GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Askeri Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:94
Tarih:22.06.2021

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen sevgili halkımız; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Evet, 17 Haziranda İzmir il binamıza yapılan saldırıyla genç bir kadın arkadaşımız katledildi: Deniz Poyraz. Yastayız o günden beri, hâlâ taziyelerimiz devam ediyor. Türkiye'nin dört bir yanından il ve ilçe binalarımızı başsağlığı dilekleri için hem ziyaret edenler hem arayanlar hem soranlar var; bu vesileyle bizi arayan, soran, başsağlığı dileğinde bulunan, mesaj atan herkese çok teşekkür ediyoruz.

Evet, ne oldu 17 Haziran 2021 tarihinde? Doğrusu bunu anlatmak çok kolay değil. Hakikaten olayın ilk duyulduğu andan, duyduğumuz andan itibaren heyet olarak İzmir'e geçtik eş başkanlarımızla birlikte, sonraki gün de milletvekillerimizin önemli bir bölümü geldi, Merkez Yürütme Kurulu üyelerimiz, diğer partilerden katılımcılar oldu ve on binlerce insanla Deniz'i toprağa verdik.

Peki ne oldu? Yani Deniz niye katledildi? Deniz'i katleden iklimi kim yarattı? Buna sebep olanlar kimdi? Sadece tetiği çeken miydi? Bunu çok iyi tartışmamız gerekiyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin özellikle bunu çok iyi tartışması gerekiyor. Ben yanılıyor olabilirim ama okumalarımdan ve bilgimden, tabii ki iddialı değilim, Türkiye tarihinde ilk defa bir partinin il binasının içinde -içinde, altını çizerek söylüyorum- silahlı bir cani girip bir kadını 10 kurşunla katlediyor. Dışarıda siyasiler öldürüldü, sokakta, Muhsin Melik gibi; bizim Mehmet Sincar Milletvekilimiz Batman'da katledildi. Gazeteciler, faili meçhul cinayetler, Türkiye bunların bir çoğunu yaşadı ama ilk defa -ilk defa- Türkiye'nin 3'üncü büyük partisinin, 2'nci büyük muhalefet partisinin binasında, İzmir gibi Türkiye'nin en büyük şehirlerinden birinde -ve huzur kenti olarak bilinir İzmir; insanların birbirine yakın olduğu, nefret ikliminin olmadığı bir ortam olarak bilinir- bu cinayet işlendi. Peki, bu cinayetin işlendiği bina nerede? Konak'ta. İzmir'i Türkiye'de yaşayan birçok insan bilir, Konak çok merkezî bir yerdir, göz önünde bir mekândır ve dahası da var, sadece merkezî bir yer değil, kapıda her gün yirmi dört saat polis var, yirmi dört saat, istisnasız söylüyorum. Neden? Çünkü bir buçuk yıldır orada kurulan bir çadır var -çadırı sonra değerlendiririz- ve o çadır ben arkadaşlarımla birlikte gittiğimde de boştu ama o çadır korunuyordu. Boş çadır korunuyor ama hemen karşısında, şu kadar mesafede binanın girişinde bir katil, bir cani elinde silahlı çantayla içeri giriyor, binanın her tarafı kameralarla izleniyor ve onun gidişi engellenmiyor. Sadece bu kadar da değil, bizim, orada tanıklarla da konuştuk... Tamamen tesadüfler zinciriyle Deniz kardeşimiz tek başınaymış. İl Eş Başkanımız Abdulkadir Baydur olaydan hemen hemen bir dakika sonra kapıda ve yukarı çıkmak üzereyken 3 sivil polisin yukarıya baktığını görüyor, "Ne oluyor?" diyor. Diyor ki: "2'nci kata baskın var." Nasıl yani? 2'nci katta HDP var. "Ne oldu?" diyor, O arada "Saldırı var." diyorlar. Yüksek katlı bir bina, onlarca daire var. Silah sesleri geliyor ve bir silah sesi değil, 30 mermi sıkılmış, 30. Bunun üzerine, silah sesleri gelmesi üzerine tabii ki İl Başkanımız içeri girmeye çalışıyor, tutuluyor falan ve olaydan dakikalarca sonra -böyle hemen değil, onun süreleri de var- yukarı çıkılıyor ve tahmin edin ne yapılıyor? Pardon, katil aşağıya iniyor, işte o çok tarihî sözle "Adın neydi ağabeyciğim?" diyorlar -hani okşayacaklar, belini sıvazlayacaklar ya- işte, o da adını söylüyor. Ogün Samast ve daha birçok insan gibi, katilin desteklendiği, belinin sıvazlandığı bir cinayet daha. Neredeyse kucaklayacaklar katili yani ellerinden gelse kucaklayıp alnından öpecekler. Onu götürüyorlar gözaltına ve binada keşif yapılmıyor biliyor musunuz, bunların hepsini araştırdım, sadece 2'nci kata gidiliyor ve diğer bina sakinleri şunu söylüyor: "Ya, gelip sormadılar bile." 1 kişi miydi, 2 kişi miydi, 3 kişi miydi, bunu bile sorma gereği duymuyorlar ve biz binaya baktığımızda, bizim il binamızın kapıları tek tek kurşunlanmıştı, her tarafa kurşun yağdırmıştı ve katil -adını anmak istemiyorum- o cani diyor ki: "Ben diğer odalarda insanlar vardır diye bilerek kapılara sıktım." Bu da yetmiyor, Deniz'in kafasına da tekme atıyor, fotoğrafını çekiyor ve WhatsApp durumundan paylaşıyor, kendisi ilan ediyor aslında, bunu WhatsApp durumundan paylaşıyor ve gözaltına alındıktan sonra da sosyal medya paylaşımları siliniyor. Kim sildi, nasıl sildi? Hiç bilmiyoruz, şu ana kadar da bir yanıt almış değiliz.

Evet, bu meselede hakikaten soracak çok soru var. Biz bu iklime nasıl geldik, bu nefret iklimine, bu kötülük iklimine, bu cinayet iklimine, bu katliam ortamına nasıl geldik ya? Ya da tersten sorayım: Nasıl olmasın ki, nasıl olmasın? Bir medya var, yandaş medya. Hele bugünlerde Peker'in açıklamalarından sonra çokça popüler oldu ya Veyis Ateşler, Özışıklar, vesaireler. Parayla çalışıyorlarmış, milyon dolarlarla çalışıyorlarmış. HDP'ye saldırmak için, HDP'nin kuyusunu kazmak için, iktidarın borazanlığını yapmak için mafyatik ilişkilerin ve devlet bürokrasisinin tam göbeğinde yer alıyorlarmış, tam göbeğinde. Mesela, dün bir açıklama vardı -ben dehşete düştüm, sizleri bilmiyorum- Özışıklardan biri diyor ki: "Ben Süleyman Soylu'yla konuşup bugüne kadar binlerce ihraç edilenin işe iade edilmelerini sağladım." Bir gazeteci, herhangi bir gazeteci bunu yapabilir mi? Yapamaz tabii ki. Bu aynı gazeteci, köşe yazılarıyla -abisi televizyon programlarıyla- gece gündüz bize hakaret, küfür, şantaj yapan gazeteci.

Veyis Ateş isminde bir müsvedde, gazeteci müsveddesi bizimle ilgili -bu kadar büyük bir utanmaz olaydan sonra bile- çıkıp hâlâ saydırabiliyor. Hakikaten bunların yüzleri kızarmıyor, insanlıktan çıkmışlar. Yok efendim, bizi yayına çıkarmazlarmış. Ya, sen nasıl yayın yapıyorsun bütün dünya öğrendi; paralarla yapıyorsun, kendini daha çok zengin etmek için, birilerine yaranmak için yapıyorsun ama burada sorun sadece onlarda değil, onlara görev verenlerde, bu iktidarda. Bu iktidar basını satın aldı, Demirören'i satın aldı, diğerlerini hiç söylemeyeyim. 750 milyon doları Demirören'e hibe etti. "Parayı istediğin kadar harca, geri de verme..." Zaten bu artık ispatlı, geri ödenmemiş. E, ne yapacak Demirören diğer yandaş medyayla birlikte? Gece gündüz iktidarın yalanlarını, iftiralarını, suçlarını örtecek; tek görevi var, algı yaratacak.

Burada yıllar önce, beş altı yıl önce Goebbels'i konuşuyorduk -Hitler'in Propaganda Bakanı- AKP'liler onu da bizden kopya aldılar, gece gündüz "Goebbels" diyorlar. Diyorlar ki "Siz bunu yapıyorsunuz, siz yalan atıyorsunuz."

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Rahmet okuturlar, rahmet!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bu da ayrı bir şey ama arkadaşların dediği gibi, Goebbels herhâlde mezarda ters dönüyordur, gerçekten rahmet okutuyorlar. Bu kadar büyük yalanlarla bu kadar büyük propaganda. Yani yazıklar olsun diyorum.

Bu yandaş medya var ya, ilk anda -benim okuduklarım: Yeni Şafak, Sabah, Takvim'di galiba- "HDP binasında çatışma" diye manşet attılar ya, "HDP binasında çatışma." Ne çatışması? Polisiniz kapıda, İl Başkanımız orada, ortada bir cenaze var ve siz "çatışma" diye haber geçiyorsunuz ama o bir haber değildi; o, bir yerlerden servis edildi. "Nasıl yutturabiliriz bunu kamuoyuna?" Bunu da yaptılar, tutturamadılar.

İl Emniyet Müdürü İzmir vekilimizle -daha kimse Deniz'in içeride öldüğünü bilmeden- görüşürken "Deniz Hanım dışında kimse var mı içeride?" diyor. Emniyet Müdürü mü, oradaki yardımcısı mı bilmiyorum. Yani o kadar dikkat çekici ki, 2'nci katta saldırı olduğunu biliyor, içeride Deniz'in olduğunu biliyor, kaç kişinin olduğunu tahmin etmeye çalışıyor.

İşte, bütün bu verileri bizim birleştirmemiz lazım. Bu nefret iklimine, bu kutuplaştırmaya, bu kamplaştırmaya, bu cinayet ve katliama giden yolu döşeyenler işte bu nefret dilidir, bu hedef göstermedir ve bunun arkasında iktidar vardır tabii ki, iktidar bloku vardır, küçük ve büyük ortak vardır; bunun başka bir izahı yoktur.

Biz burada sanki sınava girip milletvekili olduk, sanki biz bu ülkenin yurttaşlarından oy almadık, sanki biz sandıklardan çıkmadık, sanki bu ülkede biz 20 milyon insanı temsil etmiyoruz. Gece gündüz HDP üzerinden siyaset yürütüyorlar. Hele bir küçük ortak var, aman Allah'ım, varlık sebebi bizim kapatılmamız. Gece gündüz, her gün "Kapatılsın da kapatılsın, kapatılsın da kapatılsın." Tamam da kapatma bir partinin diğer partiyi kapatmasını istemekle olmuyor; bu ülkede yasalar var, bu ülkenin Anayasası var. Bu ülkede her şey hukuka göre işlemiyor, biliyoruz ama biz kendimiz bir parti olarak başka bir partinin kapatılmasını istemeyi zül kabul ederiz. Biz yarışırız, düşüncelerimizle, ilkelerimizle, politikamızla, bu ülkeye ne vaat etiğimizle; çıkar anlatırız; bunu yapıyoruz. Biz "Şu bunu yaptı; bu kapatılsın, bu öldürülsün, bu gitsin." demiyoruz, siyasette böyle bir etik yoktur; bu, kabul edilemez bir şey. Bugün de bu devam etti.

İktidar partisi, büyük ortak, zaten gelecek seçimler için bütün yatırımını HDP'ye yapmış "yatırımını" diyorum altını çizerek. Ne olacak? HDP'nin oylarının azalması, HDP'nin suçlu gösterilmesi, HDP'nin kriminalize edilmesi, HDP'nin demokratik siyasetten çıkarılması için her türlü yöntem kullanılıyor, her türlü yöntem; altını çizerek söylüyorum. Bunların hiçbirinin hukukla ilgisi yoktur, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerle ilgisi yoktur. Bu ülkede hâlâ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını uygulatamıyoruz. HDP'ye yönelik bütün bu saldırı ve nefret dilinin aksini Büyük Daire karara bağladı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi karara bağladı ama bunların hiçbirinin tabii ki siyasette -hani, kendi bekalarını kurtaracaklar ya, kendileri iktidarlarını devam ettirecekler ya- bir karşılığı yok. Ha, konuşunca da tehdit ediyorlar çünkü devletin tüm olanakları elinde, tüm olanakları; kolluğuyla, İçişleriyle, bilmem nesiyle.

Bir de şunu söyleyeyim: Sahi bu ülkede bir Millî Savunma Bakanı var mı, hâlâ var mı? İçişleri Bakanı yaşıyor mu? İktidar grubuna soruyorum. Altı gün oldu ya, bu ülkenin İçişleri Bakanı bu siyasi cinayete ilişkin tek cümle etmedi, tek cümle etmedi ya! İnsan çıkıp bir açıklar. Bir partinin il binası basılmış, genç bir kadın katledilmiş; vahşice, canavarca, taammüden, tasarlanarak, planlanarak öldürülmüş; daha neyi bekliyorsunuz? O ayrı. Bir de Millî Savunma Bakanı... Bu cani, bu katil Suriye'ye gitmiş; elinde MKE yapımı silahlarla, kıyafetlerle fotoğraflar çekmiş. Ya, her isteyen gerçekten gidebiliyor mu oraya, o silahları eline alabiliyor mu, o kıyafetleri giyebiliyor mu? Bunu Millî Savunma Bakanına soruyorum. Kim gönderdi onu, nasıl gönderdi? Orada da bir soru bırakıyorum. Bir sağlık memuruymuş, İzmir'de bir sağlık çalışanıymış, nisan ayından beri işe gitmiyormuş. Vali ilk gün yaptığı açıklamada ne demişti -not almıştım- galiba -iş akdine son- işten atıldığını söylemişti. Ama, garip bir şekilde, Sağlık Müdürü dedi ki: "Tutanak tuttuk, işe gelmiyor." Üç ay işe gitmemiş, "İşe gitmiyor." diye tutanak tutuyorlar. Ya, bir memur şehir dışına çıkmak için izin alır validen. Üç ay işe gitmeyen bir çalışanınız -ucu Suriyelerden çıkıyor, Münbiçlerden, o hattan çıkıyor- silahlarla, kıyafetlerle... Millî Savunma Bakanı hâlâ çıkıp açıklama yapmadı. Ne işi var onun orada? Her memur, isteyen gidebiliyor mu? Bunu da soruyoruz tabii ki.

Ve bu katliama ilişkin, bizim il yönetimimiz 3 defa Emniyet Müdürünü ziyarete gidiyorlar -3 defa- diyorlar ki: "Bu kurulan çadır ve gelen kolluk sebebiyle il binamız hedef gösteriliyor, tehlike büyük." Bunu ciddiye almıyorlar. Vekillerimiz Validen randevu istiyor, Vali randevu vermiyor. Göz göre göre geliyor; bu, görünmeden gelen bir şey değil, göstere göstere bu cinayet işleniyor. İşin garip tarafı, bu vekillerimiz İzmir Emniyet Müdürüne bu cinayetten sonra "Bu çadırı kaldırmanız lazım, bu provokasyondur." diyorlar, Emniyet Müdürünün cümlesi şu: "Çadırdan haberi yoktur bu caninin, akli dengesi yerinde olmayan biridir." Yani tutturabilseler, adama deli raporu da alacaklar, hani o, vardır ya hukukta "Temyiz kudretine sahip değildir." diye, bunu da yapamadılar. Adam gayet akıllı ve nasıl akıllı? Gidip psikiyatrdan akıllı raporu alacak kadar akıllı yani, hani kendince onu dönüştürecek kadar söylüyorum.

Şimdi, bu vatandaş cezaevinde. Peki, arkasında kimse yok mu? Ben görgü tanıklarıyla konuştum. Savcı niye konuşmuyor? 2 kişi daha varmış aşağıda, gözcülük yapıyorlarmış, silahlılarmış. Niye sadece 1 kişi? Bu konu çok tartışıldı. Neden 1 kişi tutuklandı da on sekiz saatte hemen tutuklandı? Ya, bunun görüşmelerinin HTS'leri var mı? Sosyal medya incelendi mi? Cinayetten önce 2 kişiyle telefonla konuşmuş, kiminle konuşmuş? Dökümü var mı? Bu kriminal soruların hiçbirinin yanıtı soruşturmada aranmamış. Alelacele biz tutuklayalım, kamuoyuna da "Cezasını alacak." diyelim, kapatalım bu meseleyi... Yok, kapatamayacaksınız. Görgü tanıkları sonuna kadar bunun beyanını verecek ve tabii ki bizler de bunun peşini asla bırakmayacağız.

Diğeri, şöyle bir mesele: Şimdi, bize karşı her gün kullanılan bu nefret dili artık Türkiye'de alarm veriyor. Bu cinayet aslında bunu gösteriyor, çok ciddi bir alarm. Toplumu kutuplaştırmanın, birbirine düşmanlaştırmanın, birbirine düşürmenin yöntemi işte her zaman böyle oluyor. Bunun adı ırkçılıktır, ırkçı ve faşizan bir saldırıdır. Irkçılık dünyanın her yerinde en büyük suçlardandır. Uluslararası Ceza Mahkemesi statüsü bunun üzerine kuruludur. Birleşmiş Milletler mekanizmalarında, sözleşmelerinde ayrımcılık ve ırkçılık en büyük suçlardandır. Hani bu "kapatma" işte "terörö" lafları var ya... Ya, bu Mecliste hükümlü bir parti varsa Adalet ve Kalkınma Partisidir. "Hükümlü" diyorum, altını çizerek söylüyorum. Anayasa Mahkemesi hazine yardımının yarısını mahkeme kararıyla almış, mahkûmiyet kararı vermiş 6'ya karşı 5'le. Peki, şu anda bu meselede...

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Darbeciler, vesayet odakları, millî iradeye ve devlete...

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Siz darbeci olmuyor musunuz?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yani o gün kapatmaya karşı feveran edenler, böyle yeri göğü inletenler bugün kendileri iktidarda başka bir partinin kapatılmasını savunuyorlar ve cinayet karşısında da "E, ne yapalım? Kınadık. Bundan sonra da olursa kınarız." diyorlar, "Bundan sonra olursa da kınamaya devam ederiz." "Olacak" diyor aslında. Biz başsağlığı mesajı duymadık, biz aileye taziye mesajı duymadık, duymadık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yani özel aranmış olabiliriz ama kamuya açık, bu aileye başsağlığı, partimize başsağlığı iktidar blokundan duymadık, sadece "Kınadık." dediler, "Kınarız." dediler. Tabii ki o kendi takdirleri ama biz şunu söyleyelim: Hukuk bir gün herkese lazım olacak. Sorularımız bu cinayete dair, kriminal ayrıntılara dair, delillere dair; yüzlerce...

Bu kişisel bir suikast değil, bu bir partiye yöneltilmiş ve o gün orada kaç kişi olsa hepsinin öldürüleceği ve bunu katilin itiraf ettiği çok ciddi bir saldırıdır ve bu saldırı örgütlüdür, planlıdır, tasarlanmıştır. Bu bir provokasyon değildir, provokasyonla böyle cinayet işlenmez. Bir kişi gelişigüzel oraya gitmemiştir, bunu daha önce de tasarlamıştır. Bunu savunmalarında da söylüyor zaten.

Bu da böyle bilinsin diyorum, hepinizi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)