GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:81
Tarih:10.04.2020

TUFAN KÖSE (Çorum) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, bu coronavirüs günlerinde fedakârca görevlerini yapan başta hekimlerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımıza buradan şükranlarımızı gönderiyorum. Yine, Emniyet teşkilatımızın 175'inci kuruluş yıl dönümü. Fedakârca görevlerini yapan polislerimize de buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden selamlarımızı gönderiyorum. Tüm emekçileri, görevlerini yapan, 82 milyonun hizmetinde olan tüm emekçilerimizi, buradan kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, yine, bugün Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey'in idam edilişinin 101'inci yıl dönümü. Daha sonra Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını da idama mahkûm edecek Nemrut Mustafa Divanının kararıyla Boğazlıyan Kaymakamı da idam edilmişti 10 Nisan 1919 tarihinde.

Yine -az evvel bir arkadaşımızın sözlerinden duydum- geçmiş dönemde HDP Eş Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Sayın Selahattin Demirtaş'ın da bugün doğum günü olduğunu öğrendik, kendisine de uzun ömürler diliyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Boğazlıyan Kaymakamından söz ettim. Niye söz ettim? Sürekli konuşuluyor, işte "Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkında 'terörist' suçlaması yapıldı, bugün olsaydı affedilmeyecekti." diye. Doğru mu? Doğrudur. İşte, Nemrut Mustafa Divanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, Boğazlıyan Kaymakamını "terörist" suçlamasıyla, o dönemde vatana ihanet suçlamasıyla idama mahkûm etti mi? Doğru mu? Doğru. Eğer siz "terörist" tanımını hukukun evrensel ilkelerine göre belirlemeyip de iktidarın yani güç sahibi kimse onun kendi çıkarlarına göre belirlerseniz Türkiye Büyük Millet Meclisinde bile bu konuda bir anlaşmaya varamazsınız ve sürekli bu konuda niza çıkar ve çıkıyor, Grup Başkan Vekilleri kendi aralarında tartışıyorlar.

Şimdi, benim söz aldığım kanun maddesinde yine Adalet ve Kalkınma Partisinin bir klasiği var, "Mahkûmiyet kararı kesinleşmemişse mahkûmiyet kararını veren ilk derece mahkemesi yeniden o hükümle ilgili ya da o mahkûmla ilgili karar verebilir, emniyet tedbirleri uygulayabilir." diye bir hüküm. Hâlbuki -hukuk fakültesinin ilk yıllarında öğretilir bu iş- eğer bir mahkeme o dosyadan elini çekmişse bir daha dönüp de o dosyayla ilgili herhangi bir işlem yapamaz; hukukun evrensel, genel ilkelerinden birisidir. Yine, genel ilkelerinden birisi bu düzenlemeyle ihlal ediliyor.

Tabii, bu iş AK PARTİ klasiği dedim, niye klasiği? Bakın, arkadaşlar -sürekli konuşuyoruz, Komisyonda da çok konuştuk- bu düzenlemeyle kaç mahkûmun tahliye edileceğini kimse bilmiyor. Ben eminim. Adalet Bakanlığının bürokratları da, bu işleri iyi bilen bürokratları da kaç kişinin tahliye olacağını bilmiyor, biz de zaten aramızda anlaşamıyoruz. Az evvel bizim Bartın Milletvekilimiz Aysu Bankoğlu çıktı, dedi ki: "Cinsel dokunulmazlığa karşı suç işleyenler de tahliye olacak." Herkes itiraz ediyor. Doğru, tahliye olacak ama zaten tahliye olacaklardı, biraz öne çekiliyor. Yani, bu tür çekişmeler var, bu tür çelişkiler var. Tahliye olacaklar, doğru. Yani, on sekiz yıldır yürüyen iktidar döneminde, gerek kanun hükmünde kararnamelerle gerek yapılan bu torba kanun tasarılarıyla, düzenlemeleriyle ve gerekse gece yarıları getirilen bir kısım maddelerle Türk hukuk sisteminin ve mevzuatının altını üstüne getirdik biz; o yüzden anlaşamıyoruz. Bakın, çok önemli bir şey söylüyorum: Adalet Bakanlığının bürokratları bile bugün kaç kişinin tahliye olacağı konusunda hemfikir değiller.

Şimdi, diyoruz ki -başka konuşmalarda değineceğim önemli konulara ama- cezaevlerimizdeki doluluk oranı nedir, bilen var mı? Kimi diyor ki cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 120, kimi diyor ki 300 bin. Yani belirli bir şey yok. Niye yok, biliyor musunuz arkadaşlar? Bakın, 1999 veya 2000'li yılların başında bu F tipi cezaevleri çıktı, diğer özel tip cezaevleri çıktı. Nasıl çıktı? Koğuş sistemini kaldırdık biz -eskiden biz de çok giderdik avukatken- ne yaptık? Üçer kişilik odalar, bir ortak alan, 3 kişi yatacak koğuşlara önce birer yatak daha koyduk, oldu 6 kişi. Sonra, olmadı, yetmedi -sayı artıyor ya sürekli; 2002'de 50 bin olan mahkûm sayısı bugün 300 binlere varmış- birer tane daha yatak koyduk, oldu üçer kişilik. Ben de yatılı okul çocuğuyum, çok iyi bilirim. Sonra, üçer kişi de olmadı, o da yetmedi, ranza ilave ettik. Yani 3 kişilik bir düzende 40 kişi yatar oldu. Böyle olduğunda da zaten doluluk oranımız nedir, cezaevlerinin kapasitesi yeterli midir, bunu bilmek mümkün değil.

Arkadaşlar, bakın, işin esası şu: Böyle bir düzenlemeye ihtiyaç vardı ama corona günlerinde yine hiçbir uzlaşma aramaksızın -yandaş falan diyorlar ama inanın yani çok da yanlış söylemiyor gelen arkadaşlarımız- yandaşları bırakmaya çalışıyorsunuz. Bu memlekette yaşayan her insan infaz sisteminde eşit olmak zorunda. Bakın, Türk Ceza Kanunu'nda adaleti sağlayabilirsiniz ama infaz sisteminde adaleti sağlayamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Köse.

TUFAN KÖSE (Devamla) - Zaten Türk Ceza Kanunu cinayet suçu işleyene otuz yıl veriyor, müebbet veriyor; başka suç işleyene iki yıl veriyor, bir yıl veriyor. Yani, orada sağlanan adaleti tekrar buralarda düzeltme şansınız yok. Gelin, iki bin yıllık tarihi olan bu memlekete ihanet etmeyelim. Tekrardan, bana göre, bir uzlaşı sağlayalım ki... Zaten bu af kanunu, beşte 3 çoğunlukla çıkması lazım. Aslında çok önemli diyen de arkadaşlarımız. Bir uzlaşıyla beraber, bu corona günlerini vesile kılarak cezaevlerimizde hakikaten bu nüfusu azaltalım. Yani hırsızlık yapan corona virüsünden etkileniyor, sağlığı tehlikeye giriyor da ya da rüşvet yiyenin sağlığı tehlikeye giriyor da bu rüşveti basın yoluyla dile getiren gazetecinin sağlığı tehlikeye girmiyor mu? Yani bunu kim söyleyebilir ki? O anlamda benim özellikle talebim, önergelerimiz kabul edilsin ve başlangıçta yapılan hatadan geri dönülsün de bu memlekete ve bu millete hizmet etmek hepimize kısmet olsun.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)