| Konu: | Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 39 |
| Tarih: | 25.12.2020 |
TUFAN KÖSE (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, ölümünün 47'nci yılında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yol arkadaşı, Lozan Zaferi'nin mimarı, İnönü Meydan Muharebelerinde yalnızca düşmanı değil milletin makûs talihini de yenen İsmet İnönü'yü saygı, sevgi ve özlemle anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, ben de Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi'nin -adı böyle olup da aslında böyle olmayan- 3'üncü maddesi üzerinde, 3'üncü maddesindeki grup önerimiz üzerinde söz aldım. Onunla ilgili çok kısa bir şeyler söylemek istiyorum. 3'üncü maddede, 2'inci maddede düzenlenen hususların yöntemini açıklıyor ama burada da yine her zaman olduğu gibi çok muğlak tanımlar var. "Bağlantılı olmak" ve "adına, hesabına iş yapmak" bunu Türkiye'de çok kötü yorumlayacak hem kamu görevlileri var, hem yargı dünyasında insanlar var. "Dolaylı kontrol eden kişi ve kuruluşlar." denmiş; kim belirleyecek, nasıl belirlenecek belli değil, açıklanmamış. Herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın sadece idari tedbirlerle insanların mal varlıklarına el konuluyor, donduruluyor. Bu da bana göre, hatta iyi hukukçulara göre masumiyet karinesine aykırılık teşkil ediyor; Anayasa'ya da aykırı diyoruz.
Şimdi, hakikaten de, ne derler, yine her zaman olduğu gibi, çok geç kalınmış bir kanun, eksiği çok olan bir kanun. Özellikle, bütün arkadaşlarımız vurguladı, 12'nci tavsiye kararıyla ilgili hiçbir düzenleme getirilmemiş ki özellikle Türkiye'nin gri listeye alınmasına gerekçe yapılan husus bence de bu madde çünkü geçmişte çok örneğini yaşadık. Bütün dünyada Lockheed soruşturmasının failleri yargılandı ama ülkemizde yargılanmadı; 4 bakan burada Meclis kararıyla aklandı, yargılanamadı. Buna benzeyen onlarca örnek var ülkemizde. Ne bu 12'nci tavsiye kararı? Yolsuzlukların önlenmesinin tespit edilmesi bakımından büyük önem taşıyormuş. Yerli ve yabancı siyasi nüfuz sahibi kişiler kim? Hükûmet başkanları, devlet başkanları, bakanlar, adli-idari yöneticiler; oradaki yöneticilerin mal varlıklarının, ortak oldukları fonların yahut da para gönderimlerinin iyi araştırılması, bununla ilgili tedbir alınması, buna ilişkin birtakım önlemlerin alınması tavsiye ediliyor. Buna ilişkin bir düzenleme yapıyor mu bu kanun? Vallahi yok. Peki, ne yapıyor? Az evvel zannedersem İYİ PARTİ'nin sözcüsü söyledi... Varlık affıyla ilgili bir düzenlemenin 6'ncısını yaptık arkadaşlar geçtiğimiz günlerde, kasım ayında zannedersem; 6'ncı varlık affı bu. Varlık affında şöyle bir şey var, söylediğimizde arkadaşlar diyorlar ki: "Ya, kardeşim, biz bunu FATF'a sorduk." Kanunu sordunuz siz ama kanuna aykırı bir tebliğ çıkartmışsınız. Ne bu tebliğ? Fiziken de bavula parayı alıp getirdiğinde bu paranın nereden geldiği, kaynağı, acaba suçtan mı elde edildi, başka bir yerden mi elde edildi, sorulmuyor; az evvel açıkladılar bunu. Şimdi, siz kanun getiriyorsunuz bu pandemi koşullarında, FATF'ın dediği tavsiye kararlarına uygun hiçbir düzenleme yapmıyorsunuz. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? "Varlık barışında bavulla getirilen paranın hesabını sormayacağız." diyorsunuz; bu, tabii, çok büyük bir tezat teşkil ediyor.
Yine, arkadaşlar, bir fırsatçılık yapılıyor her zaman olduğu gibi. Adalet ve Kalkınma Partisi on sekiz yıldır ne zaman bir yasal düzenleme yapmış olsa nüfuzunu artırıyor. Arkadaşlarımız söyledi, nüfuz artırma yasası bu yine. Süleyman Soylu'ya acayip yetkiler, valilere acayip yetkiler yani insanların mal varlıklarına el koyma, dernekleri kapatma, sivil toplum örgütlerinin çalışmasını engelleme; onlarca nüfuz artıran düzenleme getirmişsiniz. Hâlbuki kanunun adıyla ilgili 6 tane madde var, geri kalan 30 küsur madde tamamıyla Süleyman Soylu'ya ve mülki idare amirlerine yetki veren düzenlemeler.
Bakın, arkadaşlar, bu kanunda bir de vurgu var, sürekli söylüyorlar, önce şeyi söyleyeyim: "İşte, biz sulh ceza mahkemesine yetki vermedik, çok şikâyet ediyordunuz, ağır ceza mahkemesine yetki verdik." diyorsunuz. Demek ki sulh ceza mahkemelerinden Adalet ve Kalkınma Partililer de rahatsız. Hakikaten de sulh ceza mahkemeleri adaletsizliğin tecelli ettiği yerler oldu artık. Devamında bir vurgu var, diyorlar ki; işte "Uluslararası uyum." sanki uyumu çok düşünüyorlarmış gibi. Sayın Cumhurbaşkanının böyle bir derdi, tasası olduğunu da zaten zannetmiyorum. "Terör" diyoruz, bakın, terörün tanımını eğer şiddetten ayırmazsak o zaman herkesi terörist diye ilan etmek ve çeşitli yollarla cezaevine tıkmak, mal varlığına el koymak mümkün. Bundan yüz yıl evvel Nemrut Mustafa Divanında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey terörist olarak asıldı. Bakın, devamında, ünlü organ nakli cerrahı Mehmet Haberal yıllarca cezaevinde yattı, terörist olmakla suçlanarak. Terörün tanımına mutlaka şiddeti koymak zorundayız yoksa uluslararası uyum falan bunların hepsi lafügüzaftır.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)