GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Lisanslı Harita Kadastro Mühendisleri ve Büroları Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:74
Tarih:20.04.2021

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen sevgili halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Harita mühendisleri hakkında kanun teklifiyle ilgili arkadaşlarımız konuşacak. Ben size, 26 Nisan Pazartesi günü ilk duruşması görülecek olan, partimizin önceki dönem eş genel başkanları, 17 MYK üyemiz, büyükşehir belediye başkanlarımızın da tutuklu olduğu dava dosyasının hukuki olmayan hukuki çerçevesini çok genel hatlarıyla anlatacağım. Ne olmuştu? 2014 yılında Kobani protestoları olmuştu; onun üzerine çok şey söylendi siyasi olarak, tartışıldı fakat işin dava boyutu neydi gerçekten, soruşturmalar nasıl oldu biraz da kamuoyunun, halkın bunu bilmeye hakkı var. Etrafında kıyamet kopartılan bu dava neydi? O dönemde -şunu hatırlatmak istiyorum- bir kere soruşturma hemen açılmadı. Ne oldu? Hemen sonrasında, 29 Ekimde peşmergeler kameraların önünde Türkiye sınırından Kobani'ye geçti ve bu, Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından, iktidar partisi tarafından kabul edilen, benimsenen bir geçişti. Uluslararası koalisyon güçleri, IŞİD'in, Kürt halkına, Kobani'de yaşayanlara karşı katliam tehdidine karşı çok sayıda karar aldı ve dünyanın her yerinde bu IŞİD vahşetine karşı protestolar yükseldi. Sonra ne oldu? O dönem çözüm süreci devam ediyordu -altını çizerek söylüyorum- 6-8 Ekim Kobani protestolarından sonra da, önce de çözüm süreci devam ediyordu. Eş Genel Başkanımız Sevgili Selahattin Demirtaş, MYK üyelerimiz, İmralı heyetimiz Hükûmetle aralıksız bir görüşme trafiği içindeydiler. Sadece Hükûmetle değil, İmralı Adası'yla da, Kandil'le de bu görüşmeler yapılıyordu ve bunlar basına, kamuoyuna yansıyordu. Hatta ilişkiler o kadar iyiydi ki -şu anda, Yeni Şafak gazetesini biliyorsunuz yani Yeni Şafak gazetesi yandaş medyanın başını çekiyor- şöyle bir haber okuyacağım size: "HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş sosyal medya hesabından yaptığı açıklamasında takipçilerine 'şapşik' dedi." Bu, Yeni Şafak'ın manşeti. Yeni Şafak o dönem Selahattin Demirtaş'ın "tweet"ini bile bu şekilde ilk sayfadan verecek kadar o çözüm sürecindeki diyalog devam ediyordu. Belki basit geliyor ya da garip geliyor ama Yeni Şafak her zaman böyle küfreden, hakaret eden, suç atfeden -olmayan suçları- bir gazete değilmiş.

Peki, sonra ne oldu? Bu görüşmeler devam etti. 28 Şubatta Dolmabahçe mutabakatı imzalandı ve sonra, ilk olarak 22 Martta Başbakan Erdoğan "Dolmabahçe mutabakatını tanımıyorum." demeye başladı -ben tamamen bir tarih silsilesi içinde veriyorum- ve sonrasında Kobani protestoları ne zaman gündeme geldi, şimdi bunun suç olarak değerlendirilmesi ne zaman gündeme geldi?

2015 yılında bir soruşturma açıldı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından. Bir, vekil olmayanlarla ilgili, bir de vekillerle ilgili iki soruşturma açıldı. O soruşturma dosyasında 214'ten "suç işlemeye tahrik" var. Yani 2911 sayılı Yasa'ya muhalefetten soruşturmalar açıldı ve vekil olmayan MYK üyelerimizle ilgili, 1/10/2015 tarihinden başlayarak hepsinin adresine talimatla ifade alınması için yazı yazıldı bütün MYK üyelerimize bu yazı yazıldı ve bu yazılarda, kesinlikle sonrasında adli kontrol, yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi bir işlem yok. Hatta daha da ileri gideyim: O dönem MYK Üyemiz İsmail Şengül adresini değiştirdiği için adresinde bulunamadı, bulunamadığı hâlde zorla getirme kararı bile -"bile" diyorum altını çizerek- verilmedi ve İsmail Şengül sadece ifade vermemiş oldu adresini değiştirdiği için. Peki, kaç savcı görev yaptı? 8 savcı. Bu -şimdi tarihlere geliyorum- 8 savcı 2018 yılına kadar görev yaptı ve bu dosyada hiçbir şey olmadı. Dosya açık, gizli değil, isteyen gidip bakıyor, savcı talimatla ifade alıyor sadece genel bir araştırma tutanağı yapılıyor. Fakat ne oluyor? Nisan 2018'de, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 24 Haziran 2018'de yapılacağı kararlaştırılıyor ve Demirtaş bulunduğu Edirne Cezaevinden Cumhurbaşkanı adayı oluyor. İşte, o günden sonra bütün Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında Erdoğan, Kobani protestolarını ve Selahattin Demirtaş'ı hedefe koyarak suç isnadında bulunmaya başlıyor. O arada yeni bir gelişme oluyor -çok önemli, bu tarih bire bir çakışıyor arkadaşlar- Erdoğan'ın Demirtaş'ı ve partimizi hedef gösterdiği tarihlerde yeni bir savcı atanıyor, Ahmet Altun isimli bir savcı atanıyor 2014/146757 sayılı bu vekil olmayanlara ilişkin soruşturmada görev yapıyor ve 2018'de savcı hemen göreve başlıyor, Selahattin Demirtaş'ın Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesindeki savunmalarını bu soruşturma dosyasına istiyor -bu yeni görevli savcı ya, özel, birazdan anlayacaksınız niye çok özel görevli- ve 19/07/2018'de garip bir şekilde bu savcı dosyayı genişletiyor, yeni bir yazı yazıyor, içinde Ahmet Türk, Sırrı Süreyya Önder, Gültan Kışanak, Selma Irmak yani MYK üyesi olsun olmasın, kim olursa olsun -büyükşehir belediye başkanları- listeye ekliyor ve sonra, suç işlemeye tahrik suçundan yargılanan Demirtaş ve Yüksekdağ da aslında yargılandıkları hâlde bu soruşturma dosyasına ekleniyor. Ve ne oluyor? Ahmet Altun liste hazırlıyor, büyük bir liste, 80 kişi ama garip bir şey oluyor bir hafta sonra, 25 Temmuz 2018'de HSK Kararnamesi çıkıyor ve Ahmet Altun İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine atanıyor. Ankara'daki odası boşaltılıyor, kendisi İzmir'e gidiyor. Sonra ne oluyor? AİHM -Büyük Daire değil, önceki kararı- 20 Kasım 2018'de "Selahattin Demirtaş derhâl serbest bırakılsın." kararı veriyor ve -ayrıntılarına girmeyeceğim, burada çok anlattık- işte bu açıklamadan sonra tabii, ne diyor Erdoğan? "Bu karar bizi bağlamaz, biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz." diyor, bunu dünyanın gözünün içine baka baka söylüyor. İşte, karşı hamle geliyor: Hani, İzmir'e atanmıştı ya Başsavcı Vekili Ahmet Altun, alelacele -hangi kararla bilmiyoruz- tekrar Ankara'ya geri çekiliyor ve bu dosyanın savcısı olarak çalışıyor. Hatta, o kadar ileri gidiyor ki odası boşaltıldığı için kendisine oda bulunamıyor. Ne yapıyorlar biliyor musunuz? Başsavcı vekillerinin bulunduğu katta geçici bir oda tahsis ediliyor çünkü o günlerde karşı hamlenin gereğinin yapılması gerekiyor.

Ve sonra bu savcı, yer gök, her yerde tanık arıyor, delil arıyor -yazıları görmelisiniz- her yere yazı yazıyor; gizli tanık, açık tanık, bilgi, belge... Sadece gazetelere ilan vermiyor, aslında yandaş medya bunu da yapıyor çünkü Erdoğan'ın sözünün gereğini yerine getirmesi lazım. AİHM'in kararının aksini kendince araştırıyor. Ve gazeteye ilan vermemiş ama başka bir şey yapmış; dört buçuk yıl açık devam eden soruşturma dosyasına 2 Ocak 2019'da bir gizlilik kararı vermiş bu savcı, daha doğrusu sulh ceza hakimliğinden talep etmiş, demiş ki: "Bu dosyayı gizleyin." 3/1/2019 tarihinde, beş yıl sonra dosya hakkında bu Kobani davasında gizlilik kararı alınıyor; bu gizlilik kararı ve kısıtlamayla siyasi hedefe adım adım gidiliyor tabii. Ve Ahmet Altun delil arayışına tabii ki devam ediyor. Yani o kadar ilginç bilgiler var ki elimde çok yoğun gayret etmiş gerçekten ve burada itirafçı bulamamış, tanık da bulamamış fakat hızını alamamış çünkü AİHM'in kararı var ve uygulanması gerekiyor, serbest kalması gerekiyor. Bu sefer başka bir gelişme oluyor tabii ki; AİHM, Türkiye'yle ilgili, Demirtaş kararıyla ilgili 18 Eylül 2019'da duruşma yapacak, bu duruşmadan önce Türkiye'nin mutlaka bir adım atması lazım. Ne yapıyorlar? 2 Eylülde, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi Demirtaş hakkında tahliye kararı veriyor, evet tahliye kararı veriyor ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine diyorlar ki: "Biz tahliye edemeyiz çünkü hakkında kesinleşmiş ceza kararı var. Mahsup edildikten sonra bırakabiliriz." Bunların hepsi devam ediyor; tabii, bu Ahmet Altun savcı durur mu -karşı hamleyle görevlendirilmiş ekibiyle beraber- yeni bir yol buluyor -aslında yeni bir yol da değil de yani hukukta asla söylenemeyecek bir şey- 2'nci defa, 19/9/2019 tarihinde, AİHM duruşmasından bir gün sonra Demirtaş ve Yüksekdağ'ı SEGBİS odasına çıkarttırıyor ve diyor ki: "Ben sizi yeni bir soruşturmaya ekledim. Kobani davasından yargılanmanız umurumda değil, 2'nci kez tutuklanmanızı istiyorum." Talep ediyor. Demirtaş ve Yüksekdağ da diyor ki: "Biz savunma yapamayız, siz bizi alelacele SEGBİS odasına getirdiniz, avukatımız yok, biz savunma yapmayacağız." Tabii, savcı hiçbir şekilde dinlemiyor ve hemen haklarında -karşı hamle gereği- tutuklama kararını veriyor. Niye o kadar acele ediyor? Çünkü bir gün sonra mahsup kararı verilecek ve Demirtaş gerçekten tahliye olacak. İşte, bu 2'nci tutuklamayla Selahattin Demirtaş'ın, tabii, onun şahsında bütün bu Kobani protestolarının boşa çıkmasını önlemiş oluyor. Peki, daha sonra ne oluyor? Sevgili Figen Yüksekdağ ve Demirtaş'la ilgili tutuklama kararı veriliyor. Savcı harıl harıl delil aramaya devam ediyor. Tutuklamış ama yeni bir delil yok, aynı iddiadan 2'nci kez tutuklamış. Yeni delil bulamadığı için çokça çalışıyor. Ve birkaç garip tanık var dosyada, bu tanıklar on beş gün Emniyette tutulmuş -avukat yok, niye cezaevinden çıkarılmışlar bilmiyoruz- bunlara bazı ifadeler imzalatılmış ve tabii, bir de ileri gidiyor savcı; 24 Eylül 2020'de bu sefer aralarında Ayhan Bilgen'in, Ali Ürküt'ün, Sırrı Süreyya Önder'in olduğu 17 arkadaşımızla ilgili gözaltı kararı veriyor. Neymiş gerekçe? Kobani protestoları sebebiyle gözaltı. Dikkatinizi çekerim sevgili arkadaşlar, neye dikkatinizi çekiyorum? Aradan altı yıl geçmiş, 2020... Bu gözaltına alınanların, Sırrı Süreyya Önder hariç, yani o dosyada önce şüpheli olmayanlar hariç hepsinin ifadesi var. Talimatla ifade vermişler, haklarında bir gün zorla getirme kararı yok, garip bir şekilde bu savcı "Ben sizi gözaltına alıyorum." diyor ve gözaltına alındıktan sonra tabii ki tutuklanıyorlar, emir büyük yerden çünkü bu siyasi söylemin, hukuk maskesi altında bu siyasi intikam davasının açılması gerekiyor. Ve sonra, tabii ki AİHM Büyük Dairesi bu sefer çok önemli bir karar veriyor, tarihi bir karar veriyor, ilk daire kararını çok aşan bir karar. Türkiye aleyhine ilk defa 18'inci maddeden ihlal veriyor ve -daha başka da var- diyor ki: "Siz Selahattin Demirtaş'ı -ben Demirtaş diyorum, siz bütün HDP'lileri anlayın, tutuklu bütün arkadaşları ve partimizi, tamamen hukuku kullanarak siyasi amaçlarla içerde tutuyorsunuz. Sizin hukukla bir ilginiz yok. 2'nci tutuklama da 1'inci tutuklamanın devamıdır -yani bu dediğim hamle- oradan da derhal serbest bırakın." diyor. Tabii, Cumhurbaşkanı boş durmuyor, "AİHM kararı bizi bağlamaz." diyor. Hâlâ da bağlamadı gördüğünüz gibi, serbest bırakılmadı. Sonra, bir iddianame hazırlanıyor, evet, 3.530 sayfa ve 324 klasör. Tahmin edin sayın milletvekilleri, kaç günde kabul edildi? Bir haftada, bir haftada. Ben avukatlık yapan birisi olarak söyleyeyim, bunları bir haftada okumak mümkün değil. Yirmi dört saat okusanız yine bunları okuyamazsınız, binlerce sayfa, on binlerce sayfa klasör var. Bir haftada bu iddianameyi kabul ediyor, iddianame değil ama bu bir iddianame değil -hepsini okudum satır satır- tamamen anlattığım çerçevede siyasi bir metin. Mesela, bu ölümlerden sorumlu tutuluyoruz ya parti olarak, "Kobani, Kobani" diyorlar ya, bu dosyada tek bir ölümün nerede olduğuna dair bir bilgi yok arkadaşlar; tek bir yaralamanın nerede olduğuna, kim tarafından yapıldığına dair bir bilgi yok. Basit bir cinayet dosyasında bile otopsi raporu olmadan o dava açılamaz. Ya, siz onlarca kişinin ölümünden söz ediyorsunuz. Ortada bir "tweet" var, illiyet bağı kuramazsınız çünkü yok ama gelmişsiniz, bunu kabul etmişsiniz. Mahkemenin kabul kararı da çok ilginç -keşke zaman olsa okusaydım, isteyen vekillere vereceğim, aklımızla alay ediyor tıpkı AKP gibi- "Çok iyi inceledik, tartıştık, değerlendirdik ve kabul ettik." diyor. Böyle güzel güzel paragraflar yazıyor. Peki, ne var -merak ediyorsunuz- iddianamede? Arkadaşlar, mesela, telefonda çıkan resimler var. Ne var? 8 Mart kutlama mesajları var -hani birbirimize gönderiyoruz ya- Nevroz Bayramı kutlama mesajları var, Demirtaş'ın, Yüksekdağ'ın mahkemede yapmış olduğu savunmalar var, var da var yani tamamen siyasi faaliyetler ve kendilerince örgütle ilişkilendirmek için KCK'nin siyasi tarihini, her türlü tarihini dosyaya monte etmişler. Bir haberin -saydım- 7 kere fotokopisini koymuşlar -benim sayabildiğim kadarıyla- yani bir haber var, onu 7 ayrı kişiye, 10 ayrı kişiye dağıtmışlar. Evet, yargılama maskesi altında intikam dolu bir davayla karşı karşıyayız.

Size bir anekdot vereyim: O dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak -hatırlıyorum da olayı- Diyarbakır Valisini aramış -kendisi aktarmıştı, bizzat biliyorum- "Ne yapalım? Nasıl önleyelim?" demiş -hani olaylar oluyor- Diyarbakır Valisi Gültan Kışanak'a demiş ki: "Sakın dışarı çıkmayın Başkan, sizi koruyamayız." Şimdi, Diyarbakır Valisi ölmedi, Gültan Kışanak da, ikisi de ölmedi çok şükür. Birisi, Gültan Kışanak bu davadan tutuklu ya. HDP'liler yapmıştı ya hani bu olayları? HDP Büyükşehir Belediye Başkanını, Vali, göstericilerden koruyamıyor. Neymiş? Göstericiler HDP'li değilmiş. Orada başka güçler var. Bu anekdotu isterlerse mahkemede tabii ki tanık olarak dinleyebilirler.

Arkadaşlar, dava 26 Nisanda yani pazartesi günü. O kadar acele ettiler ki duruşma gününü bile 25 Nisana verdiler, pazar günü. Sonra, basında dalga geçilince hemen "26 Nisan" diye düzelttiler. Ortada bir dava yok, ortada bir iddianame yok, ortada bir suç yok; tamamen partimizin faaliyetlerinin, bir partinin siyasi amaçlarına ulaşmak için iddianameye dönüştürdüğü, özel savcılarla görev verdiği bir dava dosyasıyla karşı karşıyayız. Bu, AİHM Büyük Dairesinden döndü. Bu, hepsi hakkında, hepimiz hakkında, herkes hakkında tabii ki olumlu şekilde neticelenecek.

Bir tek yıl ya da bir ay yargının üzerinden bu baskı kalksın, bu iddianame çöpe gider arkadaşlar. Bir iddianame, bir dava yok ortada. Bir "tweet"ten yüzlerce kere müebbet isteyen savcılar var bu ülkede. Tamamen "Cumhurbaşkanı ne söylüyor, ben ne yapayım?" diye düşünen savcılar var.

Bu nedenle, şu anda cezaevinde tutulan Sevgili Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Gülser Yıldırım, Demirtaş, Sevgili Figen Yüksekdağ, bütün arkadaşlarımı sevgiyle selamlıyorum.

Pazartesi günü biz de Sincan'dayız HDP olarak, sizi orada bekliyoruz ve bu ülkede yargının -bir kez daha testten geçecek- ne kadar tarafsız ve bağımsız olduğunu hep birlikte göreceğiz diyorum.

Konuşmamla ilgili değil ama ilk üç ayda 88 kadın katledildi, 88. (HDP sıralarından alkışlar) Bu bir kırımdır arkadaşlar. İstanbul Sözleşmesi'ni kaldıranlar bu cinayetlerden sorumludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bunun aksini hiç kimse söylemesin. Ben bütün kadın yoldaşlarımı buradan sevgiyle selamlamak istiyorum ve hep birlikte olacağız, dayanışmayla bugünleri aşacağız diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)