GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Sözlerine Miraç Kandili'nin İslam âlemine ve dünyaya barış, huzur ve kardeşlik getirmesini ümit ettiğini belirterek başladığına, 10 Ekim katliamının mahkemesinde hayatını kaybedenlerden birinin babasının "Adalet istiyoruz." demesi üzerine hâkimin o kişi salondan çıkarılmazsa yargılamayı sürdürmeyeceğini söylediğine, hâkimi kendisinin görevini nasıl yaptığını izlemekle sorumlu Hâkimler ve Savcılar Kurulunun dikkatine sunduklarına, Elâzığ ziyareti sırasında atanmayan öğretmenlerin 60 bin atama beklerken yapılan 20 bin atamanın yeterli olmadığını söylediklerine, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında "Ek dersli meslek elemanları" diye çalıştırılan 5 bin kişinin yaşadıkları sıkıntılara, Türkiye'deki rehberlerin meslek örgütlerinin on dört günlük kursla alan rehberliği yapanların mesleklerini tehdit ettiğini dile getirdiklerini Meclisin dikkatine sunduğuna, Afyonkarahisar ilinde 200 TL alacağını istediği için dövülen çocuk işçiye avukat desteği verdiklerine ve konuyu yakından takip
Yasama Yılı:4
Birleşim:57
Tarih:10.03.2021

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de sözlerime Miraç Kandili'ni kutlayarak ve tüm İslam âlemine, tüm dünyaya barış, huzur ve kardeşlik getirmesini ümit ederek başlamak isterim.

Sayın Başkan, bugün 10 Ekim katliamının mahkemesi sürüyor. O yargılamaya milletvekili arkadaşlarımız gittiler. Biraz önce kürsüden de bahsedildiği gibi korkunç bir tabloyla karşı karşıyayız. Hayatını kaybedenlerden 11'i, Cumhuriyet Halk Partisi Malatya Gençlik Kolları üyesiydi. O gece boyunca video çekerek geldiler, biz o videoları sonuna kadar izlemeye tahammül edemiyoruz, o kadar üzülüyoruz. Düşünün, onların anneleri, babaları adalet arıyorlar. Sanık sorgulanırken bir avukat, IŞİD militanlarının avukatı devamlı meseleyi provoke ederken, bir baba "Adalet istiyoruz." diyor, bu kadar. Mahkemenin hâkimi, babayı atmaya çalışıyor, çıkaramayınca da içeri kendi gidiyor "Onu çıkarmazsanız yargılamayı sürdürmem." diye. Acayip bir usul yaratıyor.

Şimdi, Soma davasında da çok yakından gördük, Ermenek'te gördük, tren faciasında gördük, hepsini de izliyoruz, bu ailelerin yürekleri yanıyor, biz dayanamıyoruz. Zaman zaman sanıklara karşı ağır şeyler de söyleyebilirler, ona bile tahammül etmek, onu bile yönetebilmek lazım. "Adalet istiyoruz." diyen babayı salondan çıkarmaya çalışmak nedir ya? Yani altına imza atacağın kararda "Türk milleti adına." yazacak, Türkiye Cumhuriyeti'ndeki bütün vatandaşlar adına adalet aranması, sana emanet edilmiş olacak, sen orada "Adalet arıyoruz." diyen bir babayı dışarı atacaksın, IŞİD militanının provokatör avukatlarının şovuna seyirci kalacaksın! Bunu kabul etmemiz mümkün değil, kınıyoruz, davayı takip ediyoruz, daha yakından takip edeceğiz. O salonlarda kalabalık oluyoruz, çok daha kalabalık olacağız. Bunu kendisi ve kendisini soruşturmakla, kendisinin görevini nasıl yaptığını izlemekle sorumlu Hâkimler ve Savcılar Kurulunun dikkatine sunuyoruz.

Geçen hafta Elâzığ ziyaretim sırasında Elâzığ'da kendilerine "atanamayan öğretmenler" denen -oysaki suçu başkasına atıyorlar, sanki atanamayan öğretmenlerin bir kusuru varmış gibi- atanmayan öğretmenler. Kim atamıyor? AK PARTİ hükûmetleri atamıyor, AK PARTİ'nin Millî Eğitim Bakanı atamıyor, AK PARTİ'nin Genel Başkanı atamıyor. Bu arkadaşlar, bana bir dosya verdiler ve dediler ki "60 bin atama bekleniyordu, 20 bin atama yeterli değildir."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İçeride sorunlarını anlatıyorlar, kendilerine bu dosyayı gündeme getireceğimi söylemiştim. Mutlaka tüm partilere de ulaşıyordur ama birer örneğini de vereceğiz. Gerçekten bu 60 bin atama talebinin arkasındayız ama yetmez, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bütün öğretmenleri atayacağımızı söyledik. Bu öğretmenlere "öğretmen adayı" demekten vazgeçsin millî eğitim bürokrasisi. Okulu bitirince öğretmen olursunuz, siz onları atamıyorsunuz diye onlar öğretmen adayı falan değiller, onların meslekleri öğretmenlik. Karşılığında para alamıyor olmaları, kadrolarının olmaması onların mesleklerini de ellerinden almaz.

Dün, yine, çok yaralı bir meslek grubu, Mecliste ziyaretimize geldi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında "Ek dersli meslek elemanları" diye çalıştırılan 5 bin kişi var Sayın Başkan. Maaşları 2600 TL, 40 saat ve üzeri çalışıyorlar; 35 saatten gösteriliyor ki 40 saat üzerinde çalışanların hakları olmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İşsiz kalınca işsizlik sigortası alamıyorlar, işten atılınca kıdem tazminatı alamıyorlar, süt izni kullanamıyorlar, vefat izni kullanamıyorlar, hakları yeniliyor; bunu Sayın Genel Başkanımız geçen hafta grup toplantısında söyledi. 35 saati, 39 saat yapmışlar "devlet, asgari ücretin altında ödüyor" dedi diye üzerine çıkarmışlar. Bu ay sonunda yine altına düşecek; bakalım nasıl bir formül bulacaklar. Çok üzücü hikâyeler anlattılar. Mesela, çocuğunu emzirmek isteyen anneye izin verilmiyor, emzirmeye gidiyor diye de işten atılıyor. Bunları kabullenmemiz asla mümkün değil.

Bugünkü gündemimizdeki alan kılavuzluğu meselesiyle ilgili Türkiye'deki rehberlerin meslek örgütleri, Meclisimize sesleniyorlar -dün arkadaşlarımız da ifade etti- sayısız da e-mail alıyoruz, öğrencilerinki çok etkileyici -herkesle paylaşırım- diyor ki: "Özgür Ağabey, 4'üncü sınıf öğrencisiyim, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Turizm Fakültesi Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği bölümündeyim...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - ...dört yıldır okuyoruz, rehber olacağız, İngilizce biliyoruz ama alan rehberliği diye bir şey var, on dört günlük kursla mesleğimizde yerimize geçiyorlar; mesleğimiz tehdit ediliyor." 12 bin meslektaşı var turizm rehberlerinin ama yabancı dille ilgili getirilen kıstas... 310 mevcut alan kılavuzu var, 12 bin rehberin meslek alanına müdahale var, tecavüz var. Bir sürü öğrenci var, yakınmalar haklı, bu konuyu bir kez daha yüce Meclisin dikkatine sunuyorum.

Afyon'da dövülen, 200 TL hakkını aradığı için dövülen çocuk işçiye Afyon örgütümüzün, milletvekilimizin avukat desteği verdiğini ve bu konuyu yakından takip ettiğimizi ifade etmek isterim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Biraz önce sayın mevkidaşımızın ifadelerinden yine bir siyasetçiye, annesine küfretmek yoluyla itibarsızlaştırma saldırısından, çirkinliğinden haberdar olduk ve üzüldük. Bütün partilerdeki siyasilere, yakınlarına yapılıyor. Aynı gecede Türkiye'nin dört bir yanından annesine videolarla küfrettirilmiş ve küfredenlerin hiçbirisi tutuklanmamış birisi olarak söylüyorum. Genel Başkanımıza, annesine küfredenin tutuklanmadığı ve sadece AK PARTİ'li siyasetçilere yapıldığında konunun ışık hızıyla ele alındığı, bizimkinde aylarca savsaklandığı, adresinde ifadelerin alındığı bir eşitsizlik var.

Ben Özlem Hanım'a yapılan muameleyi de kınadım, tutuklanmasını da doğru buluyorum. Recep Tayyip Erdoğan'ın kızına yapılanı da kınadım, tutuklanmasını da doğru buluyorum. Süleyman Soylu'nun annesine iftirayı da kınıyorum, tutuklanmasını doğru buluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayınız efendim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Siyasetçilere, liderlere, onların annelerine karşı yapıldığında da İçişleri Bakanının, Adalet Bakanının, AK PARTİ temsilcilerinin bu vurdumduymaz tavrını kabullenemiyoruz; bu, yanlış bir şey.

Bir de Sayın Başkan, şimdi, bir sayın milletvekili, odalara bir kitap yolluyor, kitapta partimiz hakkında da kabul edemeyeceğimiz ifadeler var. Bir kere siyasi etik olarak arkadaşlar, biz de AK PARTİ'ye dünyanın lafını söyleyen broşür, kitap basarız, vallahi odalarınıza da dağıttırırız ama doğru bir şey değil bu. Bu Parlamentoda bir başka siyasi partiye iftira, hakaret olan bir şeyi kendi milletvekillerinize götürün, o kitapla ilgili herkes kanuni hakkını da arar ama Parlamento çatısı altında birbirimizin odasına böyle tahrik edici şeyler yollamak doğru değil.

Son sözüm, Diyarbakır Anneleri'ne dair. Bu kitabı yazan arkadaş da o konuyla ilgili bir şeyler yapmaya çalıştığını söylüyor. Diyarbakır Anneleri'ne geçen hafta Diyarbakır ziyaretim sırasında gittim, bir gerçeklik vardı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Siyasi partilerin ayrı ayrı yaptıkları değerlendirmenin her birisine saygı duyuyorum. Diyarbakır Anneleri'nin bir siyasi parti tarafından siyasete alet edilmek ve onun dışındaki siyasi partilere karşı sürekli bir şekilde, siyasetin içinde dile getirilmesinden de hep rahatsız oldum, ziyaretimde de gittim. Kırk dakikadan fazla süren bir ziyarette de benim açımdan da geliştirici, oradaki annelerle de aramda da çok önemli saydığım diyaloglar geçti. Daha sonra, koşa koşa gelen bir haber kanalının, birtakım kişilerle yaptığı röportajlar, servis ettiği görüntüler... Ben, açıkça da söyledim, annelerden bizleri eleştirenler de oldu, onu da aldık başımızın üstüne koyduk ama çok önemli talepleri de oldu. Boynumuzun borcudur, Diyarbakır Anneleri'nin dinlenmesi, Diyarbakır Anneleri'yle ilgili Meclisin inisiyatif alması lazım, hangi siyasi partiden olunursa olunsun.

"Efendim, niye gitmiyorsunuz?" Sizin istediğiniz yere kimse siz dediniz diye gitmek zorunda değil ya da gittiniz "Neden geç gittiniz?" Sizin dediğiniz zamanda gitmek zorunda değil ama orada anneler var ve bir şey söylüyorlar, onları dinlemek lazım, onları duymak lazım, onlara evlat acısı yaşattırmamak lazım. Gara'dan sonra hepimiz kahrolduk. Bugüne kadar ölmemişlerdi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Siyaset, bir dönem inisiyatif almaya çalıştı, bazı kapılar kapandı. Daha sonra, seslerini duyurmaya başladıkları sırada bazı kapılar kapandı ama sonuçta orada evlatlarımız öldü. Terör örgütünün elinde, PKK'nın elinde kamu görevlileri var hâlen ve ayrıca Diyarbakır Anneleri'nin çocukları ve onların talepleri var, bu meseleyi hep beraber konuşabilmemiz lazım. Bu Parlamentonun kompozisyonu da buna son derece müsait, avantajlı bir kompozisyondur. Bu konuda bütün siyasi partilerin de kendi konumları gereği inisiyatif almaları gerektiğini de düşünüyoruz.

Parlamentoyu saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)