| Konu: | 1924 tarih ve 491 sayılı Teşkilâtı Esasiye Kanununun Bazı Hükümlerinin Kaldırılması ve Bazı Hükümlerinin Değiştirilmesi Hakkında Geçici Kanunun Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılması ve Neden Olunan Mağduriyetlerin Giderilmesi Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 103 |
| Tarih: | 23.06.2020 |
MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 27 Mayıs sonrası gerçekleşen siyasi idamlarla hukuk zemininde yüzleşiyoruz, bir anlamda hesaplaşıyoruz. Ancak değerli arkadaşlar, ölçümüz demokrasiyse, ölçümüz darbelere karşı olmaksa virgülsüz, amasız, fakatsız darbelere karşı olmalıyız ve darbeler arasında ve darbe mağdurları arasında asla ayrım yapmamalıyız. Elbette Yüksek Adalet Divanı bir mahkeme değildi, tabii hâkim ilkesine aykırı kuruldu ve dolayısıyla da onun kararlarını yok saymak bu Meclis için bir onurdur ama 12 Mart 1 numaralı Ankara Sıkıyönetim Askerî Mahkemesinin bir mahkeme olduğunu, fiiller işlenmeden önce kurulduğunu, hiyerarşik bir yapıya bağlı olmadığını, bağımsız olduğunu hanginiz iddia edebilirsiniz? O hâlde bu Meclis, bu demokrasi gününde o gün Denizlerin asılmasına onay veren mahkemeyi nasıl görmezden gelecek? Ve ondan sonra bu Meclis o günkü tutanaklardan okuyoruz "3'e 3" naraları atarak Denizlerin idamını onaylamıştı. Bu kara lekeyi temizleme günü bugün değilse ne zamandır? Demokrasiyi bir grup için birileri için istemek bize yakışır mı arkadaşlar?
Gelelim 12 Eylül mahkemelerine. 12 Eylül mahkemeleri de "tabii hâkimlik" ilkesine aykırı kuruldu, fiiller önceden işlenmişti ve o günkü mahkemelerde 12 Eylül darbecilerinden aldıkları talimatla yargılama yaptılar ve o talimatla karar verdiler. Bir sizden, bir bizden kararları, sözleri açıkça ifşa edildi, açıkça söylendi. Şimdi, bunlarla yüzleşmeden, bunlarla gerekli hesaplaşmayı yapmadan, tarihimizdeki bu kara noktalarla hesaplaşmadan demokrasi adına, tam, bütüncül olması gerektiği gibi bir iş yaptık diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz. Meclisimizin bu karanlık noktalarla da, daha sonraki darbelerle de, o darbelerin mağdurlarıyla da mutlaka yüzleşmesi ve tarihî kararlar almasının zamanı gelmiştir arkadaşlar.
Tabii, bugün yaptığımızın hukuki bir değeri var, sembolik bir değeri var ama biz hâlâ 12 Eylül cuntasının anayasasıyla yönetiliyoruz ve ne kadar düzeltirsek düzeltelim bu Anayasa'nın ruhunda 12 Eylül cuntası vardır ve dolayısıyla bu Meclisin önünde 12 Eylül Anayasası'ndan başlayarak, 12 Eylülün tortusu bütün yasalarla yüzleşmek ve onları demokratik, çoğulcu, çağdaş bir seviyeye taşımak gibi bir görev durmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bakın, tabi olduğumuz yasaların çok büyük bir kısmı 12 Eylül döneminden kalan ve 12 Eylül faşist anlayışını hâlâ içerisinde barındıran yasalardır. Siyasi Partiler Yasası, seçim kanunu, Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Grev Yasası, bakın, bunlar burada duruyorken biz tamam, verelim rahmetli Adnan Menderes ve arkadaşlarına, onları onurlandıracak bir kararı elbette çıkaralım ama o yasalar orada duruyorken biz "Demokrasi adına, geleceğimiz adına, çocuklarımızın geleceği adına demokratik tavrı doğru bir şekilde, yeterli bir şekilde gösterdik." diyebilir miyiz?
Bir de değerli arkadaşlar, iktidarınızın Türkiye'yi getirdiği noktaya bakın; dönün, Türkiye demokrasisinin nerede olduğuna bakın; 12 Eylül Anayasası bile size bol geliyor. Daha dün gece, Ankara girişinde durdurduğunuz, engellediğiniz ve oradaki polis memurlarına verdiğiniz o haksız emirlerle o kişileri yağmur altında tuttuğunuz dün akşamdan bahsediyorum; hangi yasayı kullandınız, hangi yasadan o yetkiyi aldınız? Baro başkanlarının çay içmesini, onlara battaniye dağıtılmasını, su içmesini bile hangi yasaya dayanarak engellediniz? Sizin, şu andaki mevcut yasalara dahi uymadığınız, yasaları dahi çiğnediğiniz, Anayasa'daki tanımlanan hak ve özgürlükleri dahi her gün görmezden geldiğiniz ortada. Dolayısıyla samimi olmak zorundasınız; demokrasiyse sonuna kadar, darbelere karşı olmaksa bütün darbelere, mağduriyetleri gidermekse bütün darbe mağdurlarının haklarını vermek zorundayız ve bu Anayasa'ya en azından şimdiki kanunlara uymak zorundasınız. Ne barolara, ne basına ne bir başkasına, temel hak ve özgürlüklere artık saldırmaktan vazgeçin ve Türkiye'nin aydınlık geleceğini çoğulcu, demokratik yapısını hep beraber kuralım ve bu geçireceğimiz kanunun da Türkiye demokrasisine, barışına ve geleceğine katkı vermesini diliyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)