GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:35
Tarih:18.12.2020

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi görüşmelerinin son gününde partim adına söz almış bulunmaktayım. Televizyonları ve sosyal medya hesapları başında -her türlü karartmaya karşı- bizleri takip eden halklarımıza selamlarımızı, saygılarımızı iletiyorum.

Bu ülkenin ezilenleri açısından Türkiye'nin siyasi tarihi kör kapı ve demir parmaklıkların tarihidir. Tarih boyunca zalimlerin... Ezenler için zulüm ezilenlerin ise direnişi büyütme mekânı olarak gördüğü cezaevlerinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Çağlar Demirel, Aysel Tuğluk, Nurhayat Altun ve binlerce onurlu kadın yoldaşımı; Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Abdullah Zeydan, Musa Farisoğulları, Selçuk Mızraklı, Bekir Kaya ve binlerce dava arkadaşımı selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Tutsaklık, iradenin tek adama, makam ve mevkiye teslim edilmesiyle başlar. Özgürlük ise dört duvar ve demir kapıya bakmaz; özgürlük bir duruş, ruh hâli ve dünyaya karşı erdemli olmaktır.

Bu kapsamda, demokratik talepleri için açlık grevine giren bütün erdemli ve duruş sahibi tutsakları ve mücadelelerini buradan bir kez daha saygıyla selamlıyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

Bugün, Şeyh Bedreddin ve Celâlettin Rûmi'nin Hakk'a yürüyüşünün yıl dönümü; kendilerini de saygı ve hürmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2008 yılında ortaya çıkan kapitalizmin krizi hızla tüm dünyaya yayıldı. Bu krize karşı uluslararası sermaye sağ popülist liderlere sarıldı. Türkiye'nin önünde iki yol vardı; ya Kürt sorununun çözümü başta olmak üzere, demokratikleşmeyi sağlayacaktı ya da otoriter bir yola girecekti. İktidar dünyadaki bu gelişmeleri görüp, zaten sınırlı olan demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlüğü baskı altına aldı. Türkiye halklarına OHAL şartları altında "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" denen otoriter yönetim sistemini dayattı. Bu sistem Türkiye halklarını siyasi ve ekonomik anlamda süreklileşmiş krizlere, vesayet kurumlarına ve siyasi etikten yoksun politika anlayışına mahkûm ediyor. Bu sistem, saray tebaasına çoklu maaş sistemi, yandaşa ısmarlama ihale düzeni, halka ise istibdat rejimi, yoksulluk, işsizlik, baskı ve sefalet getiriyor.

Bakın, Kürt sorununun demokratik çözümünün inkâr edildiği ve AKP-MHP ittifakının kurulduğu gün faiz oranı 7,5 idi, saray rejimine geçildiği gün 17,5; bugün de 15 puan. Demek ki faiz lobisi sizlerin otoriterleştiğiniz bataklıkta büyüyor. Siz saraylar inşa ettikçe faiz lobisi de büyümeye devam ediyor. (HDP sıralarından alkışlar)

2015 Haziran ayında bu memlekette 3 milyon işsiz vardı. Siz halk iradesini hiçe saydınız, sırf iktidarda kalmak için topluma şiddeti dayattınız. OHAL şartlarında saray rejimine geçtiğiniz gün işsiz sayısı 4 milyona ulaştı, bugün ise tam 10 milyon işsiz var. Siz ağzınızı her açtığınızda "dış güçler" "kur saldırısı" diyorsunuz; bakalım bu ülkenin parasına kur saldırısını kimler yapmış: 2015 yılının Haziran ayında dolar 2,68'di, saray rejimine geçildiği gün 4,71 oldu, bugün ise 7,67; kur saldırısının sorumlusu saray rejimi, Türkiye halklarına adı konmamış bir Çiller devalüasyonu yaşattı. Sarayın gösterişli ve bol israflı davetlerinin baş konukları olan 90'ların karanlık yüzleri ekranlara her çıktıklarında Türkiye'ye tanzim kuyrukları, askıda ekmekler, ödenemeyen ilaç paraları, batan SGK'ler yeniden geldi. Evet, Karl Marx'tan ilhamla söylersek, sizler, kriz büyüdükçe 90'ların ruhlarını geri çağırıyor, onların "beka" sloganına sarılıyor, milliyetçi kıyafetlerinizi giyiyorsunuz. Onlar hayalî ihracatla kötü ün sahibi olurken sizler hayalî istihdamla tarihin kara sayfalarına yazılıyorsunuz fakat bilmiyorsunuz ki tarihte olaylar 2 defa yaşanır; birincisi trajedi, ikincisinde komedi olarak.

Değerli milletvekilleri, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ve otoriter saray rejimi Türkiye halklarına ekonomik, toplumsal ve siyasal çoklu krizleri yaşatıyor. Ekonomik kriz artık inkâr edilemeyecek bir noktaya gelmiş durumda. Her geçen gün işsizlik, yoksulluk, borçlar büyüyor; insanlarımız "iş" "aş" diyerek intihar ediyor. Bir esnafımızın dediği gibi "Sabah borçlulara, akşam çocuklara bakacak yüzümüz kalmadı." noktasına gelmiş durumdayız. Saraydaki bin oda hariç Türkiye'deki insanların başlarını rahat şekilde yastığa koyduğu tek oda kalmadı; mutfakta tuz, tencerede soğan, sofrada ekmek, ev içinde huzurun tükendiği bir çöküş yaşıyoruz.

Peki, biz bu çöküşe nasıl geldik, size tane tane anlatmak istiyorum. Türkiye ekonomisini rant, özelleştirmeler, sermayeye yapılan vergi kıyakları ve halkı borçlandırmayla büyük bir çöküşün eşiğine getirdiniz. 2010 yılından bu yana 6 defa borçların ve alacakların yapılandırıldığına şahit olduk. Sadece bu yapılandırma süreçlerinde bile AKP'nin yurttaşları nasıl borç batağına sürüklediğini görüyoruz. 2014'te 42,5 milyar liralık borç yapılandırıldı, halk ödeyemedi, borç arttı; 2016 ve 2017 yılında toplam 120 milyar liralık borç yapılandırıldı; halk yine ödeyemedi; 2018 yılında 60 milyar liralık borç yapılandırıldı ve hayalete dönüşen damat Bakan "Bir daha yapılandırma yok, bu son artık." diyerek cebinde parası, hesabında lirası olmayan halkı tehdit etti. Fakat gün geçtikçe yoksulluk derinleşti, kriz büyüdü ve halk yine borcunu ödeyemedi. Buna rağmen borçları silmediniz. Geçen ay 500 milyar liralık bir yapılandırma kanunu Meclisten geçirildi. Peki, soruyoruz: On yıldır, her yıl artan borcun büyüklüğüne gerçekten bakmıyor musunuz? Her yıl artan yurttaşın ödeyememe gücünü, hâlini görmüyor musunuz? Oysa bizler biliyoruz ki söz konusu halkın borcu olunca gözlerinizi ve kulaklarınızı kapatma konusunda sizden daha becerikli bir iktidar yok. Ama sıra yandaş sermayeye gelince, gelsin aflar, gitsin borçlar nakaratını tekrarlayıp duruyorsunuz.

Bakın, Merkezî Uzlaşma Komisyonu adı altında tüm talimatları saraydan alan bir komisyon var. Bu Komisyon ne yapar peki? Borcu veya cezası olan yandaş şirketlerin borçlarını uzlaşmayla düşürüyor. 2007 yılından bu yana uzlaşmaya konu olan vergi borcu 6 milyar 526 milyonken bu rakam 1 milyar 765 milyon TL'ye düşürüldü. Yine, 2007 yılından bu yana uzlaşmaya konu olan ceza 7 milyar 316 milyonken bu rakam 73 milyon liraya düşürüldü. Gençlerin KYK borçlarını silmeye gelince uzlaşma yok, EYT'lilerin hakkını teslim etmeye gelince uzlaşma yok ama adlarını sadece sizin bildiğiniz ve kararlarını sarayın çıkar koridorlarında verdiğiniz şirketlere gelince uzlaşa uzlaşa milyarderler yarattınız. Şimdi size soruyoruz: Siz kimlerin borcunu kimler için, hangi gerekçelerle siliyorsunuz ya? Kim size bu hakkı verdi? Sizler, yaptığınızın açık şekilde kayırma olduğunu bildiğiniz için açıklama dahi yapamıyorsunuz ama biz halkla birlikte bunun hesabını soracağız, rant ve sermaye için buhar ettiğiniz her kuruşun hesabını soracağız. Asıl yapılandırmayı da uzlaştırmayı da biz yapacağız. Bu rantçı, düşman, işçi düşmanı, faizci ekonomi anlayışını ortadan kaldıracak ekonomik sistemi komple yapılandıracağız.

Değerli milletvekilleri, rahmetli Erbakan, özelleştirmeler için, satılan KİT'ler için, üreten kurumların yandaşa verilmesine ithafen "Evlatlarınızı yiyorsunuz." demişti. Evet, bakın, 2002 yılından bu yana 110 milyar liranın üzerinde özelleştirme yapıldı, hisse satışlarından taşınmaz devirlerine kadar her şey satıldı. Bu memleketin seksen yılda sattığının 55 katını on sekiz yılda tek başınıza sattınız. "En başarılı hükûmet biziz." naraları atıyorsunuz ya, alın size başarı tablosu! Elde pek bir şey kalmayınca emlakçı olup arsa satmaya başladınız. AKP-MHP ittifakı artık bir emlak anonim şirketidir. Aynı zamanda bu şirketin yeni mesleği de defineciliktir. Hani Türkiye'nin 766 bölgesinde maden ihalesi açarak her yerini kazıdınız ya sizden âlâ defineci mi olur? Ama bilin ki bu yeni meslekleriniz sizi kurtaramayacak. Artık kendi siyasi hayatınızın mezar kazıcısı durumundasınız, bu bütçe de sizin taziyenizdir.

Değerli milletvekilleri, bu ittifak, Türkiye'yi bir savaş makinesine çevirdi ve bununla her fırsatta övünüyorlar. "Eve ekmek götüremiyoruz." diyen yurttaşa "Bir merminin fiyatından haberin var mı?" diyerek otoriter ve militarist hakikatlerinizi itiraf ettiniz. Bakın, 2021 yılı bütçesinde İçişleri, MİT, Emniyet, Jandarma, Millî Savunma Bakanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına toplamda 148,5 milyar lira ayrıldı; bu rakam 2020 yılında 129 milyar liraydı. Sadece bu kurumlara değil, 2021 bütçesine sakladığınız savaş ve güvenlik kalemlerine toplam 236 milyar lira ayırdınız. Bu rakam, çok değil beş yıl önce çözüm süreci devam ederken sadece 50 milyar liraydı; bu artışı halkın takdirine sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar) O dönem, bu kaynaklar halkın sofrasına yansıyordu, şimdi ise halkın acısına yansıyor ve acı katlanıyor. Hani halkın sorunlarına "Kaynak yok." diyorsunuz ya, buyurun size kaynak. Halka gelince "yok" çektiğiniz ülkenin kaynakları nereye gitti, bakalım: 2015 yılında savunma sanayisi ithalatı 2 milyar 800 milyon TL oldu, 2020 yılında bu tutar yaklaşık olarak 10 kat arttı ve 24 milyar 700 milyon lira oldu. Esnaf 10 kat yoksullaştı, emekliler geçim derdi yaşıyor; işsizlik 3 milyondan 10 milyona çıktı, yoksul sayısı 10 milyondan 20 milyona çıktı. Halka ise zorda sabır dilendi, baskı ve şiddet dayatıldı.

Değerli milletvekilleri, bu ittifakın güvenlik aygıtlarının kendi, insanlarımız ve halkımız için bir güvenlik sorunu hâline geldi. Eğer bir ülkede çocuklar panzerler tarafından uykularında öldürülüyorlarsa, işsizlikten ötürü intiharlar gerçekleşiyorsa, açlık ve yoksulluktan ötürü insanlar sokak ortasında bedenlerini ateşe veriyorlarsa bu ülkede güvenlik aygıtı halkın can ve mal güvenliğini tehdit eder hâle gelmiştir. Bu sebeple AKP-MHP ittifakı barut ve metal olmadan yaşayamayan bir beton ittifakıdır, asıl güvenlik sorunu bu ittifakın kendisidir.

Evet, değerli milletvekilleri, on sekiz yıllık iktidarınızda yoksulun hakkını savunamadığı, işsizin umudunu yitirdiği bir ülke yarattınız. On sekiz yıllık iktidarınızda halkı açlıkla, emekçileri yasaklarla, gençleri baskılarla terbiye etmeye çalıştınız. Bu politikalarınızla en çok da kadınları hedef aldınız. En az 20 milyon kadının tamamen çalışma yaşamının dışında tutulduğu Türkiye'de ekonomik krizle kadın istihdamı yüzde 25'e geriledi. Yetmedi, kadınlara kölelik koşullarında çalışma dayattınız. Böylece yüzlerce yıldır biriken kadın eşitsizliğini ve yoksulluğunu tarihte görülmediği kadar derinleştirdiniz. Kadın karşıtlığınızı, ekonomi politikalarından tutalım toplum mühendisliğine kadar geniş bir alana yaydınız ama sizler de biliyorsunuz ki AKP-MHP ittifakına karşı kadın direnişi görkemli bir şekilde gerçekleşti. 8 Martta kadınlar TOMA'larınızı, gaz bombalarınızı anlamsız hâle getirdi, dünyaya örnek dayanışmalarla kadınlar direndi. Ayrıca, kadınlar sadece baskıya ve şiddete karşı direnmedi, eş zamanlı olarak birçok kazanım da elde etti, bunları güvence altına aldı. İstanbul Sözleşmesi ve eş başkanlık sistemi kadınların bu temel kazanımlarından ikisidir sadece. Bakın, kadınların bu tarihî kazanımları, sadece şiddetle ve ayrımcılıkla mücadele etmiyor, aynı zamanda toplumsal ve siyasi alanda cinsiyet özgürlükçü bir dönüşüm sağlıyor. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Yasa'nın tam uygulanması, bu nedenle hayati önemdedir.

Yine, eş başkanlık sistemi bütün partilerde hayata geçerse kadınlar politika yapım sürecinin her aşamasına aktif şekilde dâhil olur. İşte, HDP eş başkanlık sistemini tam da bu amaçla hayata geçirmiştir. (HDP sıralarından alkışlar) Ancak iktidar, eş başkanlık ve İstanbul Sözleşmelerine de diğerlerinde olduğu gibi saldırıyor. Fakat bir kez daha belirteyim: Türkiyeli kadınlar kazanılmış haklarını korumak ve bunları büyütmek için direniyor. Bu direnişten sadece bütçe görüşmelerine ilişkin bir rakam vereyim: Evet, partimiz adına 435 dakika sadece kadın milletvekillerimiz konuştu. Bu, büyük bir kazanımdır. (HDP sıralarından alkışlar) Diğer partilerin sürelerini söyleyip mahcup etmek istemiyorum. Açık ara bir öncülük durumumuz var ama burada, onların geride olmasını eleştiren değil, daha yükselmesini savunan ve kadınların temsiliyetinin bütün partilerde artışını savunan bir düşünceye sahip olduğumuzu da söylemek istiyorum. Evet, şimdi, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeyi kadınların gücüyle bu ülkeye getirme zamanıdır; kadın işsizliği, yoksulluğu ayrımcılığına son verme zamanıdır. Dayanışmayla, örgütlü mücadeleyle başaracağız ve mutlaka biz kadınlar kazanacağız. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu iktidarın ülkeyi getirdiği yer, büyük bir borç batağıdır. On sekiz yılda hem kamu hem de bu ülkenin yurttaşları tarihî bir borçlanmayla karşı karşıya kaldı. Kamu borçları 2002 yılından bu yana 9 kat arttı. Öyle bir borç-faiz sarmalına girdiniz ki 2019 yılında yaptığınız borç ödemelerinin yarısını faiz ödemeleri oluşturdu. Türkiye'nin kayıtsız şartsız faiz lobisi sizsiniz, o yüzden sizi uyarıyoruz: Bir daha çıkıp da kimseye faizden de lobiden de bahsetmeyin. Bu borç batağından çıkmak için ne yapıyorsunuz? Faturayı yurttaşlara çıkarıyorsunuz; yandaşlarınıza vergi indirimi, yurttaşlara borç dağıtıyorsunuz. Yurttaşlar evinin kirasını ödemek, ısınmak ve karnını doyurmak için borçlanmak zorunda kalıyor. İşte, bir de sıkılmadan bu halka "Yastık altındakileri getirin." diye çağrı yapıyorsunuz. Halkın yastık altında biriktirdiği tek şey daha fazla borçtur. Bir kez de siz, vergi cennetlerinizde biriktirdiklerinizi getirseniz, bir kez de siz getirin; gerçi, sizin zula yaptığınız paralar o kadar çoktur ki yastık altına sığmaz. 17-25 Aralıktan bu yana sıfırladığınız paralarla tek bir borçlu insan ve esnaf kalmaz. (HDP sıralarından alkışlar) Kredi borç miktarı siz iktidara geldiğinizde yaklaşık 6,5 milyar lira iken pandemi döneminde 618 milyar lirayı aştı. Artık esnaf dükkân açamıyor, siftah yapamıyor. Bir de utanmadan sıkılmadan çıkıp esnaf için 5 milyar liralık bir paket açıkladınız. Esnafa günde 33 lira verdiniz, saraya on bir ayda 1 milyar 800 milyon lira örtülü ödenek verdiniz. Esnaf ve KOBİ'nin toplam borcu 1,9 trilyon yani bu ülkenin bütçesinin 1,5 katı. Esnafa desteğiniz esnaf borcunun yüzde 25'i oldu. Siz örtülü, yedek, yandaş bütçenizle siyaseten artık mevta durumundasınız ama esnafı bitirmenize asla izin vermeyeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

Bir de israf ve lüks var, bu iktidarın karnesinin en yıldızlı köşesinde. Atadığınız kayyumlar var ya "Zıkkım olacak." dediğimiz banyolarını, tonlarca kadayıflarını, bakanların tespihlerini, tonlarca kuru yemişlerini unutmadık. "İtibardan tasarruf olmaz." diye bir saçmalık bu ülkenin halklarının dinleyeceği, onaylayacağı bir söylem değildir çünkü israftan itibar çıkmaz. Siz israftan itibar çıkarmak için halkın boğazındaki ekmeği, işçinin alın terindeki kıdem tazminatını, asgari ücreti, tencerede kaynayan çorbayı, buzdolabındaki gıdayı, cüzdandaki parayı talan ettiniz. Vatandaşın mutfağındaki enflasyonun, sokaktaki işsizliğin, hanelerdeki açlığın artmasının bir nedeni de nereye harcandığı belli olmayan, meşru ve helal olmayan örtülü ödenek çukurudur.

Evet, değerli milletvekilleri, Türkiye tarihinin gördüğü en büyük emek düşmanı iktidar bu iktidardır. İktidar istiyor ki işçi, emekçi üretsin ama parasını almasın, kapının önüne konduğunda da tazminatını sormasın, güvencesiz çalıştığında "Sendika hakkım nerede?" demesin, saatlerce kölelik koşullarında çalışsın ama mesai ücreti dahi almasın. Artık, emekçinin canına tak etti. Her türlü baskı ve yasaklarınıza rağmen Türkiye'nin her yerinde işçiler hakları için direniyor, akın akın Ankara'ya yürüyorlar. Aylar boyunca ödenmeyen maaşları ve tazminatları için mücadele eden Bimeks işçileri, Atlasglobal işçileri; Soma, Ermenek maden işçileri, Manisa Termokar işçileri hak arıyor, hesap soruyor. (HDP sıralarından alkışlar) Bizler de hepsini selamlıyor, yanlarında olmaya ve "İşçiye adalet yoksa iktidara huzur yok." demeye devam edeceğimizi bir kez daha hatırlatıyoruz.

Değerli milletvekilleri, 2021 yılı bütçe görüşmeleri boyunca bizler halkların yaralarını, sorunlarını konuştuk. 7 ila 15 Aralık arasındaki görüşmelerde kim ne demiş, bakalım: 344 defa kadınların sorunlarından, 211 defa emek hayatının sorunlarından, 150 defa açlık ve yoksulluktan, 43 defa ihale, israf, yolsuzluktan bahsettik; sizler ise 34 defa "kadın", 4 defa "emek" ve sadece 1 defa "yoksulluk" dediniz. Bizler açlıktan, işsizlikten, gençlerin sorunlarından bahsettik; sizler her kürsüye geldiğinizde "Sayın Cumhurbaşkanımız" dediniz, "güvenlik" dediniz. Sizlerin pusulası sarayı, bizlerin ise halkı gösteriyor. (HDP sıralarından alkışlar) Hani derler ya "Dil, varlığın heybesidir." diye. Bizim heybemizde ezilenler var, sizin heybenizde saraylar; bizim heybemizde halk var, sizin heybenizde yandaşlar.

Bakın, size halkın sorunlarını başka dillerle anlatalım, başka şekillerde: Ressam Moholi Ponti yaklaşık yüz yıl önce şöyle der "Gelecekte cahiller, okuma yazma bilmeyenler değil, görüntüyü okuyamayanlar olacaktır." Biz de yüz yıl önce söylenmiş bu cümle üzerinden sizlere, sessiz kaldığınız Türkiye halklarının sorunlarını görsellerle anlatalım: Evet, bu, Adem Yarıcı. Hatay Valiliğinin önünde bir süredir işsiz olduğu için "Çocuklarım aç." diye kendini yaktı. Diğeri, ikinci görüntü, AKP iktidarının ülkeyi sürüklediği krizin vesikası; insanlar bu ülkede artık çöpten yiyecek topluyor, hatta o da yetmiyor, çöpte yiyecek bulmak için AKP döneminde zenginleşenlerin yaşadığı semtlerdeki çöp kutularına gidiyor. İşte Türkiye resmi budur. Değerli milletvekilleri, bu utanç vesikasıdır, bunu da tarihe not düşelim. Sizler bu görüntüleri okuyup anlamadıkça hikâyenizi kaybetmeye devam edeceksiniz. Sizler bu halkı çöp kutusuna mahkûm ettiniz ya, Allah'ın izniyle bizler de sizi tarihin çöp sepetine göndereceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, AKP-MHP ittifakı pandemi krizini fırsata çevireceğiz diye çıktığı yolda büyük bir ekonomik çöküşün sebebi oluyor. "Bizi kıskanıyorlar." dediğiniz dünya ülkeleri pandemi kısıtlamalarında işçiye, işsize, esnafa milyarlarca dolar güvence verirken bu iktidar ikinci kısıtlamalarda tek bir güvence dahi vermeden tarihin utanç sayfalarına adını yazdırdı. Coronavirüsle sağlık bakımından mücadele edemeyen bu ittifak, ekonomik açıdan da tam bir felaket lokomotifi gibi ilerliyor. Bizler tüm Parlamentoya sesleniyoruz: Bu ittifak yönetme ehliyetini yitirdi. Gelin, acil adımlar atalım. Maske dağıtamadığı halka "Yoklukta sabredin." diyen, "Kuru ekmekle karnınızı doyurun." diyen bu ittifakın yapamadığını yapalım. Zorunlu sektörler hariç, tüm işçileri ücretli izne çıkararak asgari ücreti 4 bin TL yapalım. İşsizlere ve 2.500 TL'nin altında geliri olanlara, açlık sınırını tamamlayacak şekilde, doğrudan gelir desteği sağlayalım. Ev emekçisi olarak yaşayan ve çocuklarına bakan kadınlara her ay 2.500 TL doğrudan gelir desteği sağlayalım. Elektrik, su, doğal gaz, telefon ve internet gibi temel ihtiyaçları yoksullara ücretsiz verelim. Faaliyeti durdurulan tüm esnafa 2.500 lira doğrudan gelir desteği sağlayarak bankalara olan kredi, ihtiyaç kredisi ve diğer tüm kredi borçlarını faizsiz şekilde erteleyelim.

Değerli milletvekilleri, bu iktidar ülkeyi yönetemiyor. Niye? Çünkü bol torpil, sıfır liyakat var; çünkü nepotizm zirve yapmış; çünkü ülkede işsizlik yüzde 30 iken bir bakan -maşallah, maşallah- tüm ailesini işe yerleştirmiş, ailesinde işsizlik yüzde sıfır, halktan ona ne. Ama biz biliyoruz ki siz sadece eş ve dostlarınızın işsizliğini sıfırlamadınız, aynı zamanda bu halkın var olan, kalan güvenini de sıfırladınız. Sadece hikâyenizi değil, halkın inancını da kaybettiniz. Yıllarca okuyan gençler -simit satıyor, inşaatlarda yaşamını yitiriyor- bu ülkeyi bir an önce terk etmek istiyor. Bilmelisiniz ki bu gençlerin sadece "dislike"ı değil, aynı zamanda ahı var üzerinizde, ahı.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin gençlerini, kadınlarını ve yoksullarını "asrısaadet" diyerek yola çıkıp saadet zincirleri kuranlardan kurtaracağız. "Halka hizmet eden garson devleti yaratacağız." diyen ama ülkeyi açık cezaevine, halkı aç biilaç hâle, devleti gardiyan devlete çevirenlere karşı eşitlikçi ekonomiyi hep birlikte var edeceğiz. HDP'yle bilimin, bilginin, liyakatin otoritesi yaşatılacak yönetimde. Kişinin eline, ailenin keyfine, yandaşın israfına bırakılan değil; ortak akla, müzakere ve katılıma dayanan bir ekonomik sistemi yaratacağız. Yeni yaşam ekonomisini hayata geçirerek bu toprakların bereketini yeniden dirilteceğiz. Bizler, açlık ve yoksulluktan insanlar intihar ederken oh çekenlerin değil, ah çekip birlikte açlık ve yoksulluğu bitirenlerin iktidarını yaratacağız. (HDP sıralarından alkışlar) Kuru hamaset yüzünden çöp kutularına mahkûm olan bir ülke değil; demokratik yaşamın, liyakatin, ortaklığın, kooperatiflerin olduğu bir ülkeyi hep birlikte sağlayacağız. Evet, yeni yaşam ekonomisiyle temel yurttaşlık gelirini hayata geçireceğiz. Vergide adaleti sağlayacağız. Bugüne kadar yoksullardan, çalışanlardan alınarak zenginlere aktarılan vergi düzenine son vereceğiz. Bu ülkede artık birileri çöpten ekmek toplarken birileri vergi aflarından kasalarına indirdikleri paralarla özel jetler alamayacak çünkü faturasız yaşama geçeceğiz. Evet, halkın, temel ihtiyaçları için -kullandığı elektrik, su, doğal gaz, internet gibi temel ihtiyaçları nedeniyle- fatura ödemek zorunda olmayacağı bir ülke yaratacağız. Paranın geçmediği yaşam alanlarını inşa edeceğiz. Evet, Türkiye'de yüz yıldır -ayrıcalıklı birkaç bölge hariç- halklarımız sistematik bir sömürü düzeni altında yaşıyor. Bölgeler arası eşitsizliği gidermek için, başta Kürt kentleri, Doğu Karadeniz ve İç Anadolu Bölgeleri olmak üzere, bunları esas alan ve yerelin ihtiyaçlarının yerel halk tarafından belirlendiği "bölgeler ekonomisi" modelini hayata geçireceğiz. Artvin'in derelerinin, Ege'nin ormanlarının, Marmara'nın denizlerinin ve bölgenin kaderini Ankara'daki oligarşi belirleyemeyecek. Halk, toprağına, suyuna, ekonomisine kendi karar verecek.

2021 bütçe görüşmelerinde gördük ki iki Türkiye var. Birincisi, iktidar ve çevresinin yaşadığı, sınırları "misakısaray" ve AKP'nin hayalî Türkiyesidir. İkincisi ise 82 milyonun umutsuzca yaşadığı, sefalet ve işsizliğin yaşandığı; dünü, bugünü, barışı ve mutluluğu çalınmış Türkiye'dir. İktidarınızın Türkiyesi 17-25 Aralık yolsuzluklarının ve kayyum hırsızlıklarının Türkiyesidir. Halkın Türkiyesi ise 7 Haziranların, 31 Martların, 23 Haziranların, hesap soranların ve direnenlerin Türkiyesidir. Halkın yaşadığı Türkiye, AKP'nin hayalî Türkiyesinden çok daha büyüktür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bir dakikada bitireceğim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Danış Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ant olsun ki bizler, halkların Türkiyesinin geleceğini eşit, adil ve özgür bir yaşamla taçlandıracağız. Adil ve özgür bir yaşam için, fikrimizle, inancımızla, irademizle meydan okuyoruz. Türkiye halklarına, size ve kendimize güveniyoruz. Yüz yıldır süren sömürü düzenine, on sekiz yıldır devam eden kölelik koşullarına son vereceğimizi biliyoruz. Ayrımcılığa, adaletsizliğe, açlığa, yoksulluğa, ittifaklara -savaş ittifaklarına, umudunu tüketen ittifaklara- geleceği göremeyen siyaset anlayışına karşı bir kez daha meydan okuyoruz.

Sizleri ve bizi izleyen halkımızı saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)