GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:86
Tarih:15.04.2020

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Elimizdeki teklifin 2'nci maddesinde yer alan genel kurulların ertelenmeleri (h) ve (ı) bentleri hariç, yerinde ve uygun görüyoruz. (h) maddesini salgınla alakasız görüyor, (ı) bendinde yapılan düzenlemeyi ise doğru bulmuyoruz.

(ı) bendinde yapılan düzenlemeyle sendikaların yetki tespitlerinin verilmesi, toplu iş sözleşmelerinin yapılması, toplu iş uyuşmazlıklarının çözümü ile grev ve lokavta ilişkin süreler bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay süreyle uzatılmıştır. Bu madde, Komisyona geldiği şekliyle, sendikal haklara yönelik bütünüyle bir yasak anlamına gelmektedir. Çalışma Bakanlığı tarafından sendikal yaşama dair bütün süreçler durdurulmuş, sendikal haklar askıya alınmıştı ve bunun yasal düzenlemesi gerekiyordu. Peki, neden coronavirüs tedbirlerinin içine sendikal haklara yönelik bir saldırı apar topar konmuştu, onu izah etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kapsamda bir durdurma 12 Eylülde de olmuştu ancak görüşülmekte olan toplu sözleşmeler, Yüksek Hakem Kurulu aracılığıyla, hak kayıpları olsa da bitirilmişti. Teklifin Komisyona gelen hâliyle yapılmak istenen, altı ay süreyle, Anayasa'ya aykırı bir şekilde sendikal hak ve menfaatlerin gasbedilmesiydi; 12 Eylülün bile ötesindeydi yani. Gasbetmek istediler çünkü 30 Haziran 2020'de, taşeron işçisiyken kadroya geçen belediye işçileri normal sözleşme düzenine geçeceklerdi. Yine 30 Ekim itibarıyla da kamuda taşerondan kadroya geçen diğer tüm işçiler normal toplu sözleşme düzenine geçecekti. Normal toplu sözleşmeye geçilseydi 1 milyon işçi altmış günlük ikramiye alacaktı. Taban ücretler var; işçilerin pozisyonu gereği önce taban ücrete intibakları yapılacak, sonra toplu sözleşme zammı alacaktı. İktidar, bu kazanımları bir yük olarak görüyordu, bu yükü erteleyecek formül arıyordu, emek dünyası da bu niyetin farkındaydı. Teklif, Komisyona bu nedenle bütünüyle bir yasaklama olarak geldi, itirazlar üzerine kısmen değiştirildi. Yeni düzenlemeyle birlikte sendikalar yetki tespiti başvurusunda bulunabilecek, mevcut görüşmeler tamamlanacak, tarafların itirazı olmaması durumunda toplu sözleşme imzalanabilecek. Fakat, bu, kâğıt üzerinde olandır; fiilen olan, süreci zamana yayarak sendikal hakları askıya almaktır. Nasıl mı? Eski bir işçi ve sendika yöneticisi olarak defalarca şahit oldum ki sözleşme süreci çetin bir süreçtir. İşçilerin tamamını örgütlemiş ve yetkiyi almış olsanız da işveren sadece tek bir itirazıyla toplu sözleşme yapma hakkınızı en az iki yıl öteleyebilir. Bu süreçte işveren baskısına, mobbinge ve bahanelerle işten atmalara maruz kalan işçi baskıyla sendika üyeliğinden ayrılmaya zorlanır, mahkemelerde sürünürsünüz. Sonuçta işçi kazanır, toplu sözleşme yetkisini alır ama örgütlü işçinin önemli bir kısmı bu süreçte ya işten atılmıştır ya da bezip üyelikten vazgeçmiştir, istifa etmiştir. Böyle bir ortamda yeni düzenlemeyle her türlü başvuru, iptal yetki sürelerine üçer ay eklemek, başta anlattığım şekliyle ölümü gösterip sıtmaya razı etmektir. Oysa, bu düzenleme bu şekliyle de Anayasa'mızın örgütlenme özgürlüğü ve sendikal haklarla ilgili hükümlerine ve uluslararası sözleşmelere bütünüyle aykırıdır. Örneğin, yukarıda bahsettiğim taşerondan kadroya geçen işçilerin durumu yeni düzenlemeyle ne olacak? Bu sene bu işçiler toplu sözleşme yapabilecekler mi? Teklif sahiplerine sormak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, yapılması gereken, coronavirüs tedbirlerine uyacak şekilde toplu iş sözleşmesi görüşmelerini gerçekleştirmenin sağlıklı bir yolunu bulmaktır. Video konferansla ihale yapılabiliyorsa toplu sözleşme de yapılır. TEZ-KOOP-İŞ Sendikası sözleşmeyi video konferansla bağıtladı, yasa geldiği gibi geçseydi eğer imzalayamayacaktı. Sendika işçinin zırhıdır, işçinin zırha en çok ihtiyaç duyduğu dönemde o zırhı delmek büyük bir vebaldir.

Değerli arkadaşlar, küresel coronavirüsü bahane ederek sendikal hakları askıya almaya çalışan zihniyet, grev yasakçısı 12 Eylülün ürünü ve devamcısıdır. Unutmayın, bu ülke "OHAL'i, patronlar rahat etsin, işçiler greve çıkmasın diye kullanıyoruz." diyenler tarafından yönetiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.

BAŞKAN- Tamamlayın efendim.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - AKP iktidarı döneminde 200 bine yakın işçinin grev hakkı, grev ertelemeleriyle elinden alınarak yasaklandı. Bu ülkede işçilerin yüzde 90'ı sendikasız, işçilerin yüzde 93'ü toplu iş sözleşmesi kapsamında değil. Ülkemiz, toplu iş sözleşmesi kapsamı ve sendikalaşma açısından OECD sonuncusudur. Tablo böyleyken hem de çalışma yaşamının sarsıldığı böyle bir dönemde bu kaleye yönelik her türlü saldırı coronavirüse karşı yürütülen mücadeleyi de sekteye uğratacaktır Bu nedenle, bu madde tekliften bütünüyle çıkarılmalıdır diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)