| Konu: | Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasını Tadil Eden Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna İlişkin Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 84 |
| Tarih: | 26.05.2021 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve televizyonları başında bizleri izleyen değerli halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şu anda iktidar grubunda tam anlamıyla 4 milletvekili var maalesef, aslında muhatabım tabii ki halk, kendilerinin de dinlemesini isterdim ama kuvvetle muhtemel sonradan izleyeceklerdir çünkü onları yakından ilgilendiren bir konuşma yapacağım.
Şimdi, değerli halkımız, üç haftadır -yirmi üç günü geçti galiba- Türkiye yurttaşı olan, daha önce AKP'yle çok yakın ilişkileri bulunan, neredeyse bütün yöneticileriyle, bakanlarıyla -önemli oranda, hepsini kastetmiyorum- boy boy fotoğrafları olan Sedat Peker'den söz ediyorum. Tabii ki kendisi bizim muhatabımız değil, bizim ilgilendiğimiz bölüm çıkan sonuçlardır. Bu sonuçlar niye bu kadar önemseniyor? Bu videolar niye bu kadar tartışılıyor? Aslında herhangi biri olsaydı, herhangi suç işleyen mafya, kaçakçı vesaire olsaydı; devletle, yönetimle ilgili bir meseleyi anlatmasaydı belki bu kadar ciddiye alınmazdı diyeceksiniz ama daha da önemlisi, iktidar adına miting yapan, iktidar adına oy isteyen, iktidar adına akademisyenleri tehdit eden, iktidar adına il il dolaşan ve çok yakın pozlar veren biri olunca tabii ki vatandaş izliyor ve rekor kırıyor. 50 milyonu aştı, Türkiye'de çocuklar hariç herkes izledi ve eminim en çok da iktidar partisi milletvekilleri, yöneticileri ve onlara oy verenler de izledi; onun biraz sonra nedenini açıklayacağım.
Düne kadar tek bir ses çıkmadı, çıt yok, kimse açıklama yapmıyor. Ya, ne oluyor? Eski Başbakan, İçişleri Bakanı... Kokain ticareti, uyuşturucu ticareti... O kadar ciddi sorular var ki ortada, bir Allah'ın kulu çıkıp bunlara cevap vermedi. Ne derler eskiler? Sükût ikrardan gelir. Bu ikrardır, biz bunu böyle okuyoruz çünkü verilecek bir cevap yok aslında, bunu kabul ediyorum. Neye cevap versinler? Her şey belgeli, ortada; videolarla, canlı yayınlarla bunlar ortaya çıkıyor.
Peki, dünden beridir söylenenler ne? 2002'den beri tekrarlanan nakarat: "Vatan, millet, Sakarya!" halk diliyle. Bugün bile öyle, grup toplantısında da dünkünde de 2 tane televizyon programında da sevgili halkımız, sizin sorduğunuz hiçbir soruya yanıt verilmedi. Ben bu nedenle bu konuşmamda aslında ağırlıklı olarak halkın kafasındaki soruları soracağım, bu yüzden söz aldım.
Şimdi, bütün kirli ilişkiler tek tek dökülüyor. "Beka beka!" deyip terör edebiyatı yapıyorsunuz, "Oh oh!" naraları çekiyorsunuz bu kürsülerden ama bugün nerelere çöktüğünüz, nerelerden nerelere gemileri yürüttüğünüz, sırtınızı hangi mafyatik ilişkilere dayadığınız ortalığa saçıldı, her tarafa saçıldı. Halkı, muhalefeti, toplumu sindirmek için kullandığınız, kendinizi kullandırttığınız -en kötüsü- iş birliği yaptıklarınız suç ortaklarınız bugün size diş gösteriyor.
Türkiye halklarına karşı işlenen suçlar, yolsuzluk ve uyuşturucu ticareti, yargısız infaz ve faili belli cinayetler birer birer bir kez daha ifşa oluyor; aslında bu bir ifşa dönemi. Her yeni açıklamayla bu suçlar derinleşiyor, suçlar derinleştikçe sizin çöküşünüz ve çürümeniz de derinleşiyor ve hızlanıyor.
Susurluk'taki enkaz hâlâ orta yerde duruyor. Susurluk'ta ortaya dökülen işkenceler, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, uyuşturucu, kara paralar, çeteler, Kürt halkına karşı işlenen insanlık suçları bugün AKP-MHP iktidarıyla yeniden üretilerek artık toplumun kaldıramayacağı kadar ağırlaşıyor. Susurluk'taki enkazı kaldırmak için geldiğini iddia edenler, şimdi o enkazın tam da üzerinde oturuyor. O günkü politikalar aynı olduğu gibi failller de suçlular da aynı, hatta iktidar da aynı, sadece ismi değişmiş aslında.
Biz, yıllardır Halkların Demokratik Partisi olarak bu kirli ilişki ağlarını, bu yolsuzluk çarkını, mafya ve çete düzenini, bu toplum düşmanlığını her yerde, sevgili halkımız sizin adınıza anlattık; Genel Kurulda, mitinglerde, önergelerde, gittiğimiz her yerde bunları anlattık, hakikatleri ortaya çıkaralım dedik, biz varız dedik, şimdi de varız. Hesap soralım dedik, hesaplaşalım dedik, yüzleşelim dedik; kabul etmediler.
Şimdi, biz, bugün geldiğimiz noktada hesap sormaya devam ederken sizler insan içine çıkacak yüz bulamıyorsunuz, bulamayacaksınız. Bir gözünüz Dubai'de bir kulağınız Venezuela'da. Aklınız, fikriniz meşruluğunu yitirmiş iktidarınızda, cebinizde ve banka hesaplarınızda ama biz halkımızı, halklarımızı ve toplumsal mücadelemizi, siyasi irademizi, emeğimizi, doğamızı yani bizden çalmaya çalıştığınız hiçbir değerimizi mafyalaşan iktidara ve iktidarlaşan mafyalara teslim etmeyeceğiz. Her zaman söylediğimiz gibi, toplum, çoktur bu toplum, teke boyun eğmeyecek, eğmez. Bu toplum direngendir, biadı kabul etmez. Bu toplumun iradesi, doğası, tarihi, belleği ve mücadelesi saraylara, derinlere, çetelere sığmaz. Elbette bu halk, yaptığınız bunca kirli işi, işlediğiniz suçların hesabını ilk sandıkta size soracaktır. Biz de sandığa kadar hesap sormaya devam edeceğiz.
Şimdi, benim sorularım var, bu sorular tabii ki HDP'nin soruları. Bu soruları yüzlerle, binlerle artırabiliriz. Ben halk adına, 84 milyon yurttaş adına şu anda bu soruları tek tek, tane tane soruyorum. Televizyonlarda cevap vermediniz, grup toplantısında cevap vermediniz, sözcüleriniz cevap vermedi ama halk evde, sokakta, iş yerinde, her yerde bu soruların cevabını arıyor ve aslında tahmin de ediyor, biliyor.
Bir: Mafya liderinden ayda 10 bin dolar maaş alan siyasetçi olduğu iddiası doğru mudur? Doğruysa kimdir? Bu bir milletvekili midir? Mafya liderlerinin maaşa bağladığı başka milletvekilleri var mıdır? İçişleri Bakanı televizyon programında "Milletvekili." demedi ama "Siyasetçi." dedi, bu siyasetçiyi derhâl açıklayın.
İkincisi: Meclis sıralarında oturan, cinayetle suçlanan bir milletvekili var; Mehmet Ağar'ın oğlu. Cinayetle suçlanıyor ya, videolarda ayrıntıları anlatılıyor. Şimdi, bunun Mehmet Ağar'ın eliyle örtüldüğü iddia ediliyor. Tabii ki bu iddia yeni değil, sadece yeni bir delil ortaya çıktı. Şimdi, kamuoyunun vicdanını rahatlatmak için en azından bir girişiminiz olmayacak mı? Hakkında cinayet iddiası olan başka milletvekili var mı? Hakkında soruşturma olan başka milletvekili var mı? Biz olmadığını biliyoruz ama yine soruyoruz. Yeldana Kaharman isminin yanında, Nadira Kadirova ismi size neyi hatırlatıyor? Bu cevabı verin, Türkiye'ye verin.
Diğeri: Binali Yıldırım'a yakınlığıyla bilinen Venezuela Dostluk Grubu Başkanı AKP Milletvekili Serkan Bayram, Erkam Yıldırım'ın Venezuela'ya Filistin Camisi yapımı için gittiğini söyledi, amenna; Binali Yıldırım ise oğlunun maske ve test kiti dağıtmak için gittiğini söyledi. Hangi açıklama doğru, hangisine inanalım? Eğer Binali Yıldırım'ın iddiası doğruysa ne kadar test kiti ve maske gönderildiğini, bari faturalarını bizlere açıklayın yani makbuz ve faturaları istiyoruz. Burada aşı yapılamazken, maske dağıtılmazken niye Venezuela'ya maske ve test kiti götürdüğünüzü de bir zahmet, onun yanında açıklayıverin.
Kolombiya Hükûmetinin açıklamalarına göre bundan bir yıl önce Kolombiya'dan Türkiye'ye gitmek üzere olan 4,9 ton eroin yakalanmış, uyuşturucunun İzmir'de bir kimya şirketine gideceği belirlenmiştir; bu, resmî bilgi. Bu şirketin sahibi kimdir?
Yine, bir yıl önce Panama'da son durağı Mersin olan 616 paket kokain yakalanmıştır. Mersin'deki alıcı firmanın sahibi kimdir? Bunu biliyor musunuz ya da ortaya çıkarmayı düşünüyor musunuz? Her iki sevkiyatı gerçekleştiren taşımacılık şirketi kime aittir? İzmir ve Mersin'deki alıcı şirketlere ve taşımacılık şirketine soruşturma başlatılmış mıdır? Eğer olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen soruşturma başlatılmadıysa neyi bekliyorsunuz gerçekten? Bu işin içinde siz de mi varsınız? Varsanız bunu da açıklayın.
Kolombiya Savunma Bakanı açıklama yaptı ya -bir daha söylüyorum- Kolombiya Savunma Bakanı açıklama yaptı, bu sizin için hiçbir değer ifade etmiyor mu? Bu bir suç ihbarı değil mi? Neden ihbar kabul etmediniz? Aynı yıl Venezuela'dan peynir ithalatında gümrük vergisinin sıfırlanması kararnamesinin çıkması tesadüf müdür? Bunu halk adına, bütün soruları halk adına soruyorum.
Uluslararası kara para aklama ve uyuşturucu trafiğinden ötürü ABD'de araması olan Halil Falyalı son beş yılda Türkiye'ye kaç defa giriş yapmıştır, kimlerle görüşmüştür? Falyalı ile Kıbrıs'ta görüşen siyasetçiler var mıdır, varsa kimdir? Tüm Türkiye'nin tartıştığı ama Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın gündemine bugün girebilen -ne kadar girdi bilmiyoruz, etrafından döndü- bu Atilla Peker hakkında, ya niye gitti de ifadesi alınmadı, dilekçe verdi; o dilekçede yer alan isimler neden ifadeye çağrılmıyor? Savcı neyi bekliyor, sizden talimat mı bekliyor? Bunun cevabını istiyoruz. Korkut Eken ve Mehmet Ağar neden hâlâ ifadeye çağrılmadı? Tüm Türkiye bunu soruyor. Şimdi, bu iddiaları araştıracak mısınız, sorumuz bu.
Diğer bir soru: İş insanı Ahmet Hamoğlu 90'lı yıllarda ölüm listesinden çıkmak için Korkut Eken'e 20 bin dolar verdiğini doğruladı, kendisi açıkladı. Bu konuda soruşturma başlatılacak mıdır? Ölüm listesinden çıkabilen veya çıkamayan kaç kişi vardır, kimlerdir? Bahsedilen ölüm listesi kimler tarafından hazırlandı? İçişleri Bakanı Süleyman Soylu "Benden önceki İçişleri Bakanlarının oğluyla ilgili olarak birtakım şeyler var, para sayma makineleri falan." diyerek iktidarın bugüne kadar bize "kumpas" dediği 17/25 Aralık operasyonlarına sizce hakikat payesi vermiş midir? Bizce bunun cevabı değil ama satır arasında o gece İçişleri Bakanı, aslında, iktidarın içinde çatlak yaratacağını, tehdit ettiğini bütün Türkiye'ye göstermiştir. Kendisinden önceki İçişleri Bakanlarına, Adalet Bakanına açıkça diş göstermiştir.
MAHMUT TANAL (İstanbul) - Başkanım, burada iktidar partisinden 5 milletvekili var.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ben halk adına soruyorum, onlar duyarlar. Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan'ın gördüğü baskı yüzünden intihar ettiği söyleniyor. Bu müdür aranıp baskı kurulmuş mudur? Evet, şimdi, Hürriyet gazetesine AKP'li bir milletvekilinin talebiyle saldırı düzenlenmiş midir, düzenlenmişse bu kimdir?
MAHMUT TANAL (İstanbul) - 1, 2, 3, 4, 5 kişi.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Sayın Tanal, bekleyin, ben bitireyim. Boş verin, 5 kişi var, biliyorum.
BBC Türkçe'nin haberleri sebebiyle İngiltere Hükûmetiyle görüşme yapılması normal midir? Bu soruya da cevap istiyoruz.
Evet, o gece, Soylu Habertürk'e gittiğinde 30 kişi kapıda bekliyordu, bunu da sormuş olalım. Onlara ceza kestiniz mi? Sokağa çıkma yasağı vardı.
Yine, Erhan Tuncel ve Sedat Peker arasında ilişki olduğu iması var. Bu konuda ne biliyorsunuz? Hrant Dink cinayetiyle ilgili açıklanmayan şeyler ne?
İçişleri Bakanı dehşet verici bir şekilde "Bizim dönemimizde faili meçhul yok; her şey güllük gülistanlık, herkesi soruşturuyoruz, yargı tıkır tıkır işliyor." dedi. O zaman soruyoruz: Tahir Elçi'nin katili kim? Bunu cevaplayın. Taybet İnan'ın katili kim? Şerali Dereli'nin katili kim? Kemal Kurkut'un katili kim? Niye? Rabia Naz'ın, Yeldana Kaharman'ın, Nadira Kadirova'nın katilleri kim? Ve bu, yüzlerce uzatılabilecek bir soru.
"İşkence yok." dedi. Ya, insan biraz sıkılır! Daha canlı yayının başında Af Örgütü resmî açıklama yaptı -anlatamıyorum, süre bitiyor- ve "Doğru söylemiyor. Biz onunla değil görüşmek, randevu alamıyoruz." dedi daha o canlı yayındayken. Peki, Af Örgütü ve TİHV raporlarına ne diyorsunuz? Sokakta yapılan işkenceye ne diyorsunuz? Rojbin Çetin'in işkencecisi kim? Polis, üniversite öğrencilerini sokaklarda yere yatırıp işkence yaparken... Buna ne diyeceksiniz? Helikopterden atmak işkence değil mi ya gerçekten? Bütün Türkiye gördü.
Yine gizli tanıkların, daha sonra yalan söylediğini beyan ettiği gizli tanıkların beyanlarıyla binlerce siyasetçiyi tutukluyorsunuz; şu anda bunları ciddiye alıyorsunuz. Söyledikleri önemli oranda belgeli olan bir suç örgütü liderinin açıklamaları neden sizin nazarınızda ciddiye alınamaz? Size dokunduğu için mi? Gerçek olduğu için mi yargıya talimat vermiyorsunuz? Evet ve sorular böyle devam ediyor.
Gazeteciler size diyor ki: "İstifa edecek misiniz?" Siz "İddia var, bu iddialarla istifa edilmez." dediniz. Onlarca belediye başkanını haklarında iddia bile yokken görevden aldınız, kayyum atadınız. Neden görevden aldınız? Hani bugün masumiyet karinesine sığınıyorsunuz ya, şimdi "İçişleri Bakanı yalnız değil." diyorlar ya iki gündür; evet, yalnız değil, bizce de yalnız değil, suç ortakları çoktur, bunu biliyoruz. Evet, yalnız değil.
Değerli arkadaşlar, size bir Estonya sendromu anlatacağım. Estonya sendromu nedir, biliyor musunuz: 1994 galiba, Estonya'nın başkenti Tallin'den Stockholm'e giden bir Estonya feribotu var, bu batıyor. 137 yolcu kurtuluyor -bunu gazeteci Sevgili Murat Yetkin yazmıştı, daha önce de notlarımda vardı- 852 yolcu da ölüyor ve mürettebat da ölüyor tabii ki. Sonra, bu gemi kıyıya yakın bir mesafede, su alması ve batması arasında bir saatlik bir zaman var, aslında isteseler kurtulurlar. Kurtulanlar gemi su almaya başlayınca kıyıya gidip kaçanlardır, öyle diyeyim. Ölenlerin tamamı ise -kaptan var ya orada- "Panik yapmayın, dünyanın en güçlü gemisindeyiz." sözlerine inanarak gemide kalanlardır. (HDP sıralarından alkışlar) Bir saat sonra alabora oluyor gemi. Ölenler kaptana, kurtaracağına son dakikaya kadar inanarak, inanmak istedikleri için öldüler. Şimdi bunu iktidara getirirsek; bakın, gemi su alıyor, alabora olacak. Kurtulmak istiyorsanız, gelin, bu gemiyi terk edin. Bu 852 kişiden biri olmayın diyorum, bu hikâyeden ders alın diyorum.
Son sözüm, şunu söyleyeyim... Yani son birkaç şey kaldı, zamanım da kalmadı. Aslında yargı devreye girmeliydi bu sorular karşısında ama yargı devreye girmiyor, giremiyor çünkü bağımlı ve taraflı bir yargı var. Ama Meclis sessiz kalmamalı. Bizler burada halkı temsil ediyoruz. "Halk adına soruyorum." dedim ya, halk bizden bu soruların cevabını istiyor ve bunu vermek bizim elimizde. Araştırma komisyonu kurulması önerimizi reddettiniz, araştırılmasını kabul etmediniz çünkü kendinize güvenmiyorsunuz, bunu biliyoruz ama hepiniz aynı oranda suçlu değilsiniz, bunu biliyoruz. Suçlu olmadığınız için, gelin, bu gemiden atlayın. Kıyıya yakın olduğunuzu varsayıyoruz ve AKP'yi tarif eden bir Kürtçe atasözü var, diyor ki: "..."(x) Bu ne demek biliyor musunuz Türkçesi? "Kurtla beraber öldürüyorlar, çobanla beraber yiyorlar, sahibiyle beraber de ağlıyorlar." (HDP sıralarından alkışlar) İşte, AKP dediğimiz tam budur arkadaşlar.
Bütün halkımızı sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)