GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: (10/242, 349, 392, 394, 397, 401) No.lu Down Sendromu, Otizm ve Diğer Gelişim Bozukluklarının Yaygınlığının Tespiti ile İlgili Bireylerin ve Ailelerinin Sorunlarının Çözümü İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:50
Tarih:23.02.2021

CHP GRUBU ADINA METİN İLHAN (Kırşehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Down sendromu, otizm ve diğer gelişim bozukluklarının yaygınlığının tespiti ile ilgili bireylerin ve ailelerinin sorunlarının çözümü için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonu olarak uzunca bir inceleme ve araştırma döneminin ardından sorunların tespiti ve çözüm önerilerine yönelik hazırladığımız raporu Komisyon olarak tamamlayıp Meclisin gündemine nihayet alabildik.

Sözlerime başlamadan önce, hayatın içinde yer alan ve toplumun direkt olarak neredeyse üçte 1'ini, dolaylı olarak da hepimizi ilgilendiren böyle önemli bir konuda farklı siyasi partilerden oluşmuş Komisyon üyelerimize, konunun hassasiyetine binaen farklı kurum ve kuruluşlardan gelen ve uyum içerisinde Komisyon üyeleriyle çalışan uzmanlara, Meclis personelimize, incelemeler için gittiğimiz yerlerde bizimle iş birliği yapan kamu görevlilerine ve son olarak da Komisyon Başkanlığını adil bir şekilde, büyük bir özen, çaba ve nezaketle yürüten Sayın Kemal Çelik'e huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Umarım Komisyon çalışmalarında yaşadığımız uyum, birliktelik ve bunun sonucu oluşan verimli çalışma düzenini Genel Kurul çalışmalarında da sağlarız.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'mızın 5'inci maddesinde devletin görevleri sıralanırken "Devletin ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışması." ifadelerine yer verilir. Sosyal devlet, bu bakımdan, dezavantajlı bireylerin toplum hayatı içinde eşit olarak yer alabilmeleri için engelleri kaldırmak ve sorunları çözmekle yükümlüdür.

Bakınız, uzun, verimli bir Komisyon süreci yaşadık. Özellikle alan ziyaretlerimizde, ülkemizin her bölgesinde bu konuda çözülmesi gereken büyük sorunlar olduğunu gördük. Özellikle son yıllarda Down sendromu, otizm ve diğer gelişimsel bozuklukların yaygınlığının gittikçe arttığını, bu durumların pek çok ailenin ve bireylerin, yaşamlarını doğrudan etkilediğini, söz konusu bireylere ve ailelerine ilişkin sağlık, eğitim, sosyal yaşama katılım, sosyal haklar ve iş yaşamında önemli sorunların ve eksikliklerin bulunduğunu ve bunların sonucu bu bireylerin, aşılması zor güçlüklerle karşılaştıklarını tespit ettik. Örneğin, ilk incelemede bulunduğumuz Kırşehir ve diğer 7 ilde tespit ettiğimiz kadarıyla, devletin bu konuda süregelen birtakım çalışmaları bulunmakta. Ancak engelsiz yaşam merkezlerinin ve okullarımızın nicelik olarak yeterli olmadıklarını açıkça söyleyebilirim. Bu kurumlarda çalışanların önemli bir kısmının yeterli eğitim düzeyinde ve tecrübede olmadıklarını gördük. Ayrıca bu merkezlerde çalışan eğitimci, öğretmen, psikolog, bakıcı ve benzeri personelin özlük ve ekonomik haklarında eşitsizlikler ve problemler olduğu, bunun da dolaylı olarak iş verimini ve motivasyonlarını olumsuz etkilediği gerçeği de ortada durmaktadır. Birkaç on saatlik sertifika programlarıyla, hele ki çok hassas bir konu olan ve merkezinde insanı barındıran bu sorunların çözümü için yeterlilik sağlanamaz. Bu, ivedilikle çözülmesi gereken çok büyük bir eksikliktir. Zira ülkemiz, engellilerin eğitimi konusunda özel eğitime bütçeden ayrılan kaynak başta olmak üzere gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında olması gereken düzeyin çok gerisindedir. Bu durumda olan vatandaşlarımızın eğitim alma ve meslek edinme taleplerini gerçekleştirme olanakları bu sebeple son derece sınırlıdır.

Örneğin, otizm hakkında konuşmak gerekirse ülkemizde her 68 çocuktan 1'i otizmli doğuyor, her yirmi dakikada 1 otizm tanısı alınıyor, bu sayı ne yazık ki istatistiksel olarak sürekli bir artış sergilemekte. Ülkemizde otizmin ne olduğu, belirtileri ve tedavisi tam anlamıyla bilinmemekte. Otizmin tedavisi, erken tanı ve sürekli bir eğitimle mümkün olabilmektedir. Ayrıca bu bireylerin anne ve babalarının da eğitim, psikolojik destek ve sosyal hayata adaptasyonları konusunda tek elden çözüm sağlayacak kurumların devlet eliyle işleve geçirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, büyük çoğunluğu kendini ifade edemeyen ve sürekli bakıma muhtaç yetişkin bireylerden oluşan dezavantajlı bireyler ilerleyen yıllarda hem ailelerine hem de devletimize telafisi çok zor olabilecek maddi ve manevi yükler getirebilecektir.

İncelemelerde bulunduğumuz her yerde ailelerin gayretlerine ve devletin desteğine olan ihtiyaçlarına tanık olduk. Komisyon çalışmaları sürecinde ülkemiz genelinde de gündem oluşturan ve idari sorunlar olarak sadece birkaç alt düzey memura fatura edilen Aksaray'daki -gerçekten de çok vahim olay- ve Kayseri'deki rehabilitasyon merkezinde engelli bir çocuğun iç acıtan dövülme görüntüleri sonrası bir anne yüreğimizi burkan şu trajik cümleyi kurdu: "Ben ölünce evladım ne olacak? Bir anne olarak engelli çocuğumdan önce ölmek korkutuyor beni. Lütfen, bizden sonra devletin güvencesinde insana yaraşır bir yaşam sunun çocuklarımıza." Evet, bizler sorumluluk makamının merkezinde olan kişiler olarak bir anneye bu cümleyi söyletebiliyorsak bu sorunun ne kadar büyüdüğüne gözlerimizi kapayamayız ve Anayasa'nın 42, 49, 50 ve 70'inci maddelerinde belirtilen hakları sağlamak adına, başta Meclisimiz olmak üzere, yürütme organları ve bu gibi süreçlerde çok daha aktif olması gereken yerel yönetimlerle birlikte gerekli koordinasyonu sağlayarak uyum içinde üzerimize düşen görev ve sorumlulukları eksiksiz olarak yerine getirmek zorundayız. En basitten 5378 sayılı Kanun'un 3'üncü maddesindeki "Binaların, açık alanların, ulaşım ve bilgilendirme hizmetleri ile bilgi ve iletişim teknolojisinin, engelliler tarafından güvenli ve bağımsız olarak ulaşılabilir ve kullanılabilir olması" şeklindeki erişim hakkıyla ilgili ülkemiz genelinde hâlâ çok önemli aksaklıkların olduğu aşikârdır.

Araştırma Komisyonu olarak, çalışmalarımız devam ederken sorunlara ve çözüm önerilerine yönelik elde ettiğimiz bulguları doğrudan bakanlarla, YÖK Başkanı ve diğer ilgililerle paylaşmak amacıyla ziyaretlerde bulunduk. Dezavantajlı bireyler, gerek kamuda gerekse de özel sektörde iş bulma başta olmak üzere, tayin, nakil, rotasyon, emeklilik, özlük hakları ve benzeri durumlarda da ciddi sorunlar yaşamaktadır. Takdir edersiniz ki binde 2 gibi bir oran oldukça yetersizdir. Ülke nüfusumuzun onda 1'i engelli vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Buna ailelerini de katarsak yaklaşık 25 milyon gibi bir rakama ulaşmaktayız. Ülkemizde 2019 Haziran ayı itibarıyla kamu kurumlarında çalışmış olan Down sendromlu, otizmli ve diğer gelişimsel bozuklukları bulunan sigortalılardan engelli maaşı alanların sayısı 3.671 rakamıyla olması gerekenin çok ama çok altındadır. Dolayısıyla, belirli gün ve haftalara özgü empati, farkındalık ve pozitif ayrımcılık içeren süslü paylaşımlar, ne yazık ki reel yaşamda -ifade ettiğim tespitlerde de görüldüğü üzere- karşılığını bulamamaktadır. Somut, sürdürülebilir adımların devlet eliyle atılması elzem duruma gelmiştir. Aileler, engelli çocuklarına zaman ayırmak ve bakmak zorunda olduklarından iş bulmakta zorlandıklarını, bulsalar da uzun süreli çalışmakta zorlandıklarını ısrarla belirtmektedirler. Bizlerden iş bulmada pozitif ayrımın yapılmasını ve çalışma şartlarının da yeniden düzenlenmesini talep etmektedirler.

Bununla ilgili çok önemli bir diğer konu ise engelli çocuğu bulunan ebeveynlerin yıpranma haklarının neredeyse hiç olmamasıdır. Mevcut 5510 sayılı Kanun'a göre, başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede ağır engelli çocuğu bulunan kadınlara, prim ödeme gün sayılarının dörtte 1'i oranında yıpranma hakkı verilmektedir. Öncelikle bu rakam azdır ve de kanunla belirlenen engel oranı, ebeveynlerin yaşadığı reel yaşamdaki zorluk ve sıkıntıları karşılayamayacak oranda çok yüksektir. Çalışana, bakmakla yükümlü olduğu engelli çocuğu dolayısıyla verilmesi gereken yıpranma hakkının herhangi bir sınır belirlenmeden engelli çocuğu olan her anneye verilmesi şarttır.

Değerli milletvekilleri, Komisyon süresince yaptığımız alan çalışmalarında gördük ki gerek ailelerimiz gerekse de çalışanlarımız konunun Meclis gündemine gelmesini ve bu sayede mevcut sorunların çözümü için yeni bir başlangıç yapılmasını büyük bir umutla beklemektedirler. Dolayısıyla çok önemli sorunları mevcut olan bu hassas konuda, toplumsal bir dayanışma ve anlayış içinde, Komisyon çalışmalarımız sonucu oluşan 324 maddelik önerileri de dikkate alarak başta Türkiye Büyük Millet Meclisi, kamu kurum ve kuruluşları ve de belediyeler olmak üzere gerekli eş güdüm de sağlanarak ilerleme katedebileceğimizi özellikle belirtmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)