GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Antalya'da 24 yaşındaki İhsan B. isimli gencin intiharına, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanının erkek şiddetiyle ilgili sözlerine, ekonomiye, çay alımlarına, cezaevinde bulunan Mehmet Emin Özkan'ın durumuna ve Cumhurbaşkanı Meclise geldiği zaman alınan tedbirlere ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:84
Tarih:26.05.2021

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Antalya'da 24 yaşındaki İhsan B. isimli genç "AKP Hükûmeti ve RTE, benden aldığınız gençliğimin hesabını soracağım." notunu bırakarak yaşamına son verdi; basında çokça tartışıldı. Bu intihar notu, ülkenin içinde bulunduğu ruh hâlinin özeti aslında. Buna sebep olanlar suçludurlar; evet, suçlusunuz.

Şimdi, kendi canına kıyan yurttaşlardan, fabrika köşelerinde can veren işçiden, istismar mağduru çocuktan, eril zihniyetin öldürdüğü kadınlardan, cezaevine attığınız yüz binlerden, umutsuz bıraktığınız yüz binlerce, milyonlarca insandan örülü bir cehennem yaratıldı. Antalya'da yaşamına son veren İhsan adına biz de hesap soruyoruz; kadınlar adına, çocuklar adına, öğrenciler adına, işçiler adına, herkes adına hesap soruyoruz ve diyoruz ki: İhsan'ın ve onun gibi binlercesinin gençliğini tüketip ayakkabı kutularına, Man Adalarına, uyuşturucu ticaretlerine kendi geleceğinizi sığdırdınız ama bunun hesabını vermenin vakti geldi.

Şimdi, Aile Bakanı geçen hafta yine skandal bir ifadeye imza attı. Şunu dedi: Pandemide artış gösteren erkek şiddetini "Tolere edilebilir." diye ifade etti. Açıkçası, tek bir erkeğin bir gece yarısı "İstanbul Sözleşmesi'ni kaldırdım." dediği Hükûmetin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı bunu söylüyor. Sadece sarayın penceresinden bakıyor, bir kadın olarak bakmıyor bu meseleye. Biz ona hatırlatalım, yılbaşından bu yana en az 108 kadın erkekler tarafından katledildi. Yani Sayın Bakan, şiddet, kadına yönelik şiddet tolere edilemez; sonuçları ağır oluyor, can veriliyor, çocuklar annesiz kalıyor ve büyük bir acı yaşanıyor ve ne yazık ki erkek şiddeti bu söylemden güç alıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ama biz kadınlar, size rağmen, zihniyetinize rağmen, İstanbul Sözleşmesi'ni savunarak birbirimize nefes olacağız, sizin bu kadın düşmanı politikalarınızı asla tolere etmeyeceğiz.

Ekonomide baş aşağı gidiş devam ediyor. Pandemide artarak devam eden yanlış politikalar sonucunda halk da "borç-yüksek döviz" girdabına girmiş durumda. AKP'lilerin her müjdesinde kurun yükselişini seyrediyoruz. "Amin dedikleri üç gün yaşamıyor." dedikleri bu olsa gerek. Ekonomiye her müdahale ettiklerinde biraz daha dibe gidiyoruz. Yeni müjdeler kurlara yansıyor ve kurlar her gün rekor kırarken AKP'ye olan güvensizlik borsa krizini de art arda getiriyor. Halk ise yaşamak için borçlanıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - İcracı denilen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi icralık yurttaşlar ordusu yarattı. Evet, 35 milyon yurttaşın borç sorunuyla ilgilenmeyip neyle ilgileneceksiniz diye sormak istiyorum.

Sayın Başkan, çay meselesiyle ilgili ciddi bir gündem var, mağduriyet var. Çay sezonunun başlamasının üzerinden daha birkaç gün geçti ve ÇAYKUR kontenjan uygulamasına başladı çay alımında ve sezonun başında dekar başına günlük çay alımı 27 kilograma düşürüldü. Bu da üreticinin kırk günde çay toplaması anlamına geliyor. Kırk günde çay toplamak demek ikinci sezonun başlaması demek ve ikinci sezon başladığında diğer sezonun ürünlerini toplamak da büyük bir zarar ve toplanmayan çaylar da dallarında bozuluyor. Ellerinde çayı kalan üreticiler ÇAYKUR'a satış gerçekleştiremeyince özel sektöre satmak durumunda kalıyor, bu da zararına satış manasına geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Diğer bir mesele: Cumhurbaşkanı tarafından çay taban fiyatı 3,85 TL olarak açıklandı, bu da çay üreticisini ciddi bir şekilde zora sokuyor çünkü üretim maliyetleri çok yüksek. Örneğin, gübre fiyatı yüzde 70 oranında arttı, üretim maliyetlerine yapılan zam çay taban fiyatlarına yapılmadı. Onların, çay üreticilerinin talepleri şu: Kota ve kontenjan uygulamasına son verilmesi, haftada iki gün kontenjansız çay alınması, üreticinin özel şirkete mahkûm edilmemesi ve özel şirketlerce devletin açıkladığı taban fiyatın altında alım yapılmasının engellenmesi diye özetleyebiliriz. Biz bunu, bu talepleri muhataplarına iletmek istiyoruz ve bunun çözümünün elzem olduğunu da ayrıca belirtmeliyim.

Sayın Başkan, Mehmet Emin Özkan... Lütfen, sayın milletvekilleri bu resme baksınlar; lütfen, rica ediyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Rica ediyorum, istirham ediyorum, Mehmet Emin Özkan'ın bugün Diyarbakır'da hastaneye götürülürken çekilen videosunu da izleyin. Sayın Başkan, sizden de istiyorum bunu. O video bir dakika otuz saniye, o videoda yürüyemeyen 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan'ın durumunu göreceksiniz. Hikâyesi şu: 96'da tutuklanıyor, yirmi beş yıldır cezaevinde, JİTEM'in işlediği cinayetlerden sorumlu tutuluyor. Albay Eşref Hatipoğlu önce yargılanıyor, kendisi beraat ettiriliyor ve öldürülen Bahtiyar Aydın'ın -albaydı galiba- ablası "fındık için adalet yürüyüşü" sırasında konuşuyor, bizzat diyor ki: "Devlet içindeki karanlık güçler tarafından öldürüldü." Bunu Bahtiyar Aydın'ın ablası söylüyor. Peki, kendisi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Beştaş, toparlayalım.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Toparlayacağım Başkanım.

Buna rağmen tahliye edilmiyor. Şimdi, cezaevindeyken 5 kere kalp ameliyatı oluyor, anjiyo sayısı zaten sayısız ve şu anda ameliyat olması gerekirken yaşam riski olduğu için olamıyor; hafıza kaybı var, 2 kulağı duymuyor ve altı yıl önce Adli Tıp raporu veriliyor "Cezaevinde kalamaz." diye, cezaevi savcısı tahliye olursa moral olur diye Mehmet Emin Özkan'ı bırakmıyor; diyor ki seni öldüreceğim, cezaevinde öleceksin. Ya, Adli Tıp raporu var, "Cezaevinde kalamaz." deniyor ama hukuk... Hukuk insan öldürmez, hukuk yaşatır. 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan'ın cezaevinde kalmasıyla devlet mi kurtuluyor, bu devleti bölecek mi bu insan? Gerçekten, artık bu Türkiye'nin resmidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Beştaş.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Atilla Peker'in ifadeleriyle, dün savcılığa verdiği dilekçeyle harekete geçmeyen yargı, içeride insanların cinayetine imza atıyor. Lütfen bu sesi duyun.

Son, Başkanım... İYİ Parti Grup Başkan Vekili de söyledi, ben de yaşadım. Cumhurbaşkanı ne zaman Meclise gelse olağanüstü değil sıkıyönetim var. Ben bahçe kapısından geçerken... Benden önce vekil arkadaşlar "Kimliğiniz nerede, nerenin vekilisiniz, sisteme gireceğiz? Buradan geçemezsiniz." diye durdurulmuşlar. Bizim vekillerimiz maalesef Meclis personeliyle yüz yüze kalmış. Personel içeri giremiyor, kimlik kartları var. Ben de gidip bahçede oturdum, bir su rica ettim -işim vardı, bir görüşme yapacaktım- dediler ki: "Çok özür dileriz Vekilim, su veremiyoruz." Nasıl ya, niye su veremiyorsunuz dedim. Dediler ki: "Bugün grup var, bize kesin talimat var, biz su getiremiyoruz."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Toparlıyorum Başkanım.

Kendi kulisimizde su içemiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin geldiği durum budur. Biz vesayet derken, tek adam derken, totaliter rejim derken, faşizm derken tam da bunu söylüyoruz. Yani milletvekilleri bu Meclise kimlik sorularak girecekse, milletvekili boğazı kuruduğu için su içemeyecekse bunun adını ben iktidar partisi milletvekillerine soruyorum. Sonra itiraz ettim; ben su içmek istiyorum, lütfen, bir sorar mısınız, su içebilir miyim dedim biraz da ironiyle; on dakika sonra gelip bana bir bardak su verdiler. Tanık vekiller de var. Yani bu resim bir utanç resmidir, bunu bitirelim.

Teşekkür ediyorum.