GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ'ın Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan'la ilgili ırkçı söylemini kınadıklarına, AKP'nin Kobani kumpas davasıyla kendi suçunu örtmeye çalıştığına, Diyarbakır'da Kadir Aktar'ın öldürülmesine ve Kobani davasında Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Gültan Kışanak'a söz hakkı verilmediğine ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:78
Tarih:27.04.2021

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, Diyarbakır Milletvekilimiz Garo Paylan'la başlamak istiyorum. Diyarbakır Vekilimizle ilgili ırkçı, ötekileştirici nefret söylemini ilk elden kınadığımızı, lanetlediğimizi ifade etmek istiyorum. Yaşam hakkına doğrudan saldıran bu ırkçı anlayış kesinlikle kaybedecektir. Kimmiş? Ümit Özdağ isimli bir şahıs şunu söylemiş: "Sen de zamanı gelince bir Talat Paşa deneyimi yaşayacaksın ve yaşamalısın." Yani bunu neresinden tutalım? Vekilimizi doğrudan tehdit eden, hedef gösteren Ümit Özdağ. Şimdi, en ufak bir olumsuzluk karşısında, bizim Vekilimizin tırnağına zarar gelmesi hâlinde, ilk başta onu ve bu söylemi ifade edenleri tanıyacağız ve onlar yargı önünde hesap verecek.

Şimdi, açıkçası, koca bir Parlamentoda bir Ermeni Vekil kabul edilemiyor ya!

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Ne alakası var ya?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Hâlâ ona karşı bu yaklaşım. Başka bir milletvekili bunu söylemiş yani bunun hiçbir açıklaması yok. Garo Paylan tabii ki yalnız değil, biz Garo Paylan'la birlikteyiz. Şu ana kadar yargı, açıkça ölüm ve tehdit içeren bu paylaşımla ilgili hiçbir şey yapmadı. Bir Parlamentoda, bir parlamenter başka bir parlamenteri açıkça ölümle ve öldürmekle tehdit ediyor ve AKP yargısı da kendisi de hâlâ sessiz, her konuda konuşuyorlar ama bu konuda hâlâ konuşmadılar, bunu da belirtmiş olayım.

Diğer bir mesele; hani birileri bize laflar söylüyor, biz bunları duyuyoruz, gerektiğinde cevabını veriyoruz ama daha dün bu partinin Genel Başkan Yardımcısı partimize yönelik soykırım çağrısı yaptı, bunu hiç kimse unutmasın. Yani "Haşereler olarak hepsi ezilsin." diyenler, bugün bize başka konularda nutuk atmasınlar, buna karnımız tok.

Sayın Başkan, dün vahim bir dava izledik. 26 Nisandı dün, Sincan'daydık, partimize karşı, MYK üyelerimize karşı, önceki dönem Eş Genel Başkanlarımıza karşı, tam anlamıyla AKP laboratuvarlarında hazırlanmış, siyasi laboratuvarlarında hazırlanmış, altı yıl boyunca deneyler yapılmış, testler yapılmış bir kumpas davasının ilk duruşması vardı. Neydi? Keşke buradaki milletvekilleri orayı görseydi; binlerce kolluk gücüyle bir darbe senaryosu yaşama geçirilmeye çalışılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sanki, hani, oradakileri suçlu göstermek gibi azami bir gayret vardı; devletin bütün kurumları müdahildi, Et ve Balık Kurumu dâhil -şaka gibi diyeceksiniz- MİT dâhil, Emniyet Genel Müdürlüğü dâhil. Sanık olması gerekenler, bu suçların işlenmesini önlemeyenler, işletenler, o güçleri sokağa salanlar bunun hesabını vermeden partimizden bunun hesabını sormaya çalışıyorlar; evet, Kobani kumpas davasıyla kendi suçlarını örtmeye çalışıyorlar. Burada demokrasicilik oynamayalım; burada "Herkes konuşabiliyor, ne güzel, oh, ne âlâ memleket." demesinler. Bu ülkede, 3'üncü büyük partinin siyasi faaliyetlerinin yasaklanması için laboratuvarda hazırlanan, tartışılan, karar verilen bir dava Sincan'da dün görüldü ve devam edecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Önümüzdeki saatlerde buna ilişkin ayrıntıları vereceğiz. Dün mahkeme, mahkeme değildi, AKP'nin bir kurulu olarak orada kendisine verilen talimatları harfiyen yerine getirdi; savunmaya söz vermedi, tutuklu arkadaşlara söz vermedi ve üstelik, gayriciddi, laubali, böyle "Her şeyi ben bilirim." edasıyla -ne de olsa arkasında iktidar var- böyle bir rahatlıkla davrandı. Bu, burada kapanmayacak. Nasıl IŞİD düştü, Kobani düşmediyse, bu dava düşecek, yalanlar kaybedecek ve hakikat kazanacak diyorum.

Sayın Başkan, Diyarbakır'da bir genç öldürüldü ve öldürüldüğü yeni anlaşıldı. 17 yaşındaki Kadir Aktar, 23 defa cezaevinden hastaneye götürüldü, 23 defa ve "İntihar etti." diye kayıtlara yazıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ne garip, tutanaklarda da doktor raporlarında da kendi kafasını duvarlara vurduğu söyleniyor, kafasında kırık çıkmış. Kadir'i darbedenler, her nasılsa, 23 kere korunmuş. Bütün hastane raporları elimizde ve açıkçası tanı, bu doktor raporunda da... En son 18 Şubat 2021 gecesi saat 03.21'de hastaneye götürülmüş, bir başka şahıs tarafından darp, vurulma, tepilme, bükülme, ısırılma ve tırmalama tanısıyla muayene kaydı açılmış. Diğer kayıt ise cezaevinde götürüldükten sonraya ait; 18 Şubat saat 17.50'de yine, bir başka kişi tarafından darbedildiği yönünde. Bu, elimizde doktor raporu var. Kolluğun ya da başka birilerinin... Cezaevinde, devletin denetimi ve gözetiminde bu şekilde, 23 defa doktor raporu olduğu hâlde öldürülmesinin hesabı hâlâ sorulmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, bu konuda talebimiz ve takibimiz şuna ilişkindir: Tabii ki hiç kimse hiçbir yerde öldürülmemeli. Yaşam hakkı herkes içindir, hiç kimse için farklılık arz etmemektedir ama takdir edilmeli ki sokakta yaşayan bir yurttaşın öldürülmesiyle... Cezaevinde, dört duvar arasında bu şekilde 23 defa darp, kırık, ezik tanısıyla hastaneye götürülüp sonra cezaevinden cenazesinin çıkması ve şu ana kadar tek bir tutuklamanın dahi olmaması kesinlikle dehşet vericidir. Yani bu ne demektir? Bir cinayet gizleniyor mu? Bir cinayetin daha üstü mü örtülüyor? Cezasızlık daha fazla ne kadar koruyacak? Bunu özellikle iktidar grubuna söylüyorum ve Adalet Bakanlığına da çağrıda bulunmak istiyorum: Yani cinayet failleri tutuklanmayacaksa kim tutuklanacak, sadece size muhalefet edenler mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son kez söz veriyorum Sayın Beştaş.

Buyurun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Cinayet faillerinin tutuklanmadığı, katliam faillerinin tutuklanmadığı, sadece siyaset yapanların tutuklandığı bir ülke hâline geldik, AKP'ye muhalefet edenlerin dört duvar arasında tutulduğu bir ülke hâline geldik. Bu, asla kabul edilemez; bu ne demokrasiyle ne hukukla ne de hukuk devletiyle bağdaşır.

Ben dün Kobani davasını izlerken bu kadar duruşmaya girmiş biri olarak daha önce benzerini yaşamadım. Bir mahkeme başkanı dokuz saat boyunca Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak'ı -kaç metrekare bilmiyorum- küçücük bir odada, sesi gitmediği hâlde o odada kalmaya zorladı ve tek bir söz hakkı vermedi. İşte engizisyon yargılamaları dediğimiz, istiklal mahkemeleri yargılamaları dediğimiz tam da bu; cinayete tutuklama yok ama siyasete rehin muamelesi var; bunun adı Türkiye.