GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:83
Tarih:12.04.2020

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlarım.

Konuşmamın bir kısmını okuyarak yapacağım pek âdetim değil ama. "Eğer bir af çıkacaksa adil olmalıdır, eşit olmalıdır, objektif olmalıdır. Af, toplumsal barışa katkı sağlamalıdır; halk kesimlerini, kamu vicdanını tatmin etmelidir; mağdurları, haksızlığa ve zulme uğrayanları, kişilik haklarına, mallarına, canlarına zarar verilenleri üzmemelidir. Düşünce ve fikir suçluları mutlaka affedilmelidir. Demokrasinin standardı yükseltilmelidir ve böylesine bir af, Parlamentoda bulunan bütün siyasi partilerin uzlaşmasıyla çıkarılmalı, sorumluluk paylaşılmalıdır." Bu konuşmayı 8 Aralık 2000 günü Bülent Arınç yapmış sizler adına ve siyasi suçlulara af talebinde bulunmuş ve özellikle de "tüm partilerin uzlaşması" demiş durmuş. Dönüp dönüp bunu söylemişler, bunu talep etmişler.

Şimdi, siz, bugün, bu sözlere, bu yaklaşıma, bu tekrara, buna tahammül etmiyorsunuz ama ben Adalet ve Kalkınma Partisine kendi muhalefet dönemini -bu dönem Fazilet yanılmıyorsam ama çok kısa süre sonra da Adalet ve Kalkınma Partisinin o bir yılı biraz aşan muhalefet dönemini de- hatırlatmak isterim ki, o gün neden şikâyet ediyorsanız bugün onun mislinde, fevkinde işleri muhalefet partilerine yaşatıyorsunuz. Siz hep diyorsunuz ya "Biz yola şöyle çıktık, böyle çıktık." tahmin ediyorum buraya varmak için çıkmamış olmanız gerekiyor. Bunu bir değerlendirmenizi bekleriz sizden.

Biraz önce bir şey yaptınız, Ali Özkaya güzel şeyler anlatır gibi bir şey anlattı. Ali Özkaya ve arkadaşlarının gözünden bir şey kaçmış: Gazeteciler yani Oda TV'den ve Yeni Yaşam'dan içeri alınan arkadaşlar, "Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar..." diye yazılmazsa hani ola ki Barış Pehlivanlar, Terkoğlular, Hülya Kılıçlar, Yeni Yaşamcılar -daha iddianame yok- onları teröre sokmazsa sayın savcı, kuvvetli ihtimal sokar yani boş bırakmıyor böyle şeyleri ama "Tutup da MİT Kanunu'ndan ceza verirse bunlar infaz indiriminden yararlanmasın." diye biraz önce Ali Özkaya ve arkadaşları o gazetecilerin, 7 gazetecinin af kapsamı dışına çıkmasını da sağladılar.

Şöyle bir durumla karşı karşıyayız: O kadar, günlerdir söylendiği hâlde gazeteciler öyle değil, onlar terör suçlusu, ola ki gazetecilik yaptıkları için MİT Kanunu'na muhalefetten, MİT bilgisini, onu kapsama aldılar. Çok fenaydı yaptığı. Ben size yeminle, samimiyetle, bütün kutsallarım adına yemin ederek şunu söyleyeyim: O haber yayınlandığında baktım Oda TV'de, dedim: "Bu bayat haber ya." On beş gündür bütün Akhisar'ın, bütün Manisa'nın bildiği bir cenaze. Sosyal medyada o fotoğrafların her biri fıldır fıldır dönüyor. Bir de özellikle "Teşkilat Başkanı" yazmış. Mesela, eskiden "Kızılay mensubu" diye defnedilirdi, "Kızılay Başkanı" gibi de çelenk yollanırdı. "Teşkilat Başkanı" diye çelenk yollamış adam. Fotoğraflar, yerel basında haberler, öncesinde başka yerlerde, her yerde haberler ama sonra bu gazetecileri içeri atıyorlar.

Mesele şu: Hepimiz biliyoruz ki, Oda TV'cileri, Yeni Yaşamcıları, onların şahsında bundan sonrası için, ibretiâlem için cezalandırıyorlar. Diyorsun ki: "Muhalif gazeteciler, yarın öbür gün Libya'dan bir sürü cenaze gelir, biz onları kendi usulümüzce defnederiz. Bundan sonra kimse ama kimse bunları haberleştirmeye cesaret etmesin." Hele hele öyle bir şey ki Yeniçağ ve Yeni Yaşam'ın durumu nasıl? Oda TV'nin yaptığı haberi alıp sitesine koymuş, onları da almışlar. İfşanın ifşası olmayacağını bilmeyen hukukçu var mı aramızda? Ama, gerçekten bunları anlamakta güçlük çekiyoruz ve şu 48 ile 53'üncü maddeleri bir genel olarak değerlendirdiğimizde meselenin kendisi şu: Meclis, eğer böyle giderse, ortaklaşmadan giderse, kapsamadan giderse şöyle bir yanlış yapacak: Gücü eline geçirenin, salt çoğunluğu yakalayanın, yani kendi grup önerisini geçirip de gündeme alabilenin salt çoğunlukla anayasal yetki aşımı yapabileceği bir durumla karşı karşıyayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Oysa, Anayasa'nın, kendisinin değiştirilmesini referanduma götürecek rakam 360. O güçte bir uzlaşı istiyor yani mesele kolay, o güçte bir uzlaşıyı yakalıyorsanız toplumsal mutabakatı yakaladınız demektir. Kendisini değiştirecek güçte bir mutabakat aşkın zamanlı iştir, güçlü bir iştir ve kolay kolay yanlış sonuç vermez. O mutabakatı arasanız, o zaman kimse size bu kürsüden çıkıp da "Vicdansız, adaletsiz, haksız, hukuksuz af yaptınız." diyemez, demez ve dünyanın toplum sözleşmesi, anayasa yapma bilinci ve birikimi o yüzden zaten uzlaşı için yüksek oranda nitelikli çoğunlukları falan bulmuş. O yüzden "Ya biz güçlüyüz, biz yaparız." derseniz bu yanlışlık size yanlış yaptırır, ileride savunamazsınız. Onun için, bence insanlık âleminin en önemli kazanımlarından birisi toplumsal mutabakat, Anayasa ruhuna uygun işler yapın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın.

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Yaptığınızda başka bir dünyaya, başka bir Türkiye'ye hepimizi uyandırabilirsiniz. Yoksa bugün birilerini dediğinize inandırırsınız, güçlü propaganda cihazlarınız, aletleriniz, yayınlarınız, kocaman trol ordularınız, kendisiyle ilgili sosyal medya kampanyasını yabancı ülkenin bot hesaplarından yönlendirebilecek kadar, "Ne kadar çok seveni varmış." dedirtecek bakanlarınız falan olabilir ama bir gerçek var: Gerçekle bağınızı kopardığınızda, o güç zehirlenmesi aslında karşınızdakilere zulmederken sizi siz olmaktan çıkarıyor. On sekiz yıl önce, "Biz bir gün gelelim ve 'düşünce suçu' tanımını reddedip bunların hepsi teröristtir." diye yola çıktıysanız, ben kötülere bir şey demem ama içinizde o yoktuysa vardığınız nokta sizi kötülüğe getirdi, bilginiz olsun.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)