüyoruz.

Dün, Vedat Aydın'ın otuz yıldır bekleyen dosyasında beraat kararı verildiğini anlattım. Musa Anter'in dün duruşması vardı, Filiz Vekilimiz gitmişti. Süreyi unuttum, bir yıl kaldı galiba. Bir gazeteci, bir bizim Ape Musa'mız; yani, tarihte o kadar önemli bir yeri var ki. Ya, bir yıl kaldı zaman aşımına. Bir gazeteci, 80 yaşında bir gazeteci cinayetinde bile ceza verilmiyor. İşte, AKP-MHP Türkiyesinin resmi budur. "Bize destek olmayanlara ceza veririz ve öldürenlere de beraat veririz." anlamındadır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)