GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:79
Tarih:08.04.2020

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, evet, yıllardır toplumda büyük bir umutla beklenen ve kuşkusuz gerçekten üzerinde ciddi değişiklikler yapılmasını dayatan infaz yasasını belki de dünyada eşi görülmedik bir şekilde, son derece olağanüstü koşullarda görüşüyoruz.

Şu anda TBMM TV'de "Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı." diye bir alt yazı geçiyor. Kamuoyuna bilgi vermek istiyorum: Hayır, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmadı. Biz 3'üncü grup olarak tümü üzerindeki görüşlerimizi şimdi paylaşıyoruz.

Ayrıca, cezaevlerinde tutulan mahpusların tümünü, özellikle milletvekili, belediye eş başkanları ve düşüncelerinden dolayı, sadece düşüncelerinden dolayı içeride tutulan, rehin olanları saygıyla sevgiyle selamlamak istiyorum. Burada söyleyeceklerimizi sizi endişelendirmek için söylemiyoruz, sizin hayatınızı korumak için ifade ediyoruz, bunu da anlayışla karşılayacağınızı umut ediyoruz.

Evet, Covid-19 salgını maalesef dünyanın dört bir yanında can almaya ve hızla yayılmaya devam ediyor ve bu salgının her yeri kasıp kavuracağı da aralık ayından belliydi. Tüm dünya önlem alırken Türkiye'de "Bu virüsten nasıl fayda sağlarız."ın hesapları yapıldı çünkü burada yani iktidarın fıtratında insan hayatının bir değeri yok.

Geçen hafta da Genel Kurulda göstermiştim, bir daha işin önemine binaen gösteriyorum, şubat ayında yandaş medyanın başını çektiği Sabah gazetesinin manşeti: "Dünyayı vuran virüs Türkiye'ye yarıyor." Türkiye'ye yaradığını iddia ediyorlardı. Yine, Sanayi Bakanı Varank'ın "Siparişler Türkiye'ye gelecek." diye çokça manşet var elimizde. Bu tablo varken "Türkiye nasıl faydalanırız?"ın hesabını yapıyordu. Ve ayrıca tabii ki Türkiye "Suriye'de nasıl pay sahibi olurum?" hesaplarıyla enerjisinin tümünü savaşa yoğunlaştırıyordu. Sınırda hareketlilik devam ederken tek bir önlem almak bir yana, göçmenler sınırlara yönlendiriliyor, diğer tarafta IŞİD'liler cirit atıyordu. Bizler burada bangır bangır ekonomik gidişatın ne denli canlar yaktığını dile getirirken, krizden, yoksulluk intiharlarından söz ederken iktidar kendi bekasının devamı uğruna savaş propagandası yapıyor, elinde olan son ekonomik imkânları da S-400'lere, bilumum silahlara yatırıyordu. Şayet o dönem belki ekonomi bir nebze düzgün idare edilebilseydi ne sağlık sistemi bu denli sorun yaşardı ne de işinden gücünden olan insanlar açlığın, yoksulluğun pençesine bu kadar kolay düşerdi. Şimdi ise dünyayı mahveden ölümcül bir virüsten medet umarcasına bu krize tutundular. Utanmasalar "Hedef Covid-23" diyecek kadar da pervasızlar.

Ve kuşkusuz, insanlık tarihi boyunca canlar alan pek çok salgın hastalık dönemleri yaşandı. "Tarih tekerrürden ibarettir." diye bir söz vardır. Kuşkusuz, bu boş bir söz değildir; tarih tekerrür eder, bu nedenle tarihi iyi bilmek ve tarihten dersler çıkararak önlemler almak elzemdir. Fakat Türkiye'de tarih yalnızca hamasi söylemlerin bir öznesi olarak hatırlanmakta ve bu hamasi söylemlerin altını dolduracak kadarıyla bilinmektedir.

Bakınız, sene 1918, Osmanlı Mebusan Meclisinde Ahmet Rıza Bey diyor ki: "Memleketimizde tifüsün az görülmesinde iki sebep vardır. Bu sebeplerden biri, kendilerinin itiraf ettikleri veçhile, doktorların tifüs salgınını gizlemeleridir. Niye? Çünkü hastaneler yeterli değil ve hastaneye gitmek demek ölümle eş değer." Demek ki tarihten dersler çıkarmak "Diriliş: Ertuğrul" demek değil, geçmişte salgın hastalıklar nelere sebep olmuş, can kayıpları yaşanmasın diye neler yapmak gerekiyor diye düşünmekmiş. Demek ki 1918'lerde de salgınlar gizleniyormuş, şimdi de başka nedenlerle, sırf iktidar ayakta kalsın diye toplumdan hakkı olan şeffaflık gizleniyor.

Önümüzde, AKP'nin gündeminde aslında son günlere kadar da bir pandemi yoktu maalesef. Gündemde hâlâ rant, hâlâ beka, hâlâ "Hedef 2023" dedikleri otoriter rejim hayalleri var. AKP'nin gündeminde pandemi olsaydı şayet, halka sundukları tek şey IBAN ve infaz olmazdı. Her şeyi çok iyi bildiğinizi sanıyorsunuz, oysa çok az şey biliyorsunuz. Birçok konuda olduğu gibi son pandemide de görüldüğü üzere plansız, programsız ve az bilgili olduğunuz, muhalefetin kuyruğuna takılarak bu süreci yönetmeye çalıştığınız ortaya çıktı. Sağlık emekçilerinin alkışlanmasını kalemşor köşe yazarlarınız "nifak" olarak tanımlayıp muhalefet hamlesi olarak gördüler ancak Cumhurbaşkanı sarayın balkonundan alkışlamak zorunda kalınca geri adım atmak zorunda kaldılar. Dışarıda yardım kampanyaları başlayınca "Ne gerek var? Bizim her şeyimiz var ve ihtiyaç yok." diye yaklaşıldı. Daha sonra "Yapılacaksa siyasi iktidar dışı kurumlar değil, biz yaparız." diye bağışı zorunlu hâle dönüştürerek insanlardaki yardım ve dayanışma duygusunu öldürmeye hizmet ettiniz. Bilim çevreleri, sivil toplum örgütleri, toplumsal muhalefet yani sizin dışınızdaki herkes sokağa çıkma yasağının ilan edilmesinin salgının kontrol altına alınmasına hizmet edeceğini söylediği hâlde önce kökten reddettiniz, şimdi de ülkenin nüfusunun yüzde 80'ini oluşturan 31 ilde şehir karantinaları ilan etmek zorunda kaldınız.

Nefesim kesiliyor, özür diliyorum, böyle konuşmak çok zor benim için.

Ücretsiz maske dağıtımı konusunda "Çok gerekli değil." dediniz. Daha sonra kabul ederek önce paralı olmasını, daha sonra toplumsal beklenti ve muhalefet artınca, ücretsiz dağıtmayı kabul etmek zorunda kaldınız. Her şeyi çok iyi bildiğini sanan oysa çok az bildiğini gösteren örnekleri şüphesiz çoğaltabiliriz. Bu infaz yasasındaki siyaset ve adalet körlüğü de bunlardan biridir. Aldığınız kararların size siyasi ve ekonomik rant sağlaması dışında hiçbir şey bilmiyor ve düşünmüyorsunuz. Oysa ülkenin ve halkımızın gündemi, sizin ruhunu ranta teslim etmiş gündeminden çok farklı seyrediyor. Ağızlarından çıkan tek şey IBAN numarası ve görüşmelerine başlanan bu infaz paketi oldu. IBAN çıktı çünkü devletin kasasında tek bir kuruş dahi kalmamıştı.

Şunu da söylemek istiyorum: Bu paket yeni hazırlanmadı. Dün altı yedi ay dendi ama yıllar önce hazırlandığını biliyoruz. 11 temel kanunda değişiklik yapan bu paketin çok önceden hazırlandığı bir sır değil. Sadece "Bunu ne zaman getiririz?"in fırsatı kollanıyordu, uygun zaman bekleniyordu ve maalesef, pandeminin can aldığı, insanların canı derdine düştüğü, herkesin evde kalmak zorunda olduğu, sokakların zaruretten boşaldığı, toplumsal muhalefetin sosyal mesafe kuralları nedeniyle bir araya gelemeyeceği can alıcı bir dönemde, can alıcı bir infaz yasası Meclis gündemine getirildi. İktidarın fırsatçı "vurkaç" taktiğiyle ülke yönettiği, burada da gün yüzüne çıkmış oldu.

Bu tabloyu 15 Temmuzdan da gayet iyi biliyoruz. Fırsat bilinerek, Allah'ın lütfu kabul edilerek OHAL ilan edildi, KHK'lerle ülke yönetildi. Binlerce muhalif, milletvekilleri tutuklandı, belediyelere kayyum atandı, insanlar ihraç edildi. Şimdi de OHAL'e gerek duymazken, herkes can derdindeyken, tüm dünya Covid-19'a kilitlenmişken yine kayyumlar atanıyor, yine insanlar cezaevine atılıyor, yine daha fazla insan cezaevine girsin diye bu infaz rejimi hazırlanıyor. Şimdi, buna ilişkin dünyanın içinde bulunduğu bu olağanüstü şartlardan yararlanarak rejimin daha bir otoriterleşmeye dönüştürülmesi çabasından başka hiçbir şey değildir.

Cinsel suçlar, uyuşturucu, rüşvet, irtikâp, kaçakçılık ve benzeri suçlardan cezaevlerinin boşaltılması, tahliye edilmesi ve muhaliflerin cezaevine doldurulması temel amaç olarak önümüzde duruyor. Şimdi, tutuklu ve hükümlü ayrımının yapılmaması kanun teklifinin en ayrımcı, ayırt edici özelliğidir. Her şeyden önce burada tutuklulara ilişkin hiçbir düzenleme yok. Oysaki tutukluların tahliye edilmelerinin önünde CMK açısından hiçbir engel yoktur. Biz sunmuş olduğumuz öneri paketinde de Ceza Muhakemeleri Kanunu 100'üncü maddeye, salgın dönemlerinde, afet dönemlerinde, sağlık koşulları sebebiyle bir fıkranın eklenebileceğini ifade etmiştik. Ama hâlihazırda "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." düzenlemesi Anayasa'nın 38'inci maddesinde duruyor. Yani, tutuklular Anayasa'ya göre hüküm kesinleşinceye kadar suçsuzdur ve tutuksuz yargılama kural, tutuklu yargılama ise istisnadır. Bu teklifte tutuklular görülmemiş ve şu anda on binlerce tutuklu, hüküm almamış tutuklu Covid-19 salgınında her an yaşamlarını yitirebilirler. Ben halkın ve Meclisin bu konuya da dikkatini özellikle çekmek istiyorum. Gerçek suçlular ile siyasi suçlular arasında derin bir ayrımcılık yapılmıştır ve daha vahimi "terör suçları" diye ifade ettikleri, kapsam dışında tutulmuştur ve Anayasa ihlal edilmiştir. 3 ayrı infaz rejimi düzenlenmiştir: 1/2, 2/3, 3/4. Siyasilere dörtte 3'lük bir infaz uygulaması getirilmiştir, bu da aslında niyetin ne olduğunu açıkça ele vermektedir.

Şimdi, şunu da ifade etmek istiyorum: Çok önemli bir düzenleme var, bu teklifte boşalt-doldur taktiği yasaya yedirilmiştir. 90 bin diye ifade ettikleri hükümlü tahliye olacak, onun yerine muhalifler, AKP'li olmayanlar, AKP'ye biat etmeyenler doldurulacak. Öyle bir düzenleme getirilmiş ki yüzde 40 oranında ceza infaz kurumunda kalınması şartı getirilmiştir. İlk görüşmede de söylemiştik, 1/2'sinin 1/5'inin denetimli serbestlikle geçirildikten sonra yüzde 40'ının yatırılması kamu vicdanını tatmin edecekmiş. Burada tatmin olan kamu vicdanı değil, tatmin olan AKP'nin kendi muhaliflerini daha fazla yatırmasıdır. Ne yapacak? Uyuşturucu sanığını çıkaracak, tecavüzcüyü izinli sayacak, cinsel saldırı suçlusunu izinli sayacak; Cumhurbaşkanına hakaret edeni, suç ve suçluyu öveni, "propaganda yaptım" diyeni cezaevinde -aslında hiç yatmaması gerekirken- altı yedi ay, bir yıl yatırmanın yolunu burada düzenlemişler.

220'nci maddede ceza artırıyorlar. 11 kanundan bir tanesinin ve 220'nci maddenin altı ve yedinci fıkralarının özellikle düşünce ve ifade hürriyetini doğrudan ilgilendirdiğini ve etkilediğini biliyorum.

Şimdi, infaz hâkimliğinin yetkileri artırılmış ve tabii ki burada biat koşulları değerlendirilerek bazı mahkûmların cezasını çektiği hâlde yine de cezaevinde kalmalarının yolları çok ustalıkla, çok sinsice düzenlenmiştir. Nasıl? İyi hâl değerlendirme kıstasları arasına kişinin cezaevi dışındaki tutumu da eklenmiş. Bu ne demek biliyor musunuz? Bir hasta mahpus gidiyor, doktora diyor ki: "Ben kelepçeli muayene olmak istemiyorum." Bu, ihlal sayılacak, infazı yakılacak, disiplin cezası alacak ve bu yolla daha fazla ceza çektirilecek. Ayrıca, infaz koruma memurları ya da güvenlik personelinin tutacağı tutanaklarla disiplin cezaları hayli artacaktır.

Çok vahim bir düzenleme daha var. Aile bireyleri farklı cezaevlerinde ise iç görüşme dediğimiz bir görüşme yapabiliyorlardı bir veya üç aylık şey getirilmiş burada, haberleşme ve iletişim cezası verilmesi. Bu ne oluyor? Haftada bir görüşen ailelerin haberleşme hakkını da tamamen ortadan kaldırıyor.

Şimdi, modern ceza infaz sistemlerinde -dünyanın her yerinde böyledir- çağ dışı hücre cezasının kaldırılması tartışılıyor ve infaz asla ayrım yapmaz. İnfaz kanununun, infaz adaletinin temel ilkesi ırk, dil, din, cinsiyet, siyasal düşünce ayırmadan herkesin aynı infaz koşullarına sahip olmasıdır çünkü hedef insandır. Hedef biat ettirmek ya da işkence yapmak değildir ama burada, mesela şu anda İmdat Bingöl tek başına Beşikdüzü Cezaevinde, -iyi biliyorum- Trabzon'da hücrede tutuluyor ve üç haftadır açlık grevinde. Onun gibi yüzlerce hükümlü olduğunu biliyorum.

Belirli suçlar açısından 1/2 indirim koşulları getirilmiş ve şöyle bir şey, bu Parlamentodaki bütün üyelere sesleniyorum: Bu vicdan dışı, etik dışı gerçekten siyasi ahlakla bağdaşmayan bu ayrımı geçirmemek bu Parlamentonun vicdani ve etik sorumluluğudur.

Şimdi, şunu da unutmadan söyleyeyim: Cezaevinde olanlar için, bu kapsama girmeyenler için dışarı çıkmama, çıkarmama öngörülmüştür. İçeride de tutuklu ve hükümlüye "Bana biat edeceksin, her dediğimi yapacaksın, yapmazsan infazını yakarım, ceza veririm, ailenle görüştürmem, süreni uzatırım..." Bir ay önce Urfa'da yapılan bir operasyonda yirmi beş yıldır içeride olan hükümlülere yeni tutuklama kararları verildi. Bu ne demek? İçeride de olsa, bu düşman hukuku devam ettiriliyor. Önümüzde ne var? Kasten insan öldürme, cinsel dokunulmazlığa ilişkin suçlar, uyuşturucu, özel hayatın gizliliğini ifşa, çıkar amaçlı suç örgütleri; bunlar infaz indirimine tabi tutuluyor ama terör diye ifade ettikleri, aslında siyasi suçların, muhalefetin indirimi olanaksız kılınıyor, dörtte 3 olarak görüyor. Zimmet, irtikâp, hırsızlık, rüşvet bu kapsamda, tabii ki bunlar ödüllendiriliyor.

Çok dikkat etmenizi istediğim bir nokta var. Devlet rüşvet alacak bu kanunla. Nasıl? Kaçakçılık suçu... Son derece ağır bir suç. Diyor ki kanun: "Belirli bir oranda devlete ödeme yapması durumunda cezasında indirim yapılması..." Bu kanun metnine girmiştir yani kaçakçılık yapabilirsiniz ama "Bana bir kısım para ödersen 'adli para' adı altında, ben seni serbest bırakırım, cezanı indiririm."

Peki, bunu hangi akıl, hangi vicdan ve hangi ahlak anlayışına sığdıracağız? Öğrenciler, avukatlar, demokratlar, siyasetçiler, gazeteciler, ölüm koridorlarında ölümü beklemeye mahkûm edilirken kaçakçılar kaçakçılıktan elde ettiği gelirin bir kısmını devlete ödediğinde cezasında indirim yapılacak, öyle mi?

Şimdi, başka bir mesele var, kadın meselesi. Birleşmiş Milletler de çağrı yaptı. Bu kadınlara yönelik suçlarda... Eminim cevap verecekler, diyecekler ki: "Hayır, biz indirim yapmadık." Yaptınız, izin veriyorsunuz, izin, cezaevinden evine gitmesine izin veriyorsunuz. Kadınlara karşı yaralama, tehdit, şantaj suçları af kapsamında. Son dakika önergesiyle kadın katillerine, tecavüzcülere izin veriliyor ve "Kadınları kim koruyacak?" sorumuzun yanıtı verilmiyor. Şu anda fiilen Alo 183 şiddet hattı çalıştırılmıyor, var olan tedbirler uygulanmıyor, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'la ilgili kararlar alınamaz bu dönemde, corona varmış ama kadınlar öldürülsün, önemli değil HSK'ye göre, yargıya göre. Adliyeler kapalı, nöbetçiler çalışmıyor ve zorlaştırılıyor. Şimdi, bu durumda erkeklerin taciz ettiği, tecavüz ettiği, şiddet uyguladığı kadınla baş başa evde kalması isteniyor.

Peki, bu cinayetlerin hesabını kim verecek? Hangi tedbiri aldınız? Siz Sebahat Tuncel'i içeride tutmaya devam edeceksiniz, Osman Kavala'yı, Aziz Oruç'u, Figen Yüksekdağ'ı, Selahattin Demirtaş'ı, İdris Baluken'i içeride tutmaya devam edeceksiniz, kadın katillerini, tecavüzcüleri, uyuşturucu baronlarını, mafya liderlerini serbest bırakacaksınız, izinli yapacaksınız ya da cezasını indireceksiniz. İşte bu, bozuk düzeni devam ettirmek için getirilen bir infaz yasasıdır.

Tutukluluk meselesine zamanım yetmeyecek. Çok özel bir bölüm ayırmıştım. Tutukluluk meselesi burada yok ama bu çok hayati bir mesele çünkü bu kanunla cezaevinde tutulanların bir bölümü ölüme mahkûm ediliyor -ilk gün de söylemiştim- bir bölümü ise dışarı çıkarılarak yaşam hakkı kendilerince sağlanmış oluyor.

Şimdi, şöyle tamamlayacağım, umarım Sayın Başkan hoşgörü gösterir. Özetle söylüyorum, bizim hatiplerimiz, milletvekillerimiz ayrıntılarını tartışacaklar, bu yasa teklifiyle neleri anladık önce onu söyleyelim: Sizin bir muhalefet fobiniz var, anladık. Bir Kürt fobiniz var, bunu da anladık. Bir de HDP korkunuz var, bunu da anladık. HDP'den bu kadar korkmanız anlaşılır bir şeydir çünkü HDP bütün hegemonik ve otoriter heveslerinizin panzehri oldu şimdiye kadar. Kürt fobiniz ve HDP korkunuz üzerinden toplumu ırkçılık, kamplaştırma ve ötekileştirmeyle zehirlemeye çalışmanız, bu ülkeye yapmaya çalıştığınız en büyük kötülüktür ve bu da bizim bütün bedelleri ödeyerek engellemeye çalıştığımızdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayalım.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bu pandemi musibeti bütün toplumun ihtiyaç duyduğu diyalog, toplumsal uzlaşı ve barış gerekçesi olabilecekken hâlâ bu koşullarda bile bu salgını neredeyse Allah'ın lütfu olarak görüp kaybettiğiniz iktidarınızı yeniden tahakküm etmek için kullanmanız olsa olsa gözü dönmüş iktidarcı art niyetiniz olabilir.

Görüşülmekte olan bu yasadaki ayrımcı ve adaletsiz yaklaşımınızın nedeni de sahip olduğunuz Kürt fobisi, HDP kâbusu ve muhalefet fobisidir. Sahip olduğunuz Kürt düşmanlığı üzerinden bizim dışımızdaki toplumsal muhalefeti de bu yasayla haksızca ve vicdansızca cezalandırmaya çalıştığınızı biliyoruz. Utanmasanız bu yasanın uygulama maddesine neredeyse "Kürtler hariç, siyasetçiler hariç, gazeteciler hariç, düşünceleri dolayısıyla cezaevinde olanlar hariç." diye yazacaksınız. Biz yargıda ve infazda eşitlik ve adalet diyoruz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - ...siz "toplumsal kamplaştırma ve düşmanlaştırma" diyorsunuz; biz tedbir diyoruz, siz "Kanal İstanbul" diyorsunuz; biz hızlı ve adil yargılama diyoruz, siz "apar topar mahkeme toplayıp Haydarpaşa Tren Garı itirazına ret" diyorsunuz; biz evden çıkmayın diyoruz, siz "uçaklarda KDV'yi yüzde 1'e indirdik" diyorsunuz; biz üretimden kopan ihtiyaç sahiplerine yardım diyoruz, siz "para getirin" diyorsunuz; biz dayanışma ve ortak yaşam diyoruz, siz "hep bana Rabbena" diyorsunuz. Biz de sonuç olarak size şunu söylüyoruz: Mal mülkte, siyasi hırs, ihtiras, egoda Allah gözünüzü doyursun emi! (HDP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.