| Konu: | Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 19 |
| Tarih: | 24.11.2020 |
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi selamlıyorum.
Bir selamım da cezaevindeki arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza; sevgili Figen Yüksekdağ'a -Kandıra Cezaevinde- sevgili Selahattin Demirtaş'a, Abdullah Zeydan'a, Gülser Yıldırım'a, İdris Baluken'e, Sebahat Tuncel'e, Çağlar Demirel'e, Selçuk Mızraklı'ya, Nazmi Gür'e, Ali Ürküt'e... Daha yüzlerce arkadaşımız rehin olarak tutuluyor. Hepsine Genel Kuruldan saygı ve sevgilerimizi gönderiyoruz HDP Grubu olarak. (HDP sıralarından alkışlar) Onlarla gurur duyuyoruz, onlar dört duvar arasında rehin olduklarını gayet iyi biliyorlar. Kimin rehini olduklarının da gayet farkındalar. Kimlerin rehin siyasetini neden yürüttüklerini, iktidarlarının bekası için siyasi rekabetten kaçarak yargıyı bir sopa olarak kullanıp kendilerini rehin aldıklarını biliyorlar ve çok iyi çalışıyorlar. Hakikaten kitaplar yazarak, şiirler yazarak, besteler yaparak -yakında senaryolar da yazılacak- ülkenin bu tarihî dönemecini gayet iyi anlatıyorlar. Sevgili Figen Yüksekdağ'ın söylediği gibi o duvarlar yıkılacak, o duvarların arkasındaki arkadaşlarımız özgürleşecek ve bugün burada halkın iradesiyle seçilen, milyonlarca oyla seçilen, bu partinin Eş Genel Başkanlığını yapan, 2 defa Cumhurbaşkanı adayı olan, yüzde 10'un üzerinde oy alan Selahattin Demirtaş'a dil uzatanlar da gelip özür dileyecekler. Evet, biz konuşmaların farkındayız, bu kürsüden yapılan konuşmaları dikkatle dinliyoruz. Biz o düzeye düşmek istemiyoruz ama şunu söylüyoruz: O çakal diyenlere de terörist diyenlere de aynen sözlerini iade ediyoruz, aynen iade ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar) Evet, bu devran dönecek ve bir seher vakti arkadaşlarımızla bunların hesabını hep birlikte halkın oyuyla sandıklarda soracağız ve onları da göndereceğiz, bu da böyle biline. (HDP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, bir iki nokta daha var, ben onlara değinmek istiyorum. "Şenyaşar ailesi" duydunuz mu bilmiyorum. Geçen hafta Diyarbakır'daydım, bir dava izledim, Kemal Kurkut davası. Nevroz Bayramı'nda -bizzat izledim davayı iki buçuk saat- üst tarafı çırılçıplak soyulmuş, polis kurşunuyla öldürülmüş bir genç. Hiç tartışma yok yani polis kurşunuyla öldürüldüğü konusunda hiçbir tartışma yok. Adli Tıp raporları, görüntüler ortada. Fotoğrafı çeken Gazeteci Abdurrahman Gök yirmi yıla kadar hapisle yargılanıyor ama -yüzlerce polis görevli- bir polis hakkında dava açılmıştı. Gittik, polis savunmasını yaptı; bir saat bile tutuklanmamış arkadaşlar, bir saat. 23 yaşında bir genç kameralar önünde öldürülmüş, bir saat tutuklanmamış ve ne oldu biliyor musunuz? Mahkeme beraat kararı verdi, o polisi de akladı. Bir benzeri dava geçen hafta Malatya'da görüldü; Şenyaşar ailesi. Şenyaşar ailesinin davası ne anlatayım. Urfa'da, 2018 yılı genel seçimleri sırasında iktidar partisi Milletvekili İbrahim Yıldız'ın ağabeyinin de maalesef yaşamını yitirdiği bir olay oldu. Ve olay tamamen bir saldırı sonucu Şenyaşar ailesinden 3 kişi yaşamını yitirdi; 1 baba ve 2 oğul, abartmadan söylüyorum. Şenyaşar kardeşler ve sonrasında hastanede de baba Hacı Esvet Şenyaşar öldürüldü. Öldürüldü diyorum çünkü kameraları izledik, hastanede öldürüldü. 1'i olay yerinde, 2'si hastanede öldü. Sonra ne oldu? Cenazeye gitmiştik, cenaze sırasında 2'si ölmüştü, 3'üncüsünün ölüm haberini aldık, anne yıkıldı tabii. Sonra ne oldu tahmin edin? Bir kardeşleri vardı, genç bir çocuk vardı, onu tutukladılar bu sefer, olaydan sorumlu görüyorlar. Tamam, varsa fiil tabii ki tutuklayın, bir sıkıntı yok ama bir tane de karşı taraftan var: Enver Yıldız. "Tape" kayıtları yansıdı, diyor ki: "Bu savcı oradayken ben gidip ifade vermem. Bir savcı değişsin, ben gidip ifademi veririm."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun toparlayın.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Aynen cümleleri bu. Ve sonra savcıyı bekledi, istediği savcı gelince gidip teslim oldu ve şimdi kendisine son duruşmada on iki yıl ağır tahrikten ceza istendi; diğer çocuğa, 2 ağabeyini, 1 babasını kaybeden çocuğa yüz elli yıl ceza istendi. Bu mu reform? Adalet bu mu? Bu mu gerçekten? Adalet deniyorsa eğer, önce bunların hesabının sorulması gerekiyor. Anne, konuşamayacak kadar ağır bir acı çekiyor, travma yaşıyor. 3 insan kaybetmiş ve şimdi, sadece oğlunun adil bir şekilde yargılanmasını istiyor. İşte, reform dediğiniz Kemal Kurkut ve Şenyaşar ailelerinin acısını görmektir aynı zamanda. Bunları görmeden reform söylemlerinin hiçbir karşılığı yoktur diyorum.
Hepinizi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)