GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:16
Tarih:17.11.2020

CHP GRUBU ADINA MÜZEYYEN ŞEVKİN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin geneli üzerine parti grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun teklifini incelediğimizde, her biri ayrı uzmanlık konusu olan ve farklı kanunları ilgilendiren yeni bir torba teklifle karşı karşıya olduğumuzu gözlemliyoruz. Çevrenin hızla kirlendiği bir dönemde, çevreyi yakından ilgilendiren kanunlarla ilgili Meclisi bilgilendirmek isteyen çevre derneklerini, sivil toplum örgütlerini, odaları, kurumları komisyonlara davet edemiyoruz maalesef. Samimiyetle, hiçbir beklentisi olmadan Komisyona gelen uzmanlar da -kibarca söyleyelim- dışarıya çıkarılıyorlar. Neden Meclis, soruna çözüm bulan değil, günü kurtaran bir konuma düşürülüyor? Bu yöntem, Meclisin ciddiyetine de kalitesine de tam anlamıyla darbe vurmakta.

Getirilen teklifle, basitleştirme, çabuklaştırma gerekçeleri öne sürülerek kamu yararının göz ardı edildiği, denetim mekanizmasının gevşetildiği, cezaların caydırıcılıktan uzaklaştırılıp ödül hâline getirildiği, süre uzatımlarının verildiği düzenlemeler yapılmıştır. Kanun teklifi bu hâliyle yandaş şirketlerin işini kolaylaştırma mantığıyla yapılmıştır. Devletin şirketler üzerindeki denetimden ve vergiden vazgeçtiğini gösteren, tüketicilere, sade vatandaşlara hiçbir fayda getirmeyen bir torba kanun teklifidir. Bizim eleştirilerimiz elbette ki milyonlarca yılda oluşan ve insanlık mirası olan yenilenemez doğal kaynaklarımızın ülkemiz yararına, verimli, doğa ve çevreyle uyumlu, kamu yararı güden ve öznesi insan ve vatandaş olan bir şekilde kanunların çıkarılması üzerinedir.

Kuşkusuz ki yasalar günün ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde değiştirilebilir, düzenlenebilir ama sadece Maden Kanunu'na baktığımız zaman cumhuriyetin kurulduğu tarihten 2004'e kadar 3 kez köklü değişiklik yapılmış ancak 2004'ten bugüne kadar yani AKP iktidarları döneminde tam 20 kez değişikliğe uğramıştır. Buna rağmen, ne sektörün sorunları çözülmüş ne de çalışanların. Düzenlemeler ne gayrisafi millî hasılayı artırmış ne piyasa koşullarının sorununu ne de sektörün sorununu çözmeye fayda getirmiştir; ne iş kazalarının ne iş cinayetlerinin ne de çevre katliamlarının önüne geçmiştir.

İzmir depreminde ilk yardıma koşan Soma işçileri dönüş yolunda maalesef yaka paça gözaltına alındılar. Soma işçileri on dört yıldan bu yana "Açız!" diye bağırırken, Ermenekli madenciler ödeme beklerken, küçük bir çocuğumuz "Babam bana harçlık veremiyor." diye haykırırken biz maalesef burada şirketlerin durumlarını iyileştirmek için kanun taslağını görüşüyoruz; madencinin, maden işçisinin değil.

Maden çalışanlarının da taraf olduğu ve bu konunun muhatabı olan tüm bileşenlerin bir araya gelerek uluslararası bilimsel normlarda, endüstriyel, teknik ve pratikte doğaya ve çevreye duyarlı, ülke ve toplum yararına, sağlıklı, gelecek kuşakların da ihtiyaçlarını göz önünde bulunduracak şekilde sürdürülebilir ve öngörülebilir, uzun süre ihtiyaçlara cevap verebilecek bir yasanın hazırlanması mümkündür. Ama ne yazık ki tercihler Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı tarafından bu yönde kullanılmamaktadır.

Teklif 47 maddeden oluşuyor, Komisyonda 6'ncı madde ihdas edildi, 4 maddede değişiklik yapıldı. Sorunlu maddeler, 1, 2, 5, 6, 8, 10, 14, 20, 27, 32, 38 ve 41 no.lu maddelerdir. Aslında biz bu kanun teklifinin tamamen çekilerek tüm bileşenlerin görüşünün alınarak toplum yararına olması konusunda önerimizi burada da yinelemiş olalım.

Bu teklif iktidarın tercihinin somut bir yansımasıdır. Bu teklif, enerji ihtiyacı en önemli masraf kalemlerinden olan vatandaşların yükünü artıyor ama devlet bütçesinden bazı firmalara göz göre göre sağlanan destek, muafiyet, süre uzatımı, yan sahaya taşma gibi kararları içermekte.

Kamu kurum ve kuruluşlarının zamanında maden işletirken aldığı izin ve muafiyetler artık bu madenleri işleten firmalar için de alınmış sayılacak; maden firmalarının işletme izni alanı dışındaki mücavir sahalara 20 metreye kadar taşarak maden araması Türk Ceza Kanunu'nda sayılan suç ve yıkımlara tabi olmayacak ve böylece Maden Kanunu'nun tüm mantığı zedelenecek.

Elektrikte kayıp kaçak bedelleri 2025 yılı sonuna kadar, hatta beş yıl da Cumhurbaşkanı tarafından uzatılarak 2030'a kadar maalesef yeniden uzatılıyor. Teklifte firmaların maliyetleri düşürülmeye çalışılsa da sektörün döviz girdi maliyetleri, altyapı, yatırım ve finansmana erişim, bürokratik yavaşlık ve düşen kâr marjı gibi temel sorunları devam ediyor. Bu teklif, sermaye kesimine de kısa vadeli soluk aldıracak ancak sektör sorunlarının da çözülmeyeceğinin farkında, sektör de bunun farkında. Yani bu teklif ne işçiye ne de firmalara uzun vadede bir çözüm getirmeyecek.

Maden işçileri Soma'da, Karaman'da ve Ermenek'te alacakları için yürüyüş başlatmışken buna kulak tıkayanlar şimdi teklifin 2'nci maddesiyle maden firmalarının devlete ödeyeceği gecikme zamlarını indiriyor. Ocak ayında yatırılması gereken maden ruhsat bedelinin yatırılmayan kısmı haziran ayı sonuna kadar 2 katı tutarını ödemesi gereken firmalar yeni değişiklikle bu yatırmadıkları kısım için sadece gecikme zammı ödeyecekler. Yaşanan kriz ruhsat ödemelerinde de kendini göstermiştir. Sektör derin bir krizdedir, madde bunun itirafıdır. Zamanında ödenmediği için iptali muhtemel maden ruhsatı sayısı 2.384, bedeli ise 188 milyon 885 bin TL'dir. Bu sayı 2019 sonunda 1.104'tü ve tutarı ise 42 milyon 254 bin liraydı.

Teklif'in 2'nci maddesine göre maden firmalarına kısmi kolaylık tanınacak ve madencilikte bazı başvurular için aranan "Devlete borcu yoktur." yazısı artık aranmayacak. Yani ruhsat devri, redevans sözleşmesi, izin alanı değişikliği, ruhsat birleştirme, ruhsat alanı küçültme, terk mera tahsis değişikliği, geçici tatil, işletme izni, kamu yararı, kamulaştırma kararı, pasa değerlendirme, pasa döküm alanı ve patlayıcı madde talebinde bulunacak maden firmasına devlet "Borcunu öde, öyle gel." diyemeyecek.

3'üncü maddenin Komisyonda değişen hâliyle ruhsat sürelerini uzatmak için zamanında başvurmayan firmalara yeni kolaylık tanınıyor. Firmalara: "Ruhsatın sona ermeden en geç on iki ay önce başvurman gerekirdi, şimdi 100 bin lirayı öde, ruhsat sürenin bitimine en geç altı ay kala başvurma hakkını sana tanıyorum." diyor devlet. Teklifin ilk hâlinde bu madde bakana belli firmalar için on iki ay süre uzatımı tanırken işletme ruhsatı talebinde bulunan ruhsatların süresinin uzatılmasını isteyen maden firmalarında "Devlete borcu yoktur." yazısı da aranmayacak. İşin doğrusu bu madde kamuoyunda bazı şirketleri kollama maddesi olarak -burada isim belirtmeyeyim- öne çıkmıştır.

2014 Soma Komisyonu sonuç raporunda "Devlet kendi işlettiği sahadan çekilmesin, redevans usulüne son verilsin, sahalar parçalanmasın, rezerv daralmasın, üretim zorlaması olmasın." dedik ama tam tersini yapmaya devam ediyorsunuz.

4'üncü maddeyle, redevans usulüyle maden işleten firmalar arasında kayırmalara gidiliyor, ruhsat ve çalışma izni almakta zorlanan bazı firmalar zorluktan kurtarılıyor. Daha önce devletin işlettiği ve şimdi redevansla özel firmalara işlettirilen sahalar için firmalarca alınması gereken ÇED ve imar izni, iş yeri açma izni, çalışma ruhsatı iznine gerek kalmayacak. Bu firmalar, madeni daha önceden işleten devlet kurumlarına tanınmış muafiyetleri ve izinleri de aynen kullanabilecekler. Açıkça, bu izinleri almakta zorlanan firmalar da kollanmış olacak. Firmalar, kurulu kapasiteyi aşmadan devlet kurumlarının o sahayı işlettiği dönemde muafiyet ve izinlere de kavuşabilecek.

Şimdi, madde 5'te arkadaşlar, Komisyonda "İşletme izni alanı dışındaki mücavir sahalara 20 metreye kadar." şeklinde değiştirildi, 20 metre bir muafiyet tanındı ama bir baktık 6'ncı madde ihdas edildi. Birden bire 6'ncı madde, bununla tam ters, tezat olan bir madde ihdas edildi. Ne diyor sonunda? Tamamen okumuyorum maddeyi, son kısmını okumak istiyorum: "...ilgili olduğu kanun hükümlerine göre gerekli tesisleri kurabileceğini, tesis sahibinin ruhsat ya da ham madde üretim izni alanıyla alan sınırlaması aranmaksızın birleştirilir." diyor. E, hani bir önceki maddede 20 metre sınırı getirmiştik, bu madde çelişkili değil mi? Tüm çevre örgütleri tarafından şiddetle eleştirilen 6'ncı maddenin çekilmesini umuyoruz, Komisyona da buradan yine iletelim. Toplumun tüm kitleleri tarafından bu 6'ncı maddeye tepki vardır, lütfen bu madde geri çekilsin arkadaşlar.

Yine, 7'nci madde, doğal gaz ülkemizde boru hatlarıyla taşınırken kara yoluyla taşınmasına izin veriyor. Bu tehlikeli yükün kara yoluyla taşınması kentlerin güvenliğini tehdit ettiği gibi trafik yükünü de artıran bir unsurdur.

8'inci madde doğal gaz yatırım maliyetlerini belediyelere yüklüyor, rekabetçi piyasa şartlarını bozuyor, gaz dağıtım şirketlerine alım garantisi veriyor, ayrıca EPDK tarafından fiyat belirleme garantisini de beraberinde getiriyor. Kamunun kurduğu yurt dışındaki şirketlerin Meclis tarafından denetimi zorlaşıyor.

1'inci ve 10'uncu maddelerde petrol, doğal gaz, madencilik alanında kurulu yurt dışı kamu şirketleri, denetimden ve yükümlülüklerden uzak şekilde Türkiye'de faaliyette bulunacak. Devlet kendi şirketine gözünü kapatacak, bu kamu şirketleri TBMM denetimindeki KİT statüsünde sayılacak ama sadece genel görüşme usulüne tabi olacak. Yani ne KİT Komisyonunda ne de Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bu şirketlerin ibrasına ilişkin oylama yapılmayacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile KİT'lerin yurt dışında kurduğu şirketlerin her türlü varlık, hak ve yükümlülüklerini Türkiye'de kurulacak kamu şirketlerine devredebilecek. Bu şirketler Devlet İhale Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Türk Ticaret Kanunu'nun kuruluş, tescil, nakdî sermaye ve kanuni yedek akçeye ilişkin tüm hükümlerinden, personel alımına ilişkin düzenlemelerden muaf tutulacak.

Teklifin 11'inci maddesiyle BOTAŞ tarafından yapılacak doğal gaz alımları 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu dışında tutulacak. BOTAŞ, iktidarın doğal gaz temininde ve dövizde yaşanabilecek yeni kriz öncesinde gazda kısıntı ve kesinti olabileceğini burada itiraf ediyor. BOTAŞ'ın ihalesiz gaz alım limiti ortadan kaldırılıyor. Hani müjdeler verildi "Doğal gaz rezervi bulduk." diye ama hiçbir gelişmenin olmadığı ortada. Enerji fiyatları dünyada düşerken bizde zam üstüne zam yapılıyor. Evleri ısıtmayan, cep rahatlatmayan bu doğal gaz müjdesine karşılık teklifin 12'nci maddesiyle Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının Kamu İhale Kanunu'ndan istisna tutulduğu hükümler BOTAŞ ve bağlı ortaklıklarına sağlanıyor.

13'üncü ve 23'üncü maddeler, YEK Destekleme Mekanizması... Dolar üzerinden şirketlere teşvik verilirken "Türk lirası" ve "o günkü Türk lirası ifadesinin karşılığı" korunuyor; "veya"nın kaldırılması, dolarla desteğin maddeden tümüyle çıkarılması gerekmektedir. Yine, 13'üncü maddede "atık lastiklerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan ürünleri" ifadesinin çıkarılması gerekmekte. Çünkü bilindiği gibi "biyokütle" kavramında doğada çürüyebilen atıkların biyoenerji kapsamına alınması gerekiyor. Bu lastikler, bildiğiniz gibi petrol türevidir ve biyoatık olmadığı açıktır. Dünyada hiçbir literatürde "lastik" kavramı "biyoenerji" kavramı içerisinde tanımlanmaz, tanımlanamaz.

Teklifin 15'inci maddesiyle, yenilenebilir enerji kaynakları destekleme fiyat mekanizmasının süre uzatımına gidilerek devam etmesi olumludur ancak kurulu güç sınırı olmaksızın YEKDEM mekanizmasına dâhil edilen büyük, güçlü üretim tesislerine yapılan ödemeler tarifeler üzerinde olumsuz yük yaratmaktadır.

Yine, 16'ncı madde Bakanlığa yönetmelikle ilgili yetki vermekte. Garanti süreleri var, on yıl garanti süreleri var; bu da sorunludur.

27'nci ve 30'uncu maddelerde İçişleri Bakanlığına Meclisi aşan yetkiler veriliyor. Jeotermal kaynak kullanımından alınan idare payının beşte 1'i kaynağın bulunduğu büyükşehirlerde ilçe belediyelerine olmak üzere ilgili belediye ve köy tüzel kişiliğine on gün içerisinde ödenecek. Yatırım izleme koordinasyon başkanlıkları, idare payının kalan kısmını ise genel bütçeye kaydedilmek üzere İçişleri Bakanlığına aktaracak. Yani, bakana sınırsız yetki tanınıyor ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisi buradan kaldırılıyor.

Yine, jeotermal enerji kaynaklarının büyük kısmı merkezî idareye bırakılıyor, oysa bu kaynaklar yerel birimlerde kalmalı arkadaşlar; buna da dikkatinizi çekmek isterim.

28'inci madde, idari cezanın alt sınırını 20 bin lira teklif ediyor; biz, 10 bin liraya düşürülmesini istiyoruz burada.

Teklifin 38'inci maddesinde de EPDK ve TEDAŞ, elektrik üretim ve dağıtım şirketlerinin talebiyle kamulaştırma, irtifak hakkı tesisi, devir kullanma izni, kiralama gibi kritik yetkilere kavuşacak; EPDK, diğer kamu kurumlarının kamu yararı bakımından izin ve onay sürecini aramaksızın kamu yararının ne olduğuna da kendisi karar verecek. Bu, kırsal bölgelerde hızla ve devlet eliyle "kamulaştırma" adı altında servet değişimine ve mülksüzleştirmeye yol açabilecektir. Burada da dikkatinizi çekmek istiyorum bu konuya.

Teklifin 41'inci maddesi de kayıp kaçak bedellerini dürüst abonenin sırtına on yıl daha yüklemeye kararlı olduğunuzu gösteriyor. Kayıp kaçak elektrik oranı düşük dağıtım bölgelerinden yüksek kaçak oranlı bölgelere kaynak aktarımı devam edecek, böylece elektrik dağıtımında hedeflerin tutmadığı, bölgesel maliyet farklarını kapatmadığı, dürüst abonelerin kayıp kaçağı ödemeye devam edeceği itiraf ediliyor. Bu elektrik dağıtım özelleştirmenin hatalı yönetildiğinin, kayıp kaçağın yine dürüst ödeyen abone sırtına yükleneceğinin kanıtıdır.

Maddeyle fiyat eşitleme mekanizmasının süresi beş yıl daha uzuyor, Cumhurbaşkanına 2025'ten sonra bu süreyi beş yıl daha uzatma yetkisi veriliyor. Yani 2030 sonuna kadar kayıp kaçak bedelleri vatandaşın sırtından çıkacak demektir.

Avrupa'nın en pahalı elektriğinden birini tükettiğimiz çok açık. 2013'te hatalı dağıtım ve özelleştirmenin sonuçlarıyla beraber elektrikte ulusal tarife uygulamasını fiyat eşitleme mekanizmasına geçilmişti ve bu mecburen doğruydu. Bu mekanizma önce Bakanlar Kurulu kararıyla 2015'te, sonra 2020 sonuna kadar uzatılmıştı.

AKP, Yargıtayın 2014'teki şu kararını dinlemedi: "Hırsızlamak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsili yoluna gitmek hukuk devleti ve adaletle bağdaşmamaktadır." Yargıtay kararına karşılık, 17 Haziran 2016'da kayıp kaçak bedeli tahsilini yasal kılıfa büründürdünüz ve hukuksuz bir kanun çıkardınız. AYM'nin skandal kararla iptal etmediği bu 6719 sayılı Yasa'yla kayıp kaçak bedellerinin iadesi konusunda karar vermeye başlayacak mahkemelerin önüne geçilmiş ve o maddenin derdest davalarda uygulanacağı kanuna yazılmıştır.

Evet, yine, teklifin 45'inci maddesiyle, yatırımlar için ödenen teminatlar yakılmıyor, sahibine iade edilmiyor; elektrik santrali kurmak için başvurmuş, ön lisans, lisans alan ancak yatırımı yapmayanların isterlerse ön lisans ve lisanslarıyla başvuruları sonlandırılacak ve teminatları iade edilecek. Kamu zararı oluşturacak bu uygulama şirketlere ödül niteliğindedir arkadaşlar. O zaman teminat mektubunu niye alıyorsunuz? Gerek var mı teminat mektubu almaya? Madem iade edeceğiz, böyle bir şeye gerek yok.

Evet, değerli milletvekilleri, maalesef, bu yasa değişikliğinin sonucu koca bir hüsran olacak. Madencilik sektörünün net olarak kriz içerisinde olduğunu söylememde sanırım bir sakınca yoktur. Ülkemizin, enerjide yüzde 72,6 oranında dışa bağımlı olmasından yola çıkarsak, fosil enerji bağımlılığını ve dışa bağımlılığı azaltmak amacıyla HES, RES, biyokütle, GES satın alma garantisi ve yerli aksam kullanımı için teşvikler verilmektedir. Elbette, ülkenin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi tarafımızdan olumlu karşılanmaktadır ancak burada vatandaşın yükü artarken bazı firmalara devlet bütçesinden desteğin yanı sıra muafiyet, süre uzatımı, vergi avantajı gibi âdeta adrese teslim maddelerin getirilmesi kabul edilebilir değildir.

Getirilen teklifle, bürokrasiden kurtaran etkin olma, verimli olma, basitleştirme, çabuklaştırma gibi gerekçeler öne sürülmekte ama ne yazık ki denetim mekanizmasının gevşetildiği göze çarpmakta, kamu yararı göz ardı edilmektedir. Vatandaşa gösterilmeyen bu hoşgörü maden ve enerji şirketlerine gösteriliyor. Bir an önce bu yasanın geri çekilmesi lazım. "Torba yasa, torba yasa" diyorsunuz. Yandaş şirketlere, müteahhitlere, yabancı yatırımcılara daha çok alan açmak için doldurmaya çalıştığınız torbaların altı delik, bilesiniz, bir gün başınıza geçecek.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)