GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:51
Tarih:04.02.2020

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin 9'uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Ama ben daha çok "Bu kanun ne getiriyor, gerçekten yeni bir şey var mı?" bunları kısaca, genel hatlarıyla değerlendireceğim.

Evet, teklifin geneline baktığımızda yine bir imar meselesi tabii ki esas alınmış çünkü imar düzenlemeleri, kentsel dönüşüm projeleri, kentlerin her bir yanından yükselen dev gökdelenler, sonsuz bir inşaat gündemi, sanıyorum, AKP iktidarının bu süre boyunca gündemden düşürmediği bir mesele hâlinde. Evet, sonsuz bir inşaat gündemi. Peki, ne oluyor? Birer birer batan inşaat firmalarıyla içleri bomboş, şatafatlı, aynalı, tüm şehirlerin birbirine benzediği, her yerin birer TOKİ bölgesine, cumhuriyetine dönüştüğü, tarihî alanların rant için yok edildiği, İstanbul'un, Ankara'nın silüetinin değiştiği bir döneme imza atıldı ve bu imza devam ettiriliyor. Anayasa'yla güvence altına alınmış olunan kişinin barınma hakkı, AKP sayesinde evrim geçirdi. Âdeta barınma hakkı, birilerinin gökdelen dikme hakkına dönüştü. Size bir örnek vereceğim: 2016 sonu verilerine göre İstanbul'daki 121 gökdelenin 117'si AKP iktidarı dönemine ait. Halka ait olan tek bir alan kalmazcasına dağlar, tepeler düzleşti; iktidar, son hız, her yerde kule vinçlerle yeni yeni binalar dikmeye başladı gece gündüz. Böylece kişinin barınma hakkı rantçıların elinde yok edildi. "Kentsel dönüşüm" adı altında insanlar evlerinden edilirken yeni kurulan kişiliksiz, kimliksiz mahallelere, TOKİ evlerine gönderilirken kentin dokusu da bu rantçıların elinde maalesef betona dönüştü.

Barınma hakkı nedir peki? Gerçekten, TOKİ'lerle, gökdelenlerle insanların orada yaşamaya mecbur kılınmasıdır, tabii ki bu değil. Barınma hakkı, uluslararası insan hakları hukukunda aslında mülkiyetten bağımsız bir haktır; yani barınma hakkı, yasa dışı iskân, işgal, gecekondu şeklinde kullanmayı da içine alan daha üst ve temel bir haktır; barınma hakkı, bugün yasalarda "yaşamaya elverişli konut hakkı" adı altında düzenlenmiştir. İşte, kentsel dönüşüm, yurttaşların elverişli konut ya da barınma hakkını ihlal etmekle kalmadı, bunun ötesinde bir başka hakkı, kişinin kendi yaşamını, kendi istediği biçimde, istediği yaşam pratikleri ve sosyal ekonomik ilişkilerle seçme hakkı da elinden alındı. İktidarda bulunduğu müddet boyunca çarpık kentleşmeye dair hiçbir adım atmayan AKP Hükûmeti -bu bölümü lütfen biraz daha dikkatle dinleyin- Van depremi sonrası, hızla, deprem tehlikesi gerekçesiyle, aslında bahanesiyle tüm ülke topraklarını hiçbir kurala ve koşula bağlı olmaksızın ranta açan Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'u çıkardı. Yine, AKP kendisine yeni bir rant alanı yarattı. Ancak planlamalar ve uygulamalar maalesef öyle olmadı; insanı ve insanca yaşamı temel hedefine koyan bir planlama sürecinden ziyade, Cengiz Holding ve benzerleri elinde gelişen bir yıkım süreci söz konusu oldu. Yani yeni binalarla insanların sağlıklı, güvenli konutlarda insanca yaşam hakları elinden alındı ve alınmaya devam ediyor. Böylece kentler imarsız, ruhsatsız, denetimsiz binalarla çarpık bir kentleşme sürecine maruz kaldı. Bu durum, beraberinde altyapı ve ulaşım sorunlarını da getirdi ve kentlerde yaşam kalitesi düştü. Bakın, Elâzığ depreminin acısı hâlâ çok taze ve yaşıyor. Bu depremi bile AKP reklamlarına çevirmek isteseler de gerçekler gizlenemedi, yurttaşlar çürük binalar altında can verdi. Ruhsatsız inşaatlar, depreme dayanıklı olmayan yeni binalar, sanki bir deprem ülkesinde yaşamıyormuşuz gibi, ülkenin dört bir yanında insanlar evlerinde rahat uyuyamıyor. Fakat, olsun, AKP'ye göre yüzlerce, binlerce gökdelenimiz var ya, itibardan tasarruf etmiyorlar ya, saraylarda yaşıyorlar çünkü. Evet, halkı gerçekten odağına almayan bu yapılaşma çılgınlığının derhâl önüne geçilmesi yaşamsal bir önemdedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bu nedenle, gerçek, insan odaklı imar planlarının oluşturulması adına çalışmaların yürütülmesi de elzemdir.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, Elâzığ depremi sonrasında partimizin dayanışma amacıyla topladığı yardımların geri çevrilmesi ve engellenmesini de halkın, Türkiye yurttaşlarının takdirine sunuyorum. AKP döneminde yasaklar silsilesine yeni bir yasak daha eklendi; konuşmak yasak, yazmak yasak, mitinge gitmek yasak yani muhalif olan her söz ve fiil yasak, şimdi de dayanışma yasaklandı değerli milletvekilleri. Halk, kendi arasında malzeme topluyor, İçişleri Bakanı "Ben engelliyorum." diyor. Elâzığ'dan, İzmir'den ve daha birçok ilden HDP'nin yardımları engellendi. Neden? Çünkü AKP depremi reklama dönüştürecek, ben ne kadar yardım yaptım, ne kadar iyi bir iktidarım; ama hayır, çok kötü bir iktidarsınız, halkın ölümü üzerinden rant devşirmeye çalışıyorsunuz. (HDP sıralarından alkışlar)