GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: İşkence meselesinin Türkiye'nin temel gündemleri arasında yer almaya devam ettiğine, 26 Haziran İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü'nde HDP Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu Üyesi Rojbin Çetin'in evinde işkenceye maruz bırakıldığına, işkencenin zaman aşımı olmadığına ve hesabının yargı önünde verileceğine, Meclise sunulan çoklu baro düzenlemesini öngören teklifin geri çekilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:3
Birleşim:105
Tarih:30.06.2020

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, çok kötü bir konuyla başlayacağım, işkence. İşkence meselesi, 2020 yılında hâlâ Türkiye'nin temel gündemleri arasında yerini almaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 26 Haziran İşkenceyle Mücadele Günü'nde Diyarbakır'da çok korkunç bir işkence olayı yaşandı. Biz bunu basın toplantılarıyla da duyurduk ama Genel Kurulda bir kez daha, bir kez daha ve asla söylemekten vazgeçmeyeceğimiz bir görüntü var. Evet, bütün Türkiye görsün. Rojbin Çetin, bizim Demokratik Yerel Yönetimler Komisyonu üyemiz, önceki dönem Edremit Belediyesi Eş Başkanımız. Kendisi, Diyarbakır'da ikamet eder. Yapılan bir soruşturma sebebiyle 26 Haziranda -altını çizerek söylüyorum- İşkenceyle Mücadele ve Dayanışma Günü'nde, akşama doğru saat on altı sıralarında yarısı özel harekât timi olmak üzere 100 kişilik bir kolluk gücüyle evine gidilmiş. Eve gidilirken ilkin 2 tane "operasyon köpeği" dedikleri iki köpek içeri girmiş ve şu gördüğünüz, iki bacağını et koparır derecesinde parçalamış ve kendisi, kendi direnciyle köpeklerle boğuşmuş, akabinde üç buçuk saat Rojbin Çetin'e evinin içinde işkence yapılmış. Cinsel içerikli küfürler, hakaretler, tek tek bunların hepsi kendi sesinden bizim elimizde mevcut.

Bununla da yetinilmemiş, binanın ikinci katında oturuyor, her bir dairenin önüne bir özel harekât timi konumlandırılmış...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyursunlar efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - ...ve komşularına demişler ki "Sakın dışarıya çıkmayın yoksa hepinizi aynı muameleye tabi tutarız." diye bir de tehdit etmişler, ve orada sorguya başlamışlar, daha Emniyete götürülmeden, daha ortada hiçbir şey yokken hakaret, küfür, tehdit ve her türlü kaba işkence diyebileceğimiz yöntem uygulanmış. Gözünün altı, tekmelerle dudağı patlatılarak, vücudu sırtında ve kollarında çok derin darp izleri yaratacak kadar neredeyse parçalanmış bir vaziyette.

Şimdi neymiş: Emniyet Müdürlüğü, Diyarbakır Emniyet Müdürü açıklama yapmış, demiş ki: "Rojbin Çetin kaçıyormuş, köpekler de yakalıyormuş." Bu ne ya? Biz hep söylüyoruz: Halkın, toplumun aklıyla alay etmeyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyursunlar efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Artık köpekler de Türkiye'de bir işkence aracına dönüştürülmüştür. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı orada, Sayın Çavuşoğlu. Dün kendisine, Komisyona 58 vekil olarak başvuruda bulunduk ve derhâl olay yerine gidip Rojbin Çetin'in vücudundaki izlerini tespit etmelerini ve gerekli işlemlerin yapılmasını istedik. Aradan üç gün geçti, Rojbin Çetin yürüyemediği için tekerlekli sandalyeyle hastaneye götürüldü ve bu sözünü ettiğim bütün izler de doktor raporunda belgelenmiş durumda.

Şimdi, bu bize ne anlatıyor? Biz geçen hafta Canan Kaftancıoğlu davası vesilesiyle Selahattin Demirtaş davasını ve daha birçok örneği vererek aslında yargının, kolluğun ve iktidarın tarihler üzerinden topluma birer mesaj verdiğini ve siyasi saiklerle hareket ettiğini söylemiştik.

26 Haziranda bir kadına bu şekilde vahşice işkence yapılması "Bizim işkenceyle mücadele etme gibi bir derdimiz yok." demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyursunlar efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - "Biz, dünyada İşkenceyle Mücadele Günü'nde işkence yapmakla övünüyoruz." demektir. "Biz, Emniyet Müdürümüzün açıklamasıyla, bu işkencecilerin arkasında duruyoruz." demektir.

Şu ana kadar yaptığımız bütün çağrılara rağmen ne Emniyet Müdürü ne Vali ne oraya operasyona giden 100 kolluk görevlisi hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Aksine, Valilik ve Emniyet "Ben işkencenin sahibiyim, işkenceyi mazur görün; Rojbin Çetin kaçıyormuş, köpek de yakalamış." dedi. Halkın aklıyla alay ediyorlar. Bu alayı ettirmeyiz biz, bu işkencenin peşini bırakmayacağız.

Evet, AKP, darbeciliğiyle bütün dünyada nam saldı, şimdi de sokakta yaptığı işkencelerle büyük nam salmaya devam ediyor. Bu da yetmedi, işkenceyi evlere taşıyor. İnsanlara artık evin içinde işkence yapılıyor. Yakalamaya giden kolluk, üç buçuk saat neden evde işkence yapar, neden? Bunu iktidar grubuna soruyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyursunlar Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ayrıca şunu da hatırlatmak istiyorum: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3'üncü maddesi işkenceyle ilgilidir. Hemen hemen bütün maddelerde bir tanım verilir ve istisnaları konulur. İstisnası olmayan madde, işkence maddesidir ve işkencede sadece şu söylenir: "Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz." nokta. Bunun istisnası yoktur, hiçbir gerekçe işkenceyi mazur gösteremez. Ülke, 90'lı yıllarda ne yazık ki gözaltında kaybolan insanlar, karakola gidip dönmeyenler ya da merdiven dibinde dövülerek öldürülenlerle doludur. Bu kanlı geçmiş yeniden hortladı. Bu dönemde artık işkenceci bir iktidar anlayışıyla yüz yüzeyiz. Evet, geçen yıl Halfeti'de yurttaşı yüzükoyun yere yatıran, işkence yapan işkencecilere takipsizlik kararı verilirse, aklanırsa...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyursunlar efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Diyarbakır'da da evde üç buçuk saat işkence yapıldı. Cezasızlıkla işkence özendiriliyor, işkence teşvik ediliyor. AKP hukuk tanımazlığını, darbeyi devam ettirirken şimdi de "işkenceci iktidar" namını dünyaya salmış durumda. Biz, insanlık onuru bu işkenceyi mutlaka yenecek diyoruz ve bu konuda behemehâl, vali başta olmak üzere, İçişleri Bakanı eğer bu işkenceyi desteklemiyorsa derhâl gereğinin yapılmasını ve açığa alınmalarını, soruşturmanın başlatılmasını ve tutuklanmalarını talep ediyoruz. Çünkü işkencenin zaman aşımı yoktur, işkence insanlığa karşı bir suçtur ve ne olursa olsun, kaç yıl geçerse geçsin bu işkencenin hesabı yargı önünde verilecektir.

Sayın Başkan, uzattım, kusura bakmayın ama çok çok önemli bir mesele olduğu için ayrıntıya girme ihtiyacı duydum.

Diğer bir can alıcı mesele, çoklu baro meselesi. Bu sabah bir teklif sunuldu, evet, içler acısı bir kanun teklifi gerçekten.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyursunlar Sayın Başkan.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Yani bu teklifin, çoklu baro teklifinin aslında ne kadar vahim olduğunu ve baroların tavrının ne kadar doğru olduğunu bugün daha iyi anladık. Geçen hafta yirmi yedi saat Ankara girişinde baroları, baro başkanlarını bekleten iktidar, bugün teklifini sunmuş oluyor. Evet, bir yönetememe ve bir beka sorunu var. Tüm kurum ve kuruluşları tek elde toplama anlayışıyla hareket ediliyor. Evet, geçen yıllarda Demirören Medya Grubu olarak tekeline aldırdı muhalif basını, Demirören'e 750 milyon liralık bir kredi kullandırdı ve basını kendi basını hâline getirdi.

Hâkim ve savcıların kendi sözlerinin dışına çıkmaması için her türlü önlemi alan iktidar şimdi savunmayı teslim almak istiyor. Çünkü Türkiye'de şu anda hukukun, özgürlüklerin, eşitliğin tek güvencesi barolar ve savunma kalmıştır. Bu teklif sadece baroları ilgilendirmiyor, bu teklif sadece avukatları ilgilendirmiyor, bu teklif...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım efendim.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - ...82 milyon yurttaşı ilgilendiriyor. Herkesin hayatının bir döneminde mutlaka mahkemelerle, avukatlarla, savcılıklarla bir işi olur ve bununla "Bizim avukatlarımızı, bizim yarattığımız baroları tutacaksınız. Avukatlar da yargının hukuksuzluğuna ortak olacak." diyorlar. Yandaş avukat ve yandaş baro yaratılacak ve bu geçerse -geçmemesi için parti grubu olarak en büyük muhalefetlerimizden birini yapacağız- hiç kimsenin, hiçbir yurttaşın kişi özgürlüğü ve güvenliği kalmayacak çünkü savcı ve avukat kimliği birleşecek. Çünkü savcı, avukat ve hâkim kimliği birleşecek, kimse hukuku savunamayacak. Çünkü herkes, iktidarın düşüncelerini mahkemelerde mecburen savunmak zorunda kalacak, savunma ile iddia makamı arasında bir ayrım kesinlikle kalmayacak. Bu nedenle tüm Türkiye'nin bu teklife çok güçlü bir şekilde "Hayır." dediğini biliyoruz, baroların yanındayız. Yol yakınken bu teklifi geri çekin diyoruz.

Başka bir konu vardı, onu bilahare aktarırım.

Çok teşekkür ederim Başkanım.