| Konu: | Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 53 |
| Tarih: | 02.03.2021 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve özellikle televizyonları başında bizleri izleyen sevgili halkımız; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Neden televizyonlar dedim? Çünkü bugün Susma Platformu yeni bir rapor daha yayınladı. Neymiş, biliyor musunuz? 2020 yılının sansür ve otosansür raporuymuş. En çok sansür uygulayan kurum RTÜK, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu. Şaşırdık mı? Hayır. Biz hiç şaşırmadık çünkü şu anda RTÜK, iktidarın propaganda aygıtı olarak çalışıyor. Televizyonları tamamen kendi istedikleri doğrultuda bir partinin ve ortağının siyasetini, sözlerini, tartışmalarını Türkiye kamuoyuna sunuyor ve bir algı yaratmaya çalışıyor. Hakikaten, o televizyonları izleyebilen var mı, bilmiyorum? Ben bu konuşmayı tamamen halka yapıyorum. Her gece televizyonlarda izliyorsunuz, zaman zaman zappingle biz de beş dakika izliyoruz. Ya, böyle bir utanmazlık olamaz, en hafif deyimiyle diyorum. Saatlerce, günlerce, haftalarca -üç haftadır, birkaç kanal var, bütün kanallar öyle ağırlıklı yandaş kanallar- dört saat HDP'yi tartışıyorlar. Böyle bir şey olamaz. Yani, izlerken... Ya, tamam da siz HDP'yi tartışıyorsunuz, HDP uzayda değil, HDP kıtalar arasında bir yerde değil. Bu ülkede HDP'liler var. Siz bu yayını yaparken televizyonu başında sizleri izleyen HDP'li seçmeni hiç mi düşünmüyorsunuz? Hadi bizi geçtim, o yurttaş ne hissediyor? Siz "terör" diyorsunuz, siz aşağılayıcı sözler kullanıyorsunuz, küfür ediyorsunuz, hakaret ediyorsunuz, seçmene her türlü hakareti ediyorsunuz. Neymiş? Çünkü hikâyeniz yok, tek hikâyeniz kaldı, HDP. "HDP'yi tartışalım." çünkü iktidar ve ortağının başka bir hikâyesi kalmadı, Türkiye'ye verecek bir şeyi kalmadı. Bir düşman yaratıyor, ona vurarak, neymiş? Siyaset yapıyormuş. Böyle bir aymazlık, böyle bir utanmazlık, böyle bir ilkesizlik olamaz. Bunun yayınla, yayın etiğiyle, basın-yayın özgürlüğüyle hiçbir ilgisi yok. Bu ülkede medya ağırlıklı -muhalif medya hariç- iktidarın yaratmak istediği algıyı yaratmak üzere yola çıkmış. Ya, öyle bir şey ki yağmur yağsa HDP sorumlu, kar yağsa HDP sorumlu, öksürse HDP suçlu, yürüse suçlu, sussa suçlu. Yani, o programda hep de aynı konuklar çıkıyor, o konukların uzmanlık alanı HDP olmuş. İsimlerini vermiyorum, izleyenler biliyor. Ama o programı yapan sunuculara ve o televizyonların sahibine bir çift sözüm var: Utanın ya, hakikaten utanın! Yani, orada siz HDP'li vekilleri, HDP'nin yönetim kadrosunu bu kadar eleştirirken cevap hakkı, yayın ilkesi, asgari ahlak kurallarını hiç mi düşünmüyorsunuz, hiç mi rahatsız olmuyorsunuz ya? Yani, 2 kişi konuşuyor, 3'üncü kişiyi suçluyor ama o 3'üncü kişi olarak telefon açıyoruz, yok; tekzip etmek istiyoruz, yok; bağlanmak istiyoruz, yok. E, yasaklanmış, bunu da biliyoruz ama olsun, biz halka ulaşıyoruz.
Şimdi, bunu çok uzatmak istemiyorum. Size bugün AİHM'i anlatacağım yine, Demirtaş kararını çünkü televizyonda bunun üzerine de çokça yaygara koparıyorlar, çokça yalan atıyorlar. Kararı okumamışlar, Demirtaş davasını, HDP'lilerin davasını okumamışlar, tamamen yalan üzerine bir politika güdüyorlar.
Şimdi, Daire kararına geleyim, neydi? 20 Kasım 2018'de AİHM Dairesi -Büyük Daire değil- dedi ki: "Selahattin Demirtaş'ı derhâl serbest bırakın." İktidar kıyameti kopardı "İtiraz edeceğiz; haksızdır, hukuksuzdur, yasal yollarımız var." dedi, itiraz etti. Tamam itiraz etti, ne oldu? 22 Aralık 2020'de bu sefer bütün devletlerin temsilcisi olan hâkimlerle, sadece Türkiye hâkiminin karşı oyuyla Büyük Daire kesin bir karar verdi; kesin, itiraz yolu yok. Ne dedi? İşte "Sözleşmenin 10,5,1,3, Ek Protokol 3 ve 18'inci maddesi ihlal edilmiş." dedi, bunları açacağım.
Şimdi, nedir bu? Türkiye, Avrupa Konseyinin ilk kurucu üyelerinden. AİHM, Avrupa Konseyinin bir organı tıpkı Venedik Komisyonu gibi. Şimdi bunlar, Avrupa Konseyi ne iş yapar, ne yer ne içer? Temel görevi, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğünü savunmak için çalışmak. Burada Konsey üyesi Türkiye, kurucu üye. Peki, yetmiş iki gündür Selahattin Demirtaş neden serbest bırakılmadı? Bu sorunun cevabı var mı? O kararı Türkiye neden tartışmıyor? Çünkü işlerine gelmiyor, çünkü AKP ve ortağı bu kararın ne kadar hayati olduğunu biliyor. Bu karar pırlanta niteliğinde, yüzyıl da geçse Türkiye'nin önüne çıkacak çünkü orada hukuksal değerlendirmeler var, siyasal değerlendirmeler yok. Şimdi, ben bugün kararı konuşturacağım; ben değil, karardan alıntı yapacağım, hani bazıları itiraz ediyorlar ya.
Şimdi, bugün 2 Mart, 1994 yılı darbesinin... Leyla Zana, Hatip Dicle, Sırrı Sakık, Selim Sadak, Mahmut Alınak'ı hatırlarsınız; yirmi iki yıl sonra, 4 Kasım 2016 darbesi oldu, bu Meclise darbe yapıldı üstelik bu Meclisteki milletvekillerinin oylarıyla. Şimdi, aynı tartışma tekrar ısıtılıyor çünkü başka hikâye yok; HDP'yi düşmanlaştıracaklar ki, hukuk dışında konuşacaklar ki kendilerine siyaset yapsınlar. Şimdi "Fezleke, kapatma, şu, bu, hukukidir." diyenlere tek sözle yanıt vermek istiyorum: Hukuku bilmiyorsunuz, hukuktan anlamıyorsunuz. HDP'yle ilgili bütün kararlar, bütün fezlekeler, bütün yargılamalar, bütün tutuklamalar tamamen siyasi kararlardır; bunu artık sadece biz söylemiyoruz uluslararası bir yargı söylüyor.
Şimdi, garip bir şey var elimde; fezlekeler nasıl artmış? -Geçen dönem anlatmıştım- 15 Aralık 2015'te 182 fezleke var; 1 Ocak 2016'da Erdoğan konuşuyor, kaça çıkıyor? 211'e; -konuşmasını söylemeyeceğim zaman almamak için- 6 Ocak 2016'da konuşuyor, fezleke sayısı 221'e çıkıyor; 24 Şubat 2016'da konuşuyor, fezleke 263 oluyor; 16 Mart 2016'da konuşuyor, fezleke 326 oluyor; 11 Nisan 2016'da konuşuyor, en son, fezleke sayısı 510 oluyor ve 20 Nisan ila 20 Mayıs arasında bir aylık sürede 250'yi aşkın fezleke geliyor. Savcılara talimat verilmiş; hızlıca ne bulursanız yazın, fezleke getirin çünkü biz hazırlık yapıyoruz.
Şimdi, bu oran, bu istatistik bize neyi gösteriyor? İktidarın talimatıyla fezleke hazırlanıyor ve Anayasa değiştiriliyor. Bunu biz değil belgeler söylüyor, bunu biz değil gelen fezlekelerin tarihleri söylüyor. Sonra ne oluyor? Şimdi, burada HDP'ye karşı... Bunun bir adını koyalım önce, sonra AİHM kararına gelelim. Türk Ceza Kanunu 77 -bunu hukukçular bilir- önce girişi okuyayım; deniliyor ki: "Aşağıdaki fiillerin siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda -altını çizerek söylüyorum- sistemli olarak işlenmesi insanlığa karşı suç oluşturur." Bunun fıkraları var, epeyce uzun, 4 fıkra var; 1'inci fıkranın (h) harfine kadar fıkraları var. (d) fıkrası: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma; yani gözaltı ve tutuklama. Neymiş bu suç? İnsanlığa karşı suçmuş. Bu suçta -neymiş- zaman aşımı yokmuş, son fıkrada. "Bu suçta zaman aşımı uygulanmaz." Asgari sekiz yıldan başlıyor ve bunun esin kaynağı da Nürnberg yargılamalarıdır, oradaki yargılamalardan alınmış; zamanım olmadığı için ayrıntılara girmeyeceğim.
Adını koyalım; partimize karşı planlı, kararlı; önceden tartışılan, değerlendirilen, adı konulan, sistematik bir gözaltı ve tutuklama operasyonu var. Hangi sebeple maddeye göre? Siyasi saikle. Siyasi saikle bu yapılıyor. Şimdi, uluslararası Nürnberg Mahkemelerinde bu tespit edilmiş, TCK de oradan almış. Yani bu suç cezasız kalmaz ilelebet.
Diğeri ne? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı aslında bunu tespit ediyor; 18'inci maddenin ihlali bu anlama geliyor, diyorlar ki: "Siz hukuk devletinden vazgeçtiniz, demokrasiden vazgeçtiniz. Siz bir siyasi partiyi tamamen etkisiz kılmak için yargıyı kullanıyorsunuz." Bunu ben değil, Büyük Daire söylüyor. Ha, biz söylemedik mi? Biz altı yıldır bunu anlatıyoruz, altı yıldır bunu anlatıyoruz; söylediğimiz her şeyi orası araştırdı, buldu ve tespit etti. Mesela, bir tespiti... Onu şimdi okuyacağım, karardan okuyacağım. Ya, insan kaç kere tahliye edilir? Selahattin Demirtaş -Bu arada, kararı anlatırken; Demirtaş kararıdır ama içerideki bütün HDP'liler için geçerli bir karardır bu, hepsini bağlıyor çünkü onun şahsında HDP'ye yönelik bütün operasyonları mahkûm ediyor, bütün operasyonları- 2 Eylül 2019'da tahliye oluyor, cezası var diye bırakılmıyor, 20 Eylül 2019'da tekrar tahliye oluyor, mahsup yapılıyor, aynı gün talimat veriliyor; aynı suçtan, Kobani tekrar canlandırılıyor altı buçuk yıl sonra, yeni bir tutuklama kararı veriliyor. Ya, Roma hukukundan beri bir ilke vardır; bir suçtan 2 defa yargılama olmaz. Bunu biz değil, bizden yüzlerce yıl önce hukukçular tespit etmiş ama ne olmuş? AKP iktidarı bunu tanımamış tabii ki. Şimdi, ne oluyor? Bir yanlışta ısrar etme hâli var; evet, bu ısrar ne anlama geliyor?
Şimdi, sözleşmenin... Sözü, Büyük Dairede devletlerin yargıçlarının tespitine birkaç cümleyle bırakacağım. Ne diyor ilk tespitte? "Mahkeme, başvurucunun tezinin Türkiye siyaset sahnesindeki rolü sebebiyle onu susturma ve baskı amacı taşıdığını gözlemlemektedir." Tabii, AİHM dili naif, hassas ve hukuki bir dildir; yani biz bunu siyaseten çok farklı şekillerde söyledik.
Diğer bir tespiti; "Mahkeme, ilk olarak, 2014 yılından önce dahi savcılıkların Meclis Genel Kuruluna başvurucu hakkında bazı fezlekeler sunduğunu not etmektedir. Ancak, çözüm sürecinin sona ermesine kadar ve büyük oranda HDP'nin başarısı sebebiyle, iktidar partisinin 2002 yılından bu yana Mecliste ilk kez çoğunluğu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimlerine kadar hiçbir önlem alınmamıştır. Gerçekten, HDP ile Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi arasında siyasi bir gerilim başlayıncaya kadar, başvurucu özgürlüğünden alıkonulma riskiyle karşı karşıya kalmamıştır. Ancak, çözüm sürecinin sona ermesinin ve örneğin 28 temmuz 2015'te 'HDP liderleri bedelini ödeyecek.' diyen Cumhurbaşkanının açıklamalarının ardından, başvurucu hakkında hazırlanan ceza soruşturmalarının sayısı ve hazırlanma hızı artmaya başlamıştır." Bunu, Büyük Daire söylüyor, biraz önce söylediğimi söylüyor.
Hükûmet, görüşlerinde ne demiş biliyor musunuz? Her yerde olduğu gibi, aslında orada da herkesi rezil etmiş; şaka gibi. Demiş ki: "Ya, AKP'den 5, CHP'den 9, MHP'den 1 milletvekillinin dokunulmazlığını kaldırdık, ceza aldılar." Bunu savunma olarak sunmuş; bu, 18 Eylül 2019 tarihli duruşmada -Büyük Daire diyor- taraflara sorulmuş, Hükûmet, iddialarını tekrarlamış -aynen karardan- ama diyor ki: "İktidar partisi bloğundan, yani AKP ve MHP üyesi milletvekillerinin ceza aldığını veya tutuklandığını ortaya koyamamıştır." çünkü öyle bir tutuklama yok. Sonra, "Dolayısıyla bu iddiayı destekleyecek herhangi bir delil olmadığı için mahkeme -şuraya dikkat edin lütfen- Hükûmetin -Selahattin Demirtaş, Türkiye; işte, şu kararı- bu argümanına ehemmiyet verememektedir." Yine de kibarlığını elden bırakmıyor AİHM "Ehemmiyet verememektedir." önemsizdir diyor, siz yalan atıyorsunuz diyor; tutuklama yok ki niye bize "tutuklama var." diyorsunuz diyor. MHP'li ve AKP'li vekil tutuklandı da bizim mi haberimiz yok yani. Böyle bir yalan olabilir mi?
Şimdi "Mahkeme -burası CHP'yi de ilgilendiriyor- yalnızca muhalefet partileri CHP ve HDP milletvekillerinin haklarında başlatılan ceza yargılamalarında tutuklandığı ve/veya ceza aldığı sonucuna varmaktadır. Bir başka deyişle, Millet Meclisi üyeleri arasında 20 Mayıs 2016 tarihli Anayasa değişikliğinden gerçekten etkilenen yalnızca muhalefet partisi milletvekilleri olmuştur." Şimdi, bunlar kararın gerekçesi, 18'inci maddenin gerekçesi. Devam ediyor, diyor ki: "Mahkeme, bu sebeple, başvurucunun tutuklanmasının ve tutukluluk hâlinin devam ettirilmesinin münferit bir örnek olmadığını düşünmektedir; tam tersine belirli bir örüntü izlediği görülmektedir." yani sistematiktir, HDP'ye yönelik saldırılar sistematiktir diyor. Bu bağlamda "Mahkeme, başvurucunun 16 Nisan 2017 tarihli referandum ve 24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere 2 kritik seçim kampanyası sırasında özgürlüğünden yoksun kılındığını gözlemlemektedir."
Şimdi "Mahkeme, ilk olarak, başvurucunun o dönem Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından önerilen herhangi bir başkanlık sistemine sert bir şekilde karşı çıktığını dile getirdiğini ve bunun AKP ve HDP liderleri arasında büyük bir anlaşmazlığa yol açtığını gözlemlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılından bu yana, belki de en önemli anayasal reformlarından birine ilişkin Türkiye kamuoyunda tartışmalar sürerken başvurucu tutuklu kalmıştır." diyor; yani siz, Anayasa'yı, liderleri, milletvekillerini tutuklayarak değiştirdiniz diyor.
Şimdi, mahkemenin belirttiği üzere, serbest seçimler, ifade özgürlüğü, özellikle siyasi tartışma özgürlüğü demokrasinin temelini oluşturmaktadır; karar hepsi. Bu, Anayasa referandumu bağlamında da geçerlidir. Mahkemeye göre, başvurucunun tutukluluğu onu tartışmasız bir şekilde, Türkiye'ye başkanlık sistemi getirilmesine karşı etkili bir kampanya yürütmekten alıkoymuştur. Evet, başvurucunun siyasi muhaliflerinin onun özgürlüğünden alıkonulmasından faydalandığı görülmektedir. Neden? Çünkü HDP'nin karşı kampanya yapması Eş Genel Başkanlarının tutuklanmasıyla engellenmek istendi.
Sonra, hani, AKP konuşuyor ya ortağıyla beraber; Kobani davası, Kobani iddianamesi -keşke sürem olsaydı- 2'nci tutuklamaya ilişkin çok uzun değerlendirmeler var; diyor ki: "Aynı olaydan, aynı somut olgulardan sen, 2'nci kez tutuklama kararı vermişsin. Bu nedenle serbest bırakılması tüm tutuklamaları için geçerlidir." Sizin oyun oynadığınızı görüyoruz diyor, sizin kurnazlık yapmaya çalıştığınızı görüyoruz ama bunu yutmuyoruz. Ve Cumhurbaşkanı hakkında şunu söylüyor: "Yeni anayasal sistemde Cumhurbaşkanının tarafsız bir güç değil, bir siyasi partiye ait olduğu işaret edilmiştir." Daha ne desin? Çok uzun tabii ki...
Ve şunu da söyleyeyim: "Başvurucunun tutuklanması ve tutukluluk hâlinin devam ettirilmesi, yalnızca ona oy veren binlerce seçmenin Millet Meclisinde temsil edilmesini engellememiş, aynı zamanda tüm topluma, özgür, demokratik tartışmanın kapsamını daraltan tehlikeli bir mesaj verilmiştir. Bu unsurlar, yetkililerin başvurucuyu tutuklarken gösterdiği sebeplerin yalnızca baskın siyasi amaçlar için kılıf olduğu, esas amacın tartışmaya yer bırakmayacak şekilde demokrasinin aşağıya çekilmesine ilişkin bir konu olduğu sonucuna varması için yeterlidir." diyor. Diyor ki: "Demokrasiyi tehdit ediyor artık; hukuk devletinden uzaklaştınız, siz, bütün toplumu tehdit ediyorsunuz." Yani, ancak bu kadar açık ifade edilebilir.
Bu kararı okumayanlara, halkımıza söylüyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bugün, her gün "törörü" laflarıyla yok "Hukuken kapatacağız." yok "Siyaseten kapatacağız." Ya, kendinize güveniyorsanız, siyasi partilerin yargılanacağı yer sandıktır sandık. Sizin tehditlerinize kimse kulak asmıyor. Siyaseten bizi kapatacak olan tek bir güç var, o da halktır, emir ve talimatla çalıştırdığınız, araç olarak kullandığınız yargı değildir. Artık, Türkiye'de hukuk kalmamıştır, hukuk devleti kalmamıştır, demokrasi kalmamıştır; her gün bunun kalmadığını defaatle yaşıyoruz.
"AİHM kararı bizi bağlamaz." diyen iktidara Türkiye'nin huzurunda soruyorum: Uluslararası hukuk sisteminin içinde kalmak istiyor musunuz istemiyor musunuz? Buna karar verin. Eğer, "Bizi bağlamaz." diyorsanız, o zaman bu sistemin dışına çıkmayı göze alıyorsunuz demektir ya da biz hukuksuzluğa devam edeceğiz diyorsunuz. İşte, bu konuda kararınızı vermeniz gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Selamlayacağım Başkanım.
BAŞKAN- Selamlayalım lütfen.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Tamam Başkanım, teşekkür ediyorum.
Şimdi, AİHM kararını tanımayan, AYM kararını tanımayan iktidarla İnsan Hakları Eylem Planı açıklayan, hukuk reformundan söz eden iktidar bir arada olmaz, olamaz. AKP, hangi iktidarı temsil edeceğine gerçekten karar versin. Bu kadar çelişkiler içinde bir hukuk devleti olmaz, olunamaz. Ayrıca, bugün Sayın Özkan'ın "Hukuken kapatacağız." sözü artık bir itiraf olarak Türkiye tarihinde kayıtlara geçmiştir; bunu da not etmek istiyorum.
Teşekkür ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)