| Konu: | CHP Grubu önerisi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 22 |
| Tarih: | 02.12.2020 |
CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerimizin gerekçesini açıklayacaktım ama bazı konularda işin temel prensiplerinde eksik bilgimiz olursa yanlış karar veririz diye yüce heyetinizi biraz bilgilendirme ihtiyacı duyuyorum.
Şimdi burada yapılan konuşmalar da Türkiye Varlık Fonunun en önemli eksiğiyle ilgili, denetimiyle ilgili açıklamalar yapıldı. Arkadaşlar, söylenen özetle şu: Varlık Fonunda 4 ayaklı bir denetim var deniliyor. Birini siz söylemediniz ama ben ekleyeyim, iç denetim var deniyor. İç denetim kontrol mekanizmaları kurar, bizim beklediğimiz denetimle hiçbir alakası yok. İkinci denetime kamu denetimi dediniz. Konuşmacınız çıktı "Devlet Denetleme Kurulu var." dedi. Arkadaşlar, Devlet Denetleme Kurulu kime bağlı? Cumhurbaşkanına bağlı. Fonun başkanı kim? Cumhurbaşkanı. Şimdi Cumhurbaşkanının başkanlık ettiği bir fonda Cumhurbaşkanına bağlı bir denetim biriminin bağımsız denetim yapabilmesi, uluslararası standartlarda bir denetim yapabilmesi mümkün değil. 3 kişilik bir heyet var bunu da Cumhurbaşkanı atıyor, böyle bir denetim yapabilmesi mümkün değil. Üçüncü ayağı güçlü bir şekilde savunmaya çalıştınız, bağımsız denetim. 5 büyük denetim firmasından biri denetim yapıyor. Ben bu denetimi doğru bulmuyorum ancak şunu da söyleyeyim. O denetim raporuna baktınız mı? Arkadaşlar, o denetim raporuna baktıysanız şartlı görüş verilmiştir. Şimdi "şartlı görüş" teknik bir kelime, "şartlı görüş" şu demek: Ben bazı şartlar altında bu denetimi yapamadım demek. Zaten saymışlar: BOTAŞ'ı denetleyemedim, onu denetleyemedim, bunu denetleyemedim. Yani bağımsız denetim firması sorumluluktan korktuğu için "Ben buraya olumlu görüş veremiyorum, şartlı görüş veriyorum." diyor. Şartlı görüş literatürde kısmen olumsuz görüş demektir. Ve dördüncü ayak olarak diyorsunuz ki: "Plan ve Bütçe Komisyonunda denetim var." Plan ve Bütçe Komisyonunun denetimi nereye dayanıyor? Orada yapılmayan denetimin raporuna dayanıyor. Günün sonunda mesele şu: Türkiye Varlık Fonu denetlenmiyor arkadaşlar. "Canım, denetlenmesin, ne olur?" diyorsanız, bunu bir futbol maçı gibi düşünün, denetçi o maçın hakemidir, hakeme güvenmediğiniz bir maçta "Rekabet var." diyemezsiniz.
Şimdi, gelelim, hani "CHP bir şey önermiyor." diyorsunuz. Arkadaşlar, ne olması gerekiyor? Öncelikle, samimiyetle söyleyeyim, bu Varlık Fonunun külliyen kapatılması lazım, bizce ülkeye zararlı bir fon. Ha, bu şekilde yapacaksanız, eğer devam ettirecekseniz, yapılması gereken iki şey var. Birincisi, şeffaflığı sağlayacaksınız; en nitelikli denetim şeffaflıktır. Şeffaflık, kamu işlemlerinin bütün millet tarafından bilinmesidir. Ama bizde öyle bir hâle geldi ki şeffaf olması gereken işler gizli, gizli olması gereken işler şeffaf hâle getirildi. Bunun çok ağır zararını göreceksiniz, bu denetim eksikliğinin çok ağır zararını göreceksiniz.
Peki, denetimde ne olması gerekiyor? Arkadaşlar, birincisi, Cumhurbaşkanının bu Fonun Başkanı olması bu ülkeye çok zararlı. Ya, birincisi, yakışmıyor, koskoca Cumhurbaşkanı Varlık Fonunun Başkanı. Hadi velev ki bu durumu kabul ettiniz, bu durumu sürdürmek istiyorsunuz, sizin kurduğunuz, bizim istemediğimiz, ülkeye zarar verdiğini düşündüğümüz, şu anki Anayasa'ya göre yapmanız gereken, güçler ayrılığı ilkesi gereğince, eğer yürütmenin başındaki şahıs Varlık Fonunun başındaysa, kuvvetler ayrılığına göre başka bir kuvvetin, bağımsız bir kuvvetin, yasama kuvvetinin denetlemesi gerekiyor. Yasama kuvvetinin denetim organı ne? Bağımsız mahkeme olan Sayıştay. Sayın Başkan orada Başkandı. Üç dört kere söz aldım "Lütfen burayı Sayıştay denetlesin." diye, Sayıştaya denetletmediniz çünkü Sayıştayın denetimi nispeten bağımsız olacaktı. Bu arada Sayıştayın beli kırıldı, onun farkındayım. Ama en azından başkasına, elin oğluna derdik ki: "Bak, böyle bir denetimimiz var." Bu denetim yapılmadı, üçlü bir denetim mekanizması kuruldu, onu da Cumhurbaşkanı atıyor.
Arkadaşlar, bütün bunları yaptınız -"Canım ne olacak!"- Varlık Fonunu 20 kanundan istisna tutunuz, 20 tane kanun; İhale Kanunu, SPK Kanunu, Vergi Kanunu... Ya, arkadaşlar, bu kanunlar kötüyse millet niye uyuyor buna, diğer şirketler niye uyuyor? Madem bu kanunlar kötü, bu kanunlar başımıza bela oluyor, iyi çalışmamıza engel oluyor, ya, bir tek siz mi akıllısınız, kaldırın bu kanunları, kimse uymasın değerli arkadaşlar. Olmaz, bunlar ülkeye büyük zarar veren şeyler. Şimdi siz diyorsunuz ki -bu eksik bilgilerle milletvekilleri yanlış kararlar veriyor ya- "Canım ne olacak." Şu olacak biliyor musunuz arkadaşlar: Ülke bir ekonomik buhran içerisinde. Bakın, samimiyetle, korkarak ve üzülerek söylüyorum, ülke bir çöküşe gidiyor. Ağır çekim bir depremin içindeyiz, kolonlar patlıyor şu an, sütunlar çöküyor, altı ay sonra binalar çökmeye başlayacak. Buna engel olabilirsiniz. Kendi iç siyasi denetim mekanizmasında engel olabilirsiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Tamamlayabilir miyim Sayın Başkanım?
BAŞKAN - Buyurun, sözlerinizi tamamlayın.
AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Ama buraya çıkan konuşmacılar bize doğru bilgi verse, siz iç mekanizmalarınızdan Genel Başkanınızı uyarabilirsiniz "Bu işte yanlışlık var Sayın Genel Başkanım, Sayın Cumhurbaşkanım." diyebilirsiniz ama siz eksik bilgiye sahip olursanız bunu söyleyemiyorsunuz. Günün sonunda geldik, insanlar işsizlik ve pahalılıktan kırılıyor. Yüzde 30 fiilen işsizlik var, işten çıkarma yasaklanmasa yüzde 40 olacak. Enflasyon fiilen yüzde 20'nin üzerinde, istatistiklerimize dünyada hiç kimse güvenmiyor. Siz sanıyorsunuz ki burada siz anlattınız olay bitti, bütün dünya bu olanları görüyor. Rezervlerimiz eksi 50 milyar dolar, 70 sente muhtaç hâle geldik; ortada varlığımız yok, korkunç bir boşlukta, borç içindeyiz, varlıklarımız elimizden gidiyor ve bundan kurtulmanın... "Yapısal reform, yapısal reform." diye bu ülkenin başına bela ettiler ya zengini zengin etme reformu olarak... "Yapısal reform." diyorsanız şu anlattığımı yapın. Ve sizden rica ediyorum bu konuşmayı alın metne koyun, altına bir AK PARTİ milletvekilinin adını yazın, vicdanlı birine götürün "Bu adam doğru söylüyor mu?" diye sorun. Doğru söylüyor mu ondan, bilen birinden öğrenin diyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)