| Konu: | Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 110 |
| Tarih: | 09.07.2020 |
TUFAN KÖSE (Çorum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Uzun günler süren Komisyon toplantılarını hukukçu milletvekili olarak takip ettim. Bu arada, Sakarya'da hayatını kaybeden, şehit olan 3 askerimize de Tanrı'dan rahmet diliyorum, yakınlarının ve Türk ulusunun başı sağ olsun diyorum.
Tabii bu kanunu eleştirmek çok kolay değil. Niye kolay değil? Yani eleştirilecek bir tarafı yok, söylenecek bir söz yok bu kanunla ilgili yani eleştirilecek bir tarafı yok derken biraz sonra birkaç noktaya değineceğim. Savunmaya çalışan arkadaşların da savundukları hiçbir husus olmadı. Hemen onlardan başlayayım isterseniz. Mesela arkadaşlardan birisi demiş ki: "Ya, bu Barolar Birliği, avukatlar birliği değil, baroların birliği. O yüzden böyle bir temsil yoluna gidiyoruz." filan. Yani barolar sanki uzaydan geldi, barolar da sonuçta avukatların oluşturduğu bir birlik. Yani bu, insanın aklıyla alay etmek gibi bir şey. Yine bir arkadaş demiş ki: "Ya, Stockholm Barosu." İsveç Stockholm Barosunun Başkanını tanıyan yok hiç kimse. Bizimkiler işte çok tanınmış oldular filan. İsveç'in Başbakanını tanıyan da yok, Adalet Bakanını tanıyan da yok, 60 bin dolar millî geliri var ama... Bizim Sayın Cumhurbaşkanını dünyada tanımayan kimse yok. Çok tanınmış bir Cumhurbaşkanımız var.
Değerli arkadaşlarım, tabii, son iki yıldır bir "Cumhur İttifakı" adı altında, ondan evvel, on sekiz yıldır da AKP iktidarı, bu ülkede gerçekten olağanüstü hâl kararnameleriyle, torba kanunlarla, gece yarısı ilave edilen maddelerle, yine kanun hükmünde kararnamelerle, bir sürü, bir sürü, bir sürü yol ve yöntemle maalesef bizim mevzuatımızı "gecekondu" bir mevzuat hâline getirdiler. Ama atlamadıkları tek bir şey oldu, hem yasal düzenlemelerde hem de referandumla anayasal düzenlemelerde atlamadıkları bir şey, yargıyı baskı altına almak ve yargıyı kendilerine tabi kılmak. Bunun ötesinde her şeyi atlamış olabilirler.
Şimdi, tabii, barolar da avukatlar da bağımsız yargının olmazsa olmaz üç sacayağından birisi. Bu zamana kadar yaptığınız o kanun değişiklikleriyle hâkimleri bir şekilde kendi denetiminizin altına aldınız; bunu herkes biliyor artık. Bir dönem bunu "hizmet hareketi" adı altında FETÖ'cü terör örgütü yapmıştı, onlarla iş birliği hâlinde aslında siz yapmıştınız, Adalet Akademisi vesaire yollarla. Devamında yine AK PARTİ'li il başkanı, ilçe başkanı, yönetim kurulu üyesi, kadın kolları başkanı, gençlik kolları başkanlarının mülakat notlarını da çok böyle artırarak onları da kendinize benzettiniz.
Şimdi, ele geçiremediğiniz tek yer kalmıştı barolar. Daha evvel bunun teşebbüsünü yaptınız İstanbul Barosuyla filan. Ne yaptınız? Baroları da ele geçirmek için böyle bir düzenleme yani ne adaleti var ne temsilde adalet var, hiçbir şey yok. 80 baro avukatı... Bizim Çorum Barosunun avukatı Adalet ve Kalkınma Partisi'nin il başkan yardımcısıydı, onun bile kabul etmediği bir düzenleme getirdiniz. Mesele burada herhâlde şu: Avukatların sorunlarını çözmek değil sizin meseleniz, sizin meseleniz avukatları mesele olarak gören zihniyetin Meclise yansıması, başka bir şey yok. Eğer sorun çözmek olsaydı, yoksulluktan tutun da ödenemeyen SGK primlerine, ağır vergi yüklerine, uğradıkları şiddetlere filan birtakım çözümler getirmek isterdiniz, oy birliğiyle de burada hepsini geçirirdik ama öyle yapmadınız, baroları parçalayarak, bölerek size benzemediği ve size biat etmediği için susturmak istiyorsunuz. Zaten ele geçirdikten sonra onunla da bir sorununuz kalmayacak, aynı YÖK'te olduğu gibi, Anayasa Mahkemesinde olduğu gibi, TÜBİTAK'ta vesaire benzer yerlerde olduğu gibi. Tabii, bunun sonuçları çok ağır olacak arkadaşlar, bakın, hep söylüyor bu işi bilenler, 80 baro da boşuna karşı çıkmıyor. Yani mezhep temelli, ideolojik temelli, ekonomik çıkar temelli, bir sürü temelli, bir sürü temelli barolar kurarak aslında Türkiye'nin, ülkemizin varlığına büyük bir tehdit getiriyorsunuz. Yargıyı ele geçirdiniz, son kale baroları da ele geçirerek yargı bağımsızlığına son darbeyi vurmak istiyorsunuz.
Süre çok kısıtlı, ben bir anekdot, bir anı ve bir şiirle sözlerimi sonlandırmak istiyorum. Şiir şöyle, bunu Komisyonda da okudum, bir avukatımız yazmış, muhtemelen 60'lı yaşlarda bir avukat, muhtemelen de merkez sağda düşünen bir avukat yazmış. Bizim arka planda yüzlerce yıllık geleneği olan bir baro geleneğimiz var. Niye? 1876 ilk İstanbul Barosunun kuruluşu. Onun tabii bir gerisi var. Muhtemelen size de yazmıştır, mektubunda, orada demiş ki: "Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen, iki kazma kürek, iki de ırgat gerek/Hadi gel yapalım şunu geri desen, bir Sinan gerek, bir de Süleyman gerek." Bu şiirimiz. Yani geleneği yıkıyorsunuz arkadaşlar, bunu hiç hafife almayın.
Şimdi anı da şu, Sayın Grup Başkan Vekilim de burada Özgür Özel'le Komisyon toplantısı salonunda yan yana sohbet ediyoruz, sohbet ederken dedi ki: "Ya ağabey -bana ağabey diye hitap eder sağ olsun- biz hani iktidar olsak da ben de Grup Başkan Vekili olsam, sen de yine milletvekili olsan, bu kanun teklifini biz getirsek vallahi, önce sen karşı çıkarsın buna. Bu kadar adaletsizliğe sen karşı çıkarsın." Ben bunu siyasi hayatımda çok önemli bir iltifat olarak görüyorum ve söylüyorum buradan hakikaten önce biz karşı çıkarız. "Ben" derken, bizim grubumuzun hukukçularının tamamı karşı çıkardı. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
TUFAN KÖSE (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, son olarak anekdot da şu: Fransa'da 1800'lü yıllarda ünlü Avukat Berryer yoksulluk içinde ölürken genç meslektaşları gitmişler, ona demişler ki: "Üstat, ayaklarınızın altına altın torbalar koymuşlardı, neden almadınız?" O da cevaben: "Almak için eğilmek lazımdı."
Arkadaşlar, avukatları eğemeyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)