GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:69
Tarih:07.04.2021

CHP GRUBU ADINA ENSAR AYTEKİN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin ikinci bölümü üzerine söz aldım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, bugün Konya'da şehit düşen pilotumuza Allah'tan rahmet, ulusumuza başsağlığı diliyorum.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta ilginç bir olay yaşandı, o olaydan AKP Grubu ders çıkarmamış olsa gerek ki 65 milletvekilinin imzasıyla gelen kanun teklifinde 7 milletvekiliyle temsil ediliyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi, burası millet iradesinin tecelligâhı. Bu Meclis savaş yönetmiş bir Meclistir ve bu yüzden "Gazi" unvanıyla anılır. Bu Meclisin her bir üyesi bu sorumluluğu bilerek yasama faaliyetlerine katılır. Bu kapsamda, görüşülen Arşiv Araştırması ve Güvenlik Soruşturması Kanun Teklifi demokrasinin mabedi olan, olduğuna inandığımız Mecliste milletvekillerinin oylarıyla reddedildi. AKP'liler kendi tekliflerine oy vermedi, oy vermeyi geçtik, oturuma gelmeye tenezzül etmedi, şu anda olduğu gibi, dolayısıyla teklif düştü. Tabii, ne olduysa ondan sonra oldu. İktisatta bir prensip vardır, uzmanlık alanı ekonomi olanlar iyi bilirler, prensibin adı "görünmez el"; bu görünmez el piyasayı domine eder, yönlendirir, istediği yönde harekete geçirir. İktisattaki bu prensibin benzeri Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçildiğinden beri siyasette de vardır. Bu görünmez el ister, kanun çıkartılır; bu görünmez el ister, sözleşmeler feshedilir, devlet madalyasından devleti kuran Atatürk çıkartılır; bu görünmez el ister, Montrö, Lozan tartışmaya açılır, faize, kura müdahale edilir, 128 milyar dolar hiç edilir, nereye gittiğini araştıran Merkez Bankası Başkanına mevsimlik işçi muamelesi yapılır, üç ayda bir görevden alınır; bu görünmez el ister, ülke pandemi sebebiyle eve kapatılır, esnafa kepenk kapattırılır, görünmez elin istediği toplantılar lebalep yapılır. Bu görünmez el maça gider, o gidene kadar takır takır oynayan takıma nazar değer, galibiyet serisi sonlanır. (CHP sıralarından alkışlar) Görünmez elin istediği kanun teklifi Meclise gelir, bir vekile "Bunu imzala, sen hazırlamışsın gibi çık, savun." denir, o da bunu yapar; sonra bir şey olur değerli milletvekilleri, "Meclisin iradesi" diye bir şey vardır ki bu iradeyle bu sol tarafımda oturanlara partisinin adı olan adalet hatırlatılır ve bu teklif, milletvekillerinin oylarıyla düşürülür çünkü görünmez elin parmakları üyesi olduğu Meclise gelmeye tenezzül etmemiştir. İktisattaki görünmez elin adı hiçbir zaman yoktur ama millet iradesinin üzerindeki görünmez elin adı Recep Tayyip Erdoğan'dır. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) - Recep Tayyip Erdoğan seçimle gelmiş bir Cumhurbaşkanıdır.

ENSAR AYTEKİN (Devamla) - Burada ilk gün demokrasi adına yaşanan durum ne kadar mutluluk vericiyse sonrasında Meclis Başkanının alet edildiği, usul, şekil, içerik, yöntem bırakmadan delinerek geri getirilen bu teklif o kadar yanlıştır, haksızdır, hukuksuzdur; millet iradesine -öyle bildiriyle falan değil- açıktan darbedir.

Değerli milletvekilleri, bu teklif, sorunlu bir teklif. Teklifle, kamu ve özel sektörde işbaşı yapanları fişleyecek, güya soruşturma yapacaksınız. "Güya" diyorum çünkü burada son zamanlarda gündemde olan bir konudan bahsetmek istiyorum: Serdar Atasoy. Türk hukuk sistemine 15 Temmuz sonrası giren güvenlik soruşturmasına rağmen, ne şekilde olduğu bilinmeyen bir şekilde hassas araştırmadan geçmiş, İstihbarat Başkanlığı görevine kadar yükseltilmiştir. Serdar Atasoy, 2017 yılında 3. Orduda görevliyken gözaltına alındı, FETÖ'den sorgulandı, serbest bırakıldı. 2020'deki kırk beş dakikalık YAŞ toplantısında ise, ne olduysa, bu kişi Kara Kuvvetleri İstihbarat Daire Başkanı yapıldı ama birileri bu kişiyi göreve başlatmadı ve sonunda, Atasoy istifa etti. Ardından, FETÖ kapsamında gözaltına alındı, tutuklandı, itirafçı oldu. Teğmen rütbesini terör örgütü lideri Fetullah Gülen'in bizzat taktığını kendi ağzıyla söyledi. Buna rağmen, bu adam generalliğe kadar yükseltilip İstihbarata atandı. Kararda Millî Savunma Bakanı ve Cumhurbaşkanının imzası var. Kamu görevine giren herhangi bir vatandaş için güvenlik soruşturması, arşiv araştırması isteyenler açık kaynaklardan elde edilen bu bilgileri nasıl görmezler? Bu atamadan dolayı herhangi bir işlem yapıldı mı? İhmal kimindi? Özetle, FETÖ hâlâ askeriyenin içerisinde nasıl bu kadar aktif? Bu soruların cevapları yok.

Bir diğeri, cübbeli, sarıklı amiral rezaleti; bu olayın da FETÖ'den farkı yok. FETÖ'den boşalan yerlere başka yapılar sızıyor, bir yandan da Genelkurmay, irticai faaliyetleri personelde aranan niteliklerin dışına çıkartıyor. Ayasofya imamı 657'ye tabi olmasına rağmen ülke siyasetine ilişkin konuşabiliyor, komutan eskisi SADAT Başkanı Erdoğan'a danışman olarak "Eyalet sistemi gelsin." diyebiliyor, emekli büyükelçiler Montrö'yle ilgili konuşabiliyor ama denizlere otuz yılını vermiş emekli amiraller Montrö için konuşamıyor. Yapay gündemleriniz vatandaşta tutmuyor, ne yapsanız da yoksulluğun çığlığını engelleyemiyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, madde 7'de, ilgili kurum ve kuruluşlarda en üst amirin görevlendireceği 3 kişiden az olmayan komisyondan bahsedilmektedir. Bu 3 kişi hangi yetkinliğe göre seçilecektir? Burası özel olarak irdelenmelidir. Burada önemli rakamları vermek isterim. Örneğin, HSYK'nin FETÖ'nün güdümünde olduğu dönemde yapılan atamalar, 2019 sonu verileri; 2014 HSYK seçimlerinde FETÖ'cü adaya oy veren 196 kişiden 63'ü, Danıştaydaki seçimde FETÖ'cü için oy kullanan 73 kişinin 30'u, adli yargıdaki seçimde FETÖ'cü için oy kullanan 5.319 kişiden 2.083'ü ve idari yargıdaki seçimde FETÖ'cü için oy kullanan 735 kişiden 45'i hâlen görevdeydi. Bu şu demektir: Henüz FETÖ temizlenmemiştir. Peki, FETÖ buralara nasıl gelmiştir? Gerek yargıdaki bu atamalarda gerekse yukarıda örneklenen askerî kararlarda, o atama şubelerinde görev yapanların sicilleri oluşturulmuştur. Şimdi, FETÖ'den boşalan kadrolara yeni cemaatlerin, tarikatların sızma girişimleri yer yer haber olmaktadır. Özellikle yargıda egemen olduğu söylenen İstanbul Grubu ve Pelikan yapısı göz önüne alındığında getirilmek istenen düzenlemenin içereceği riskler ortadadır. En üst amir bu 3 kişiyi tamamen keyfî bir şekilde atayabilir.

Bugün AKP bürokrasisinde ilginç bir durum vardır. Kolluk dâhil olmak üzere birçok alanda, bürokratlar, müdürler, görevliler 15 Temmuza bakarak "İşte devlet bunları yurt dışına gönderdi, eğitim aldırdı, liyakatle yerleştirip atamalarını yaptı ama onlar kalkıp halkına bomba yağdırdı." diyerek, liyakat değil sadakat lazımmış propagandası yapılmaktadır. Bu değerlendirmeden de görüleceği üzere devlet kadrolarında yer tutanlardan bazıları sadakati liyakatin önüne geçirmekte ve bu sayede devlet kadroları niteliksiz insanlarla, şahsımın memurlarıyla dolmaktadır. Bu değerlendirmeden sadakatin olması gerekiyor sonucunu çıkarmak son derece yanlıştır çünkü liyakat, devlete liyakati gerektirir. Atama kararlarında, rütbe ilerlemelerinde, yargı paketlerinde liyakatlilere yer vermeyen yine bu iktidardır. Bu FETÖ'cüleri üst düzeylere getirenler yine bu iktidardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özetle bu teklif, AKP dâhil olmak üzere, devleti kim yönetirse yönetsin makbul vatandaş arama isteğinin sonucudur. Bakın, 15 Temmuz Araştırma Komisyonu Raporu bu Mecliste yazıldı ama bu rapor yerleşkenin içerisinde kaybedildi. Arşivde yok, dosya nerede bilen yok. Devlette örgütlenen ve şu an makul yol arkadaşı olan yapılar yarın baş kaldıracak seviyeye geldiğinde, o günün koşullarına göre bu yapıları terör örgütü ilan etmek devleti yönetenleri masum göstermez, bilakis bu işlerin sorumlusu yapar, tıpkı FETÖ'yü devlete dolduranların sorumlu olduğu gibi.

Bu duygularla Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)