GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:59
Tarih:20.02.2020

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, bu yasa teklifi, iktidarın ekonomi üzerinde yorum yapanlar için tahakküm kurduğu bir yasadır. Biliyorsunuz, bekçilerle ilgili yeni düzenleme Komisyondan geçti. Pazartesi günü de yine bir torba yasa -Dernekler Yasası- Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşulacak. Üzerinde konuştuğumuz bankacılık düzenlemesiyle birlikte bekçiler düzenlemesi ve torba yasadaki dernekler düzenlemesi bir bütündür arkadaşlar. Bu düzenlemeler fiilî bir OHAL rejiminin kalıcılaştırılmak istenmesinin bir ürünüdür. Yaşamın bütün alanları üzerinde bir kontrol kurulmaya çalışılıyor, lütfen bunu görelim.

Bugün tartıştığımız Bankacılık Yasası, iktidarın yumuşak karnı ekonomiyi eleştirenleri hedef alıyor. Bekçilerle ilgili yeni düzenleme, bekçilerin mahalle mahalle görevlendirilmesi, iktidarın, günlük hayatın bütün gözeneklerine girmesi amacını açık ediyor. Bekçiler âdeta bir monitör gibi yerelin bilgisini iktidara aktaran araçlar olarak düşünülüyor.

Torba teklifteki -pazartesi günü görüşülecek olan- dernekler düzenlemesi ise vatandaşlarımızı fişleyerek örgütlenme hakkını gasbediyor. Bütün bunlar iktidarın üzerinde yükseldiği zeminin kaydığını göstermektedir. İktidarın buna olan tepkisi ise halkın her yaptığını kontrol altına alarak kendisine tehdit gördüğü bütün demokratik örgütlenmeleri ve eleştirel fikirleri yok etmek.

Değerli arkadaşlar, elimizdeki bankacılık teklifi, hiçbir kurumun görüşü alınmadan saray koridorlarında talimatla hazırlanmıştır. Sayın Albayrak "Ekonomi kötü diyenlerin, terör eylemlerinkinden farkı yok." diyerek zaten bu yasanın sinyallerini 2019 Kasım ayında vermişti. Bu kanun teklifi iktidarın, düşürülemeyen işsizlik, yoksulluk yüzünden yaşanan intiharlar, bir türlü belini doğrultamayan ülke ekonomisi, kamu bankalarının yandaş şirketleri kurtarma operasyonları ve Varlık Fonunun gizlenen işlemleri gibi devasa sorunlar hakkında gerçeklerin söylenmesinin önüne geçmesi içindir.

Teklif, çok açıktır ki bir yağma düzeni öngörüyor. Neden mi? Çünkü Varlık Fonuna tabi olan bankalara sınırsız kredi kullanma yetkisi veriliyor. Oysa, bankacılık sorunlarını konuşmaya, banka çalışanlarının dertlerinden, bankalara borcu olan milyonlarca kredi borçlusundan, batık kredisi olan esnaf ve çiftçiden başlamalıydık. Emekçinin mutfağının böyle bir düzenlemeye ihtiyacı yok; üreten, hakça bölüşen, vergi vereni koruyan bir ekonomiye ihtiyacı var.

Değerli arkadaşlar, Komisyonda söyledim, bu kürsüden bir kez daha söylüyorum, Varlık Fonuna sınırsız borçlanma hakkı getiren bu düzenlemenin anlamı şudur: Bir, yağmaya sınır yok. İki, sınırsız borçlanacağız. Vatandaş açısından ise bu ne demek? Varlık Fonu, öde öde bitmez borcu. Varlık Fonu bütçe fazlası olan ülkelerde olur. Bu ülkelerde bütçe fazlası, kamu yararına olan çeşitli yatırımlara yönlendirilir. Türkiye gibi bütçe fazlası olmayan ülkelerde Varlık Fonu olmaz; olursa, kaynaklarını peşkeş çekip gelecek nesilleri borçlandırma fonu olur. Bunun adı vatandaş için "yokluk fonudur" iktidar içinse Varlık Fonu, borcu gizlemek için iyi bir araçtır, denetimi zayıf, hazine dışı borçlanma kanalıdır yani paralel bir bütçedir. Hazinenin bile 4749 sayılı Kanun'la borçlanması sınırlandırılmıştır arkadaşlar. Yaptığı işlemleri kamuoyuna açıklamayan Varlık Fonuna hiçbir sınırlama getirmeksizin borçlanma yetkisi verilmesi hukuka aykırıdır. Bu düzenleme yerine ne yapmalıydık? Önce, ekonomiyi yabancı sermayeye bağımlı, kırılgan hâlden kurtarmalıydık; üreten, hakça bölüşen, vergi vereni koruyan bir düzen kurmalıydık ancak bu şekilde ekonomi vatandaşın penceresinden geçer not alırdı. Bunu da adaletine güvendiğimiz halkımızın teveccühüyle Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bizler gerçekleştireceğiz dostlar.

Değerli arkadaşlar, madde 31'e ve madde 34'e bakalım: Kamunun yaptığı bazı projelerde yeni bir fon toplama yöntemi getiriliyor. İktidar yandaşlara ödeme garantili projeler dağıtmıştı, o zaman nedense böyle bir fonlama yöntemi aklına gelmemişti muhtemelen. Unutmayalım, sadece 2020 yılında garantili ödemeler için bütçeden 18 milyar liradan fazla para aktarıldı; şimdiyse, Kanal İstanbul gibi akıl ve bilimle çelişen ve aynı zamanda ekonomik getirisi olmayan projeler gündemde. Bu projelere finansman bulunamadığı ve yandaşlara verilecek geçiş garantisi ve kaynak olmadığı da ortada, o yüzden zorlama bir finansman yöntemi icat ediliyor. Bu yöntemle bu projelere doğrudan vatandaşı ortak ederek muhtemel yüksek zararlar toplumun sırtına yıkılmaya çalışılıyor.

Değerli arkadaşlar, madde 32'yle getirilen düzenlemeyse şunu öngörmektedir: Girişim sermayesi yatırım ortaklıkları aracılığıyla bazı şirketleri fonlar üzerinden kurtarmak. Nasıl mı? Ziraat Bankasının görevi, öncelikle çiftçiye, üreticiye destek olmaktır. Oysa ne olmuştu hatırlayalım: Bu banka, batık Simit Sarayını kurtarmak için yüz milyonlarca dolar kamu kaynağını kullanmaya çalışmıştı, halkımızın tepkileri üzerine vazgeçtiğini de hepimiz biliyoruz. Yapılan bu düzenlemeyle, zor durumdaki yandaş şirketler girişim sermayesi yoluyla kurtarılmaya çalışılıyor arkadaşlar, Simit Sarayı örneğinde olduğu gibi. Ziraata üç kuruş borcu olan çiftçi bile hacze uğrasın, siz gidin, Simit Sarayını kurtarın, el insaf!

Değerli arkadaşlar, bu düzenlemeyle yargı sopa gibi kullanılmak isteniyor. Ekonominin gidişatı hakkında yapılacak her türlü olumsuz yorum, suç kapsamına alınmak isteniyor. Ekonomik krizden bahseden vatandaşlar, fiilî OHAL kıskacına alınmak isteniyor. Kanun teklifinde yer alan hususlar yoruma açık ve muğlaktır. Böylelikle, Hükûmetin ve Sayın Bakanın hoşuna gitmeyen her yorum "gerçeğe aykırı bilgi ve manipülasyon" olarak görülecektir. Hangi işlemlerin manipülatif olduğu, yanıltıcı işlemin ne olduğu, bankacılık sistemini tehlikeye düşüren işlemleri yapmanın ne anlama geldiği nasıl belirlenecek arkadaşlar? Bunlar, ucu açık bırakılarak iktidara fikirlere doğrudan müdahale etme şansı tanımakta, bir otosansür mekanizması canlı tutulmak istenmektedir. Yasalarımızda, örneğin, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107'inci maddesinde, Bankacılık Kanunu'nun 74'üncü maddesinde manipülasyonu engelleyici düzenlemeler zaten mevcuttur. Yürürlükte olan bu yasalar neyi engellemiyor da şimdi, karşımıza böyle ucu açık, belirsiz, muğlak bir düzenleme getiriliyor?

Tabii ki gerçek anlamıyla manipülasyon suçtur. Farz edelim ki bir grup borsadaki bir şirketin değerini yüksek göstermek için bu şirketin hayalî bir yabancı şirketi satın alacağı haberini yayıyor. Bu şekilde, yapay yolla hisselerin değerini yükselterek haksız bir şekilde kazanç elde ediyor. İşte bu, manipülasyondur. Peki, gelelim size, gelelim iktidar yetkililerine, onlara sormak isterim: İşsizliğin kapsamını değiştirip işsizlik rakamlarıyla oynarken, enflasyon sepetindeki ürünleri değiştirerek enflasyonu düşük gösterirken, kamu kurumlarının verileri birbiriyle tutarsızken, istihdam hedefleri açıklanırken, bahsedilen projelerin hiçbiri hayata geçirilmezken, ekonomiye ilişkin gerçek dışı verilerle bir dediği diğerini tutmayan ve ekonomiyi yanlış yorumlayan iktidar yetkililerinin açıklamalarını da manipülasyon kapsamına alacak mıyız? Manipülasyon suçtur ve cezası vardır ama ekonomi iyi olmadığı hâlde "İyidir." demek suç değil, manipülasyon değil, "Kötüdür." demek manipülasyon, öyle mi?

Değerli arkadaşlar, ceza tehdidiyle ekonomiyi iyi göstererek vatandaşlarımızın hukuk devletine olan güveninin biraz daha yaralanmasına yol açıyorsunuz. Şunu çok iyi biliyoruz ki bu yasadaki muğlaklık ilerleyen dönemlerde iktidar tarafından istismar edilecektir. Bu yasayla "Yaşasın kral!" demenin serbest, "Kral çıplak!" demenin yasak edildiği bir düzene bir çivi daha çakılacaktır.

Değerli milletvekilleri, iktidar istiyor ki ekonomik kriz konuşulmasın, Kızılayı paravan şirket olarak kullananlar konuşulmasın, deprem paralarının, şehitler için toplanan paraların nereye harcandığı konuşulmasın, TÜİK'in rakamlarla oynayıp işsizliği, enflasyonu düşük göstermesi konuşulmasın, son iki yılda 2 bin şirketin konkordato ilan etmesi, 25 bin şirketin kapanması konuşulmasın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Girgin.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Tamamlayacağım Başkanım.

Avrupa'da gelir dağılımı adaletsizliğinin en yüksek olduğu 2'nci ülke olduğumuz konuşulmasın, kapanan kepenkler, tarlada kalan ürünler, artan icra sayıları, kabaran faturalar, kaynamayan tencereler konuşulmasın, "Çocuklarım aç!" diye kendini yakan baba, borcu varken iş bulamadığı için intihar eden üniversite öğrencisi konuşulmasın. Yani ekonomi kötü ama "kötü" denmesin yani aç gezmek serbest, dile getirmek yasak; ne diyeyim arkadaşlar, kötülüğün de bir dozu olmalı diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)