GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Cumhuriyeti ile Filistin Ulusal Yönetimi Adına Filistin Kurtuluş Örgütü Arasında Geçici Serbest Ticaret Anlaşması ile Kurulan Ortak Komite'nin; Temel Tarım Ürünleri ve İşlenmiş Tarım Ürünleri ile Balıkçılık Ürünlerinde Taviz Değişimine Dair Protokol I'e Ait Tablo I'in Tadili Hakkında 1/2020 Sayılı Kararı ile Geçici Serbest Ticaret Anlaşması'nın "Menşeli Ürünler" Kavramının Tanımı ve İdari İş Birliği Yöntemlerine İlişkin Protokol II'sinin Tadili Hakkında 2/2020 Sayılı Kararının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna ve Anlaşmanın Protokoller ve Eklerine İlişkin Değişikliklerin Cumhurbaşkanınca Doğrudan Onaylanmasına Dair Yetki Verilmesi Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:43
Tarih:28.01.2021

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizi bu saatte de olsa izleyen değerli halkımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, uluslararası sözleşmeleri görüşüyoruz ama ben biraz Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerimizi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını, hakikaten bu kararlar yenilir mi, içilir mi, yutulur mu, bakılır mı, ne oluyor yani bu 22 Aralıktan bu yana yapılan tartışmalar ışığında buradan ifade etmek için söz aldım. Evet, herkesin bildiği üzere 22 Aralıkta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi Türkiye aleyhine çok önemli bir karar verdi, Demirtaş kararı. Çok önemli diyorum, önemi şuradan geliyor: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tarihinde Türkiye'nin bireysel başvuruyu kabul ettiği günden bugüne kadar ilk defa -evet, altını çizerek söylüyorum- Sözleşme'nin 18'inci maddesiyle ilgili ihlal kararı verdi. Şimdi bu nedir biraz anlatacağım tabii. Diğer ülkeler hakkında da zaman zaman 18'inci madde ihlali vermiş -mesela Azerbaycan, Rusya gibi- ama hiçbir 18'inci madde ihlalinde bu kadar ağır, bu kadar kesin tespitler ve kalın çizgiler yoktur. Yani hukukçu arkadaşlar, merak edenler bakabilirler. Sadece 18'inci madde ihlali değil... 18'inci madde ne? Şunu söylüyor özetle 18'inci madde: Siyasi kararla, iktidarın siyasi bir stratejiyle muhalefet partisi liderlerinden biri olarak Demirtaş'ı rehin aldığını, onun bu rehinelik durumunun devam ettirildiğini, tahliye kararını Daire verdikten sonra -Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi biliyorsunuz, önce Daire karar verdi- bir yeni hamleyle ikinci tutuklama kararı verdiğini, özellikle Cumhurbaşkanının o dönemde "Karşı hamle yapar, işi bitiririz." sözünden başlayarak yapılan tartışmaları, fezlekelerin artışını, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecini, bunları bütünüyle o kadar ayrıntılı tahlil etmiş ki ve demiş ki: "Siz hukuken değil, siyasi olarak Demirtaş'ı içeride tutuyorsunuz." Ve bu kararı sadece Demirtaş için vermiyor aslında. Doğru, başvurucu olarak o bulunuyor, tarafı Selahattin Demirtaş ama kararın içeriğinde, ayrıntılarında -okuyanlar gayet iyi biliyorlar- aslında HDP'ye yönelik bütün saldırılar mahkûm ediliyor ve bunun siyasi bir operasyon olduğunu, kumpas olduğunu, darbe olduğunu -adını ne koyarsanız koyun- söylüyor.

Biz ne diyorduk? Beş yıldır, altı yıldır burada ne anlatıyoruz? Her konuşmamızda "Bize yönelik açtığınız davalar, soruşturmalar, hazırladığınız fezlekeler -bize derken bütün HDP'lileri kastediyorum, başta milletvekilleri ve belediye başkanlarını- hukukla ilgili değil, yargıyla ilgili değil, kriminal bir fiilimiz yok. Olursa bu konuda hiç hesap veremeyeceğimiz bir şey yok." diyoruz. "Bu sizin siyasi kararlarınızdır, rakip olarak siz bizi yargı eliyle tasfiye etmeye çalışıyorsunuz, demokratik siyasetten uzaklaştırmaya çalışıyorsunuz." dedik, binlerce defa söyledik. Şimdi bunu biz değil, bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi söylüyor, hem de 1 karşı oyla, Türkiye hâkiminin karşı oyuyla, 16'ya karşı 1.

Şimdi, bundan sonra birçok şeyi değerlendiriyor: Düşünce, ifade özgürlüğünü, örgütleme özgürlüğünü, siyaset yapma hakkını yani bu kapsamda hepsini söylüyor ve dokunulmazlıkların kaldırılması sürecini anlatıyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi. Dokunulmazlıkların kaldırılmasının öngörülemediğini, vekiller seçildiği zaman bunun bilinemediğini, bu nedenle bu Anayasa değişikliğinin de ihlal olduğunu, yasama sorumsuzluğunun dikkate alınmadığını söylüyor. Zaten hiç dikkate alınmamış çünkü mahkemeye defalarca talepte bulunulmuş, dikkate alınmamış ve dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda da bir bütün olarak ihlal kararı vermiş ve serbest seçim hakkının da tabii ki ihlal edildiğini söylemiş. Çünkü Selahattin Demirtaş -yedi ay yirmi gün, milletvekili olduğu hâlde, on yedi ay mıydı? Arkadaşlar düzeltsinler, bir an karıştırdım- 4 Kasım 2016'da alınmıştı, seçime kadar içerideydi, Cumhurbaşkanı adayı oldu, buradaki birleşimlere katılamadı, milletvekili olarak Genel Kurul çalışmalarına katılamadı ve biz her işlem için buraya dilekçe verdik, tutanak verdik, dedik ki: "Cezaevinde de olsa buraya gelsin vekiller, katılsınlar çünkü bu bir anayasal bir haktır." Büyük Daire bunu da söylüyor, "Katılamamış, önünde bir engel var. Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkıp yarışamamış." diyor. Yani cezaevinden, bir Cumhurbaşkanı adayı ne kadar etkili bir kampanya yapabilir? Bunu halkın takdirine sunuyorum. Şimdi, tabii ki sadece bununla da yetinmemiş, Demirtaş'ın ve milletvekillerimizin... Ben de 16 Nisanda cezaevindeydim, Silivri'deydim Anayasa Komisyonu üyesi olarak. "O dönemde siz, aynı zamanda Türkiye tarihinin en önemli sistem değişikliğini de muhalefet partisine bu darbeyi, bu operasyonları yaparak geçirdiniz." diyor. Büyük Daire söylüyor bunu, ben değil; bunu biz zaten söylüyorduk. Ve bunu o kadar ayrıntılı anlatıyor ki Türkiye siyasal haritasını yani çok iyi çalışmışlar, gerçekten bir yargı erki gibi.

Peki, bunun karşısında ne oldu Türkiye'de? Yine, Büyük Daire karar vermiş. Şimdi, ben "Bağlayıcı mı, değil mi?" tartışmasını bir hukukçu olarak zül kabul ederim. Ne demek ya? Anayasa'nda var, imzan var, hâkimin var orada, senin hâkimin var ya. Sen, Büyük Daireye ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine hâkim göndermişsin. Türkiye'de Türk hâkim bulamamış, Türkiyeli hâkim, gitmiş bir de Alman bir avukat bulmuşsunuz. Şimdi "Beni bağlamıyor." diyor. "Ya, nasıl bağlamıyor, bize bir izah edin." diyoruz, henüz izah eden olmadı. Pardon, Mehmet Uçum var, ona cevap vereceğim, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak bir tek o konuştu bu konuda. Diğerleri ne diyor? "Törörö" lafına devam ediyor. Yok böyle bir şey ya, aynı cümleler: "Demirtaş teröristtir." Ya Demirtaş, bırakın teröristi Demirtaş'ın, emredici bir şekilde, beraat etmesi gerektiği konusunda bir mahkeme kararı var, hem de uluslararası Büyük Dairenin kararı var; O bir tahliye kararı değil ha, beraat kararıdır. Neden? Çünkü Kobani protestosu temel iddia. Diyor ki: "Kobani protesto çağrısı barışçıl bir çağrıdır, demokratik bir protestodur." Hepsini tahlil ediyor, bunu söylüyor. Diğeri, yaptığı konuşmalar. Konuşmalarının tamamını değerlendiriyor Demirtaş'ın, "Düşünce ve ifade özgürlüğü. Bazıları sert olabilir, Türkiye'deki sisteme uygun olmayabilir ama düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında." diyor ve bu konuda Demirtaş'ın derhâl serbest bırakılmasını söylüyor. Şu ana kadar serbest bırakılmadı, rehinelik durumu devam ediyor ama "törörö" lafları arkasından geliyor.

Şimdi, bu Demirtaş kararına uymama meselesi sadece Demirtaş'ı ilgilendirmiyor, önce oradan başlayayım, önce bağlayıcılığı bitireyim. Şimdi, çok masraf yaptılar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde -ben tanığıyım, birkaç defa gittim, oradaki görüşmelerimizde öğrendim- çok lobi yaptılar -iktidar- bu kararın verilmemesi için yani bu konuda herkes biliyor.

Şimdi, bu Alman avukata ne kadar para verdiler bilmiyoruz. Şimdi, mademki bağlayıcı değildi, niye savunma yaptınız, niye oradaki hâkiminiz karara katıldı, niye avukat tuttunuz, niye daire kararına itiraz ettiniz, niye bu kadar masraf ettiniz? Hiçbir şey yapmasaydınız, deseydiniz ki "O karar tarafsız; ben taraf olarak gitmiyorum, karar verilsin, ne oluyorsa olsun." Ya, o kadar söz yazmışsınız oraya. Hadi, onu da bıraktık, bu halkın bütçesinden o kadar para harcadınız ya, yazık değil mi? Sizi bağlamıyordu hani, niye harcıyorsunuz? Bunu da soruyorum.

Çok yerli ve millîler ya -bu Alman vekile ben takmış durumdayım- Türkiye'de avukat yoktu, Türkiyeli bir avukat yoktu, gittiniz, Alman avukat buldunuz; ilginç, yerli ve millî olanların bir yabancıyı da avukat tutması ayrı bir tartışma konusu.

Şimdi, bu neye benziyor, biliyor musunuz? Hani, maç olur ya, bir maça çıkmışsınız, yenilirseniz "Ben bu maçın sonucunu kabul etmiyorum." diyorsunuz "Ama yenersem, bu maçın sonucu doğrudur." diyorsunuz. Ya, bu her şeyden önce -nasıl ifade edeyim- bir ahlak meselesidir. Siz bir insana verdiğiniz sözü bile tutmak zorundasınız ya, bu bir etiktir, asgari ahlak kuralıdır. Her şeyi bir tarafa bırakın "Ben maçı kaybettim, ihlal verildi, tanımıyorum." diyorsunuz. Yok öyle bir dünya, tanıyacaksın, tanımak zorundasın, kendin için değil, bütün Türkiye yurttaşları için tanıyacaksın.

Şimdi, bağlayıcı değilmiş. Recep Tayyip Erdoğan 3 defa niye AİHM'e başvurdu -diğerlerini söylemiyorum- niye başvurdu? Bir açıklama bekliyoruz.

Peki, gerçekten, bu Robert Spano'yu niye bu kadar gezdirdiniz Türkiye'de? Çok merak ediyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanını, adamı kapı kapı gezdirdiniz ya, götürüp Mardin kayyumuyla bile tanıştırdınız ve sayfa sayfa -neler- gazete haberleri yayınlandı. Bugün açıklama da yapmış. Kimlerle görüştü bu Spano? Cumhurbaşkanıyla, Adalet Bakanıyla, Meclis Başkanıyla, AYM Başkanıyla. Bunlar da yetmemiş, İstanbul Üniversitesinden bir de fahri doktora unvanı vermişsiniz adama, AİHM Başkanına. Bugün ne demiş? Yeni açıklama bu, diyor ki: "2020'de AİHM'e en çok Türkiye ve Rusya aleyhine başvuruldu. Tabii ki bağlayıcıdır." Eleştirilere Spano yanıt vermiş, hiç tartışmasız bir açıklama yapmış, ziyaretine ilişkin eleştirilere cevap vermiş ama bu konuda Türkiye aleyhine olan kararları da değerlendirmiş ve demiş ki: "Tabii ki tartışma dışı; uymak zorunda." Şimdi, Spano bir daha gelse Mardin'e götürmeyecek misiniz? (HDP sıralarından "Götürmeyecekler." sesleri, alkışlar) Gezdirmeyecek misiniz? Yok, çünkü aleyhinize karar çıktı. Ya şimdi bizim aklımızla alay etmeyin gerçekten. Şimdi, sadece Demirtaş'ı ilgilendirmiyor, bütün HDP'lileri ve siyasi sebeplerle içeride tutulan herkesi ilgilendiriyor bu karar çünkü şu anda yargı siyasal, yargı siyasal; siyaset ne diyorsa onu yapıyor. Bugün bir önerge indirdik, önerge indirdik; İrfan Fidan... Ben konuşmadım, hadi söylemiş olayım, ya çok merak ediyorum İrfan Fidan'ın Yargıtay'da odası var mı? Çaycıyla tanıştı mı? Bir çay içti mi Yargıtay'da ya? Hangi hâkimle tanıştı?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bir sayfa çevirmedi, bir sayfa.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - 107 hâkimi altı günde nasıl tanıdı? El insaf ya! Anayasa Mahkemesi üyesi yaptınız adamı.

ALİ HAYDAR HAKVERDİ (Ankara) - Çok ayıp çok.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Üstelik, üstelik; orada önergemizde ayrıntılar var zaten. Şimdi, yargının bağımsız olmadığını, tarafsız olmadığını biz değil artık, dünya söylüyor, dünya gördü; Büyük Daire kararıyla bunu gördü.

Şimdi, sadece siyaseti de ilgilendirmiyor, Manisalıyı da ilgilendiriyor biliyor musunuz? Bütün Türkiye yurttaşlarını ilgilendiriyor. Size iki örnek vereyim: Volkswagen firması Türkiye'de bir fabrika açacaktı devasa, bunun için bir şirket kurdular Türkiye'de; 943 milyon 500 bin lira sermayeli bir anonim şirket. Fabrikayı nerede kuracaklardı biliyor musunuz? Keçiliköy Organize Sanayi Bölgesi, Cumhuriyet Bulvarı, Yunusemre, Manisa'da; şimdi nerede kuruyorlar? Slovakya'da. Neden?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bunlar yüzünden.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Çünkü Türkiye, AİHM kararlarına uymuyor...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Uymadılar.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - ...Slovakya uyuyor. Türkiye kaybetti. Kim kaybetti? Hepimiz kaybettik, hepimiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Manisa kaybetti, Manisa.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - En çok kim kaybetti?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Manisa.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Manisalı kaybetti.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Tabii.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ona geliyorum Özgür Bey.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Emekçiler.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - En çok Manisalı kaybetti. Fena mı olurdu binlerce işçisiyle, teknikeriyle, mühendisiyle binlerce insanımıza iş imkânı sağlansaydı, fena mı olurdu? Olmazdı. O fabrikada çalışacak insanların hangi partiye oy veriyor olmasının bir önemi var mı sizce? Bizce yok. İşte, bu iktidara oy verenler de AİHM Büyük Daire kararının uygulanmamasından etkileniyor, etkileniyor yani bu çok açık. Volkswagen, fabrika kurmaktan vazgeçti, açtığı şirketi kapattı, bunu da açıkladı öyle haberimiz oldu. Peki, ya henüz fikir aşamasında olup bu aşamaya gelmeden vazgeçilen yatırımlar ne olacak? Kim bilir hangi yatırımcı Büyük Daire kararının uygulanmamasının ardından yatırımlarından vazgeçecek. Kim kaybetti? Türkiye kaybetti, Türkiye yurttaşları kaybetti, hepimiz kaybettik. İşte, durum çok vahim, yirmi dakika yeter diyordum, hiçbir şeye yetişmedi; emin olun söyleyecek çok şey var.

Şu Mehmet Uçum'a bir çift sözüm var ya, çünkü hukukçu kimliğiyle çıkıp ortalıkta konuşuyor, kendisini de tanırım. Şu anda neymiş? Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkan Vekili. El insaf ya! Hangi hukuk fakültesinde okudu gerçekten? Mezun oldu mu, emin değilim. Neymiş? İstanbul, gerçi biliyorum, elimde var. Ya, birinci sınıfta öğretiyorlar bunu bize ya, birinci sınıfta anayasa hukuku dersinde bu anlattıklarımın bin katı anlatılıyor. Çıkmış, yeni bir icatta bulunmuş -dur, yazmıştım- Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcı değilmiş, yönlendirici denetim içeriyormuş; bu, yeni bir icat. Bir de "birincillik" diye bir kavram çıkarmış. Bu kadar yıldır hukuk çalışırım, bu kavramı yeni duydum. Ne diyorsun ya sen? İşte, hukuk politikamızın niye bu kadar pespaye olduğu ortada değil mi? Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Başkan Vekiliymiş, yani en yetkili konumlardan biri. Bir de onu eleştirenleri de Twitter'dan Batıcılıkla ve batı dilleri kullanmakla suçlamış; Kerem Altıparmak'ı, dikkatimi çekmişti. Ya, sen kimi hangi adla suçluyorsun? Hukukçuysan hukuki yorum yap ve çok önemli şeyler söylemiş bu bir makalesinde, diyor ki: "Yürütmeden AİHM kararlarına uyulmasını talep etmek yargı bağımsızlığını reddetmektir, siyasi bir yaklaşımdır." Emin olun, kahkaha atmak istiyorum. Emin olun, bu cümle karşısında kahkaha atmak istiyorum. "Yürütme görüş açıklayabilir." diyor, "Yargı uymak zorunda değildir." diyor. Hangi yürütme ya Mehmet Uçum? Bu yürütme HSK'yi belirliyor, bu yürütme HSK üyelerinin tümünü seçiyor. O HSK üyelerinin hâkimler üzerinde doğrudan yaptırım kararı var; açığa alabilir, terfi ettirmeyebilir, işten atabilir, her türlü işlemi yapabilir. Sen, yürütme bunu söylediğinde o hâkim hangi güçle "Uymuyorum." diyecek? Yürütme eleştirebilirmiş ama biz eleştirince yargı bağımsızlığına halel getiriyormuşuz. Şaka gibi ya! Mehmet Uçum eskiden, benim tanıdığım dönemlerde akıllıydı yani birazcık tartışma yapardı; şimdi tamamen gitmiş. Yani siyasi yorum yapacağım diye hukuku bu kadar da katletme ya, yazıktır; hukukçuları bu kadar zan altında bırakma.

Şimdi, neymiş? AİHM ihlal kararlarına uyulmasını istemek, aslında ulusal yargının bağımsızlığını reddetmekmiş ya. Böyle bir şey olabilir mi? Biz ulusal yargıyı reddediyoruz eleştirmekle "uyun" diyoruz çünkü. Ya, tamam da biz imzalamadık ki o sözleşmeyi. Şu anda bu sözleşmeleri kim imzalıyor? Burası imzalıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi halk adına imzalıyor. Rıza Türmen'in çok sevdiğim bir lafı oldu. "Millî yargı diye bir şey yok." Neydi? Millî ve yerli demokrasi... "Millî ve yerli hukuk devleti" diye bir şey yok; hukuk kuralları evrenseldir. Biz bu evrensel kuralların altına imza atmışsak uyacağız. "Bu, bizim iç hukukumuzu bağlamıyor." diyen bir Cumhurbaşkanı Başdanışmanı var karşımızda. Şimdi diyor ki: "Yürütmenin talimat vermesini istiyorsunuz siz eleştirince." Hani biz AİHM kararına uyun diyoruz ya, nasıl bakıyor bilmiyorum. Ya, biz talimat verin demiyoruz, susun diyoruz. Bir karar çıkınca siz yorumlamayın, "Karşı hamlemizi yapar işi bitiririz." demeyin. "Teröristtir." demeyin, hâkimler bunun karşısında baskı altında kalıyor diyoruz. Mehmet Uçum bunu yanlış anlamış, tersten yorumluyor, diyor ki: "Siz 'AİHM kararlarına uyun.' deyince yürütmeye talimat veriyorsunuz, diyorsunuz ki: 'Talimat ver.'" Yani ancak...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Anayasa diyor uyun diye zaten.

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bitiriyorum.

Şimdi, neyse, herhâlde derdim anlaşıldı. Mehmet Uçum dışında hukuki yorum yapılmadığı için Mehmet Uçum'a taktım yani sakın alınmasın yani başka hukuksal yorumlar olsaydı onlara da yanıt verecektim.

Özcesi şu değerli milletvekilleri ve sevgili halkımız: Hukuk devleti ilkesinin yerle bir olduğunu Büyük Daire tespit etti, Türkiye'nin demokrasinin büyük tehlike altında olduğunu tespit etti, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığının kalmadığını tespit etti. Hukuk devleti olmaya geri dön çağrısıdır bu, bu bir tekliftir aynı zamanda, eğer anlarsak.

Geçenlerde, sanırım dün, Çavuşoğlu demiş ki: "Türk halkı geleceğini AB'de görüyor." Sayın Çavuşoğlu'na söylüyorum: AB'de görüyorsunuz da AB, yerli ve millî değil ha, oradaki kurallar uluslararası, aman karıştırma. Eğer geleceğimiz AB'de ise ilk iş Demirtaş'ı bırakın, bütün siyasi tutsakları bırakın.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)