| Konu: | Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 57 |
| Tarih: | 18.02.2020 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Bankacılık Kanunu'yla ilgili ben de grubumuz adına birinci bölüm üzerinde söz almış bulunmaktayım.
Doğrusu, önümüzde yine bir torba kanun var tabii. Ama bugün bu torba kanuna yeni bir isim vermek istiyorum: Bu, bir kriz kanunu. Aslında, kriz dönemlerinde çıkarılan kanunların bütün özellikleri bu torbada var ve sistem değişikliğinden sonra -adına ne derseniz deyin- Parlamentoda, burada gündeme getirilen tüm kanunlar da aslında "kriz kanunları" olarak nitelendirilebilir.
Evet, mevcut ekonomik krizin etkileri gerçekten hayatın her alanında karşımıza çıkıyor ama iktidardaki parti, bunun önlemlerini almak, kamu harcamalarında tasarrufa gitmek gibi yöntemler yerine ne yapıyor, "Kanunları değiştireyim, krizi önlerim." diyor. Bu da kafasını kuma gömmekten başka hiçbir anlam taşımıyor esasında.
Evet, Grup Başkan Vekilimiz de geneli üzerindeki konuşmasında söyledi, buna değinmeyeceğim. İktidara geliş dönemine atıfta bulunuyorum. Bir krizden sonra AKP iktidara geldi, o dönem IMF politikalarıyla, evet, ekonomiye gerçekten -deyim yerindeyse- ayar veriliyordu ve o dönemde, bankalara ilişkin yeni bir kriz yaşanmaması adına birtakım sert tedbirler alınmıştı ve böylelikle olası bir krizin önlenmesi amaçlanıyordu.
AKP iktidarı, IMF programını aynen devam ettirdi ve sanki tünelin ucunda bir ışık görmüşçesine özelleştirme politikalarına sıkı sıkıya sarıldı. Tabii, bu sırada ne yaptı? Kendisine seçtiği bir yol vardı; sürdürülebilir yoksulluk. Bunu topluma zerk etmek istedi. Peki, nedir sürdürülebilir yoksulluk? Bizce, şu anda toplumun önemli bir bölümünün yaşadığının adı, sürdürülebilir yoksulluk.
Kendisine bağlama yöntemleri tespit etti iktidar; maaşlarla, kredilerle, başka yöntemlerle, kadınlara başka şeyler adı altında, küçük küçük paralarla, küçük dokunuşlarla, maaşlarla halkı kendisine bağımlı kılmak ve emekçileri, yoksulları kendi iktidarına bağlamayı hedefledi. Bunu bir dönem başardığını da üzülerek söylemeliyiz tabii. Çünkü AKP iktidarı, krizden henüz çıkmış, özelleştirmelerle ve inşaat ekonomisiyle sanal bir zenginlik yarattı. Evet, bu sanaldı. Başka bir şey daha yaptı; banka kredilerini gerçekten düşük tuttu ve düşük tutarak orta sınıfın da ihtiyaçlarını bu yöntemlerle karşılamayı bir dönem sağladı. Ne diyordu? "Herkese bir ev, araba." diyordu. Evet, bu orta seviyedeki, alt düşük faizlerle bunu da kısmen başardı. Böylece herkesin evi ve arabası oluyordu. Bu tatlı dönem AKP'nin güya ekonomik başarısı olarak lanse edildi fakat gerçek bunun tam tersiydi.
Özelleştirmelerle birlikte kamuya ait her şey sermayedarlara devredilirken insanlar iş güvencesinden oldu. Devlet kasasına aktarılan özelleştirme gelirleri ise AKP'nin yeni zenginlerini yarattı ve artık, deniz bitti, yaşadığımız budur, deniz bitti. Özelleştirecek fabrika ve kamu kurumu kalmadı, devletin kasası boşaldı. İnşaat gibi sadece günü kurtarmaya odaklı bir ekonomik programla ilerlenirken inşaat firmaları da battı ve batmaya devam ediyor. Şu anda, betona dönmüş, silüetleri bozulmuş kentlerde binlerce boş bina var ve elbette, evi olmayan, ev kirasını dahi ödeyemeyecek durumda olan, daha da ötesi evladına bir somun ekmek alamayacak kadar yoksul olan ve intihar eden insanlar var. Okuyamadığı ve daha da kötüsü, okuduktan sonra, okulu bitirdikten sonra bir iş güvencesi olmadığı için, "Fakülteyi bitirdiğimde işe giremem." diye intihar eden gençler var. Bu ülkede kendisinin yaşama şansının olmayacağını bilen milyonlarca yurttaş var ve tüm bunların yanında, halkın karşısında bir iktidar var. Gelip Mecliste aç olduğunu söyleyen insanları, intihar girişimlerinde bulunanları, dertlerine derman olmak yerine, gözaltına aldıran bir iktidarla karşı karşıyayız. "Dolar yükseldi." demeyi suç sayan bu iktidar ne yapıyor? İntihar edenleri gizlemeyi ve "Sorunlar psikolojiktir." demeyi, bunu geçiştirmeyi tercih eden bir iktidar var ve bu iktidar öyle bir aşamaya geldi ki tekçilikte sınır tanımıyor. Hani, o tek tek teklemeler var ya AKP Genel Başkanının, şimdi gerçeği de tekleştiriyor. Şunu kastediyorum, diyor ki: "Gerçeğin ne olduğuna biz karar verebiliriz, siz gerçeğin ne olduğuna karar veremezsiniz." Yani "Aç olup olmadığınıza siz karar veremezsiniz, ben sizin adınıza açsınız ya da toksunuz kararını verebilirim." diyor. Diyor ki: "Bir kişi intihar ediyorsa sebebi yoksulluk olamaz, mutlaka kişinin kendisiyle ilgilidir." Bunu iktidar partisi söylüyor, gerçek kendi tekelinde ya.
Bu, Bankacılık Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Teklif'le gerçek de aslında tekelleştirilmek isteniyor ve AKP medyası o kadar ileri gidiyor ki -bu çok vahim bir durum- insanların yaşadığı yoksulluk gerçek değilmiş gibi "AKP'yi zora sokmak için bu işi yapıyorlar." diye lanse etmeyi de ihmal etmiyorlar. Evet, ama gerçekten kimse bu yalanlara artık inanmıyor, AKP'ye oy verenler de bunu görüyor. Bir yönetme krizi yaşandığını ve herkesi vurduğunu bütün yurttaşlar biliyor. Despotlukla, zorbalıkla, tekçilikle gizlenebilecek bir krizden söz etmiyoruz. Tabii ki bunu sokağa çıkıp insanlara sormamız lazım. Sakın TÜİK'ten gittiğinizi söylemeyin insanlara çünkü TÜİK verilerine göre herkes mutlu, herkes hayatından memnun. Evet, gerçekten daha önce de bu ülkede enflasyon yükseldi, ekonomik krizler yaşandı ama hiçbir krizde gıda harcamalarından, temel harcamalardan tasarruf yapılmıyordu, kısılmıyordu. Şimdi insanlar, maalesef, temel ihtiyaçlarından tasarrufta bulunuyor. Yani saç kurutma makinesiyle çocuğunu ısıtan anneler biliyoruz. İstanbul'da, Antalya'daki intiharlar söylendi. En son, dün Cizre'de bir intihar yaşandı ve bugün yeni bir teşebbüste bulunuldu. Adem Yarıcı kendisini yakarken ne bir saray ne bir araba ne de başka bir şey istiyordu "Çocuklarım aç, anlıyor musunuz?" diyordu. Evet, gerçekten bu tabloda ne deniyor? Bu paralar, saraya giden paralar, yeni saraylar, onlara girmiyorum fakat Cumhurbaşkanı sarayda yaşamayı seviyor çünkü itibardan tasarruf edemiyoruz. İtibardan tasarruf edemiyoruz ama insanlar, yaşamlarından tasarruf ediyor, ölerek bu ekonomik krize yanıt veriyor, canlarıyla bedel ödeyerek. Bu, itibardan tasarruf edilmemesine yanıt oluyor.
Bu yasa teklifiyle, gerçekler daha çok gizlenecek, bankalar zapturapt altına alınacak, halktan alınan vergilerle iktidarın yatırımları desteklenecek. Mesela, çılgın proje Kanal İstanbul hayata geçsin diye böyle bazı kanunlarda değişiklik yapılıyor ve toplumsal rıza oluşturulmaya çalışılıyor. Bu değişikliklere toplumun rızası yoktur. Halktan alınan dolaylı, dolaysız vergilerin; geçmediği yolların, köprülerin maliyetini halka yüklemeler devri sayesinde iktidar ayakta durmaya çalışıyor, her tökezlediğinde yeni yasalar çıkarıyor. Mesela, Bankacılık Kanunu niye apar topar geldi? Çünkü bu artık gizlenemez bir boyuta geldi. Sorunu çözmek yerine tekrar yeni bir kanunla bu örtülmeye çalışılıyor. Evet, yönetemiyorsunuz. Bunun başka bir açıklaması yok. Size bir çağrımız var gerçekten buna dair, sadece bizim çağrımız değil; bu, Türkiye yurttaşlarının çağrısıdır: İlk iş olarak gelin, gerçekleri kabul edin. Bir insan "Açım." diyorsa "Hayır, sen toksun." demeyin. Bir insan "Ben intihar ediyorum. Çocuklarım aç." diyorsa psikolojik sebeplere ya da başka sebeplere yüklemeyin, onu bir dinleyin, gerçek mi, değil mi, vatandaşı dinleyin. İktidar için ilk adım gerçekten, gerçekleri manipüle etmemekten geçer. Bu kanunda var ya hani, işlemlere ilişkin manipülasyon yapanlar soruşturulacak, ceza alacak. En büyük manipülasyonu iktidar yapıyor zaten. Bu manipülasyondan vazgeçerseniz, halk gerçeklerle temas ederse emin olun, ileriye doğru bir adım atabiliriz.
Son olarak da bugün Gezi'deki tahliye ve beraat kararlarını memnuniyetle karşılıyoruz. Tutuklu yargılanan Osman Kavala'ya da geçmiş olsun diyoruz. Gezi'yi hep savunduk ve Gezi'nin yargılanamayacağını söyledik. Ben buradan bütün Gezicilere selam söylüyorum.
Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)