| Konu: | Türkiye Cumhuriyeti ile Arjantin Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 43 |
| Tarih: | 15.01.2020 |
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün, Türkiye'nin dört bir yanından, halkımızın, milletin seçtiği belediye başkanları Ankara'da Belediyeler Birliğinin bir toplantısındaydı. Bu toplantıya bir siyasi partinin Genel Başkanı başkanlık ediyordu ama aynı zamanda Cumhurbaşkanı sıfatını da taşıyordu. Konuşmasında nasıl konuşacağı, kapsayıcı bir dil kullanıp kullanmayacağı, "82 milyonun Cumhurbaşkanıyım." sözünü yerine getirip getirmeyeceği merak ediliyordu. İş oraya kalmadan, Sanayi Bakanı Mustafa Varank ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, yürütmenin başının konuşmasına daha sıra gelmeden, onun da varlığında, söz haklarını, kürsüyü, İstanbul'un son seçilmiş Belediye Başkanına, 4 milyon 700 bin oyla seçilmiş Belediye Başkanına, ülkenin son genel seçimlerde 11 milyonun üzerinde oy almış ana muhalefet partisine eleştirilerde bulunmak, hakaretlerde bulunmak, onları küçük düşürmek üzere kullandılar ve Belediyeler Birliği toplantısı, belediye başkanlarımızın o toplantıyı terk etmesinden sonra, öğleden sonra istediğiniz mecrada devam etti.
Öncelikle, buradan, halkın yüksek oy oranlarıyla seçtiği, seçimde yenemediğiniz, daha sonra hukuk oyunlarıyla yerine kayyum atadığınız belediye başkanlarının o toplantıda olmamasının, yerine kayyumların olmasının da büyük bir eksiklik ve demokrasi ayıbı olduğunun altını çizerek...
Ve Mustafa Varank, Murat Kurum; ne manası var bu adamların bu Parlamentoda? Bunlar birer atanmış. Kaç kişi seçmiş Mustafa Varank'ı? 1. Mustafa Varank'ın seçimindeki meşruiyet 1 kişinin tercihidir, 1; Recep Tayyip Erdoğan.
ATİLLA ÖDÜNÇ (Bursa) - O 1 kişiyi kim seçmiş?
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Ama o Mustafa Varank, 4 milyon 700 bin oy almış Ekrem İmamoğlu'na; 11,5 milyon, 11 milyon 730 bin oy almış Cumhuriyet Halk Partisine söz söyleyecek haddi nereden buluyor? (CHP sıralarından alkışlar)
RECEP ÖZEL (Isparta) - Onu atayan iradeden alıyor.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - İşte, bu, rejime kasteden Anayasa değişikliğinden alıyor. Sen birisini seç, geri kalan herkesi o seçsin, atanmış birisi seçilmişlere hesap vermesin.
Arkadaşlar, nerede grup? Nöbetçi bakan odasının önünde sırada mı? Nerede grup? Bakan mı arıyor? Meclise gelen, hesap sorabildiğimiz, bizden güvenoyu alan, siyasi soruşturmamız sonucunda gensoruyla sorgulayıp gerekirse güvensizlik oyuyla düşürebildiğimiz milletin bakanları gitti, yerine sarayın bakanları geldi. Sarayın bakanı, sarayın sahibinin önünde, kendisini belirleyen o tek kişilik iradeye yaranmak için, milletin seçtiği belediye başkanlarına söz söyleyecek, orada siyasi şov yapacak hadsizlikleri yapıyor. Denediler, bütçe konuşmalarında cevaplarını aldılar.
Bu grup, bu siyasi hareket, yüz yıllık bir siyasi parti, kökleri cumhuriyetten önceye dayanan siyasi parti, Mustafa Varank gibi birine, Murat Kurum gibi birine pabuç bırakacak siyasi parti değildir; bunu herkes böyle bilsin. (CHP sıralarından alkışlar)
Gelelim bir siyasi partinin Genel Başkanının dün yapmış olduğu grup konuşmasına. Grup konuşmasında diyor ki Libya tezkeresi konusunda... Yani münhasır ekonomik bölge anlaşmasına verdiğimiz olumlu katkıyı, o konuda yıllardır eksikliklerini giderdikleri anlaşmaya verdiğimiz desteği görmezden gelip rejim muhafızlığı karşısında "At imzayı, vereyim askeri. Gerekirse Mehmetçik şehit olur ama 2003'ten beri içinde bulunduğumuz Doğu Akdeniz acziyetinden kurtulur, Türkiye'de de iç politikaya bunu malzeme yapar, caka satarız." diyenler; 2003'te Mısır ile Güney Kıbrıs Rum kesimi anlaşıyor, vallahi, AK PARTİ uyuyor.
VELİ AĞBABA (Malatya) - Tıs yok!
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - 2007'de, bu sefer Libya'yla münhasır ekonomik bölge anlaşması yapıyor Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi; ikinci hattı çekiyorlar, tık yok. 2010'da İsrail'le yapıyorlar ve Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki: "Bu gidişle balıkçı teknelerimiz Akdeniz'e açılamayacak." Sizinki de aynı lafı söylemeyeyim diye bugün diyor ki: "Neredeyse bize olta attırmayacaklardı." Bunun karşılığında bir münhasır ekonomik bölge anlaşması, o "monşerler diplomasisi" diye aşağıladığınız geleneksel dış politikamızın mimarlarının önerileri nihayet karşılık bulup bir anlaşma yapıyorsunuz. Diyoruz ki: Arkasından askerî taahhüt gelmesin. "Yok öyle şey." Bir bakıyorsunuz, Mehmetçik Libya'ya, Trablusgarp Hükûmetine rejim muhafızı olarak yollanıyor ve sanki orada Halife Hafter ile Serrac arasında, muhalefet Hafter'in tarafını tutuyormuş da siz Serrac'ın... Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir ülkenin iç savaşında taraf tutmaz. Cumhuriyet Halk Partisi devlet dışı unsurları muhatap almaz. Cumhuriyet Halk Partisi ülkelerin toprak bütünlüğüne ve ülkelerin meşru, kendi egemenlik haklarına saygılıdır ve Cumhuriyet Halk Partisi, bir iç karışıklıkta, kim kazanırsa kazansın, Türkiye'nin menfaatlerinin zedelenmemesi üzerinden bir siyaset kurar. (CHP sıralarından alkışlar)
Şimdi, gelelim Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerine. "Kaddafi'nin yaptıklarını nasıl unuturuz? Nasıl oraya gitmeyiz?" diyor. Nasıl unutursunuz biliyor musunuz: 20 Mart 2011'de "1 Martta Kaddafi'yi aradım 'Sana düşen, Libya'yı teslim etmektir.' dedim, sonra da oğluna bunu söyledim." diyen Recep Tayyip Erdoğan o gün Kıbrıs Barış Harekâtı'nı hatırlamıyordu ve 3 Mayıs 2011'de "Kaddafi derhâl gitmeli." ifadesini kullanırken Kaddafi'nin bize verdiği uçak lastiklerini, jet yakıtlarını ve "Ne gerekiyorsa emrinize amade." diyerek Kıbrıs Barış Harekâtı'na destek veren tek lider olduğu gerçeğini unutuyordu, hatırlamıyordu. Ama şimdi, iç siyasette konu Libya olunca, bu milletin Kaddafi'ye geleneksel olarak, geçmişten kaynaklı sıcak duygularını bildiği için iç politikada bunu istismar etmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Kimse kusura bakmasın, yüz yüze bakıyoruz, birbirimizin gözünün içine bakıyoruz; Kaddafi'nin kafasını taşla eziyorlardı, biz "Kıbrıs" "Kaddafi" "Libya" diyorduk, siz "Ettiğini buluyor." diyordunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Kaddafi'yi bombalayan jetler İzmir'deki NATO üssünden kalkarken onayınız var; rejim düşsün diye bombaladılar, alkış tuttunuz. Kaddafi'yi linç ettiler, o lincin kanı, o dönem Türkiye dış politikasını yönetenlerin parmaklarında hâlâ. Bunu şimdi, bugün, Libya tezkeresi şampuanıyla yıkayıp temizleyemezsiniz; bunu herkes böyle bilecek.
AK PARTİ, muhalefetteyken Kuzey Irak tezkeresine "hayır" oyu vermiş partidir. AK PARTİ, bu Meclisteki kısa muhalefet döneminde Afganistan tezkeresine "hayır" oyu vermiş partidir. Bugün yerli ve millî duruş pazarlayanlar, bunun üzerinden kendilerine siyaset ittifakları kuranlar, AK PARTİ'nin gelmiş geçmiş en faydacı, en pragmatist, dün "ak" dediğine bugün "kara" diyebilen -yeter ki kendisini iktidarda tutsun- bir parti olduğu gerçeğini görmek durumundadırlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Bugün, Mecliste bu saatlerde görüşülmeye başlanan kanun tasarısının içinde 20'nci madde var, Ahlat'taki kışlık saray. Ya, buna karşı bunu yaptınız. Dedik ki: "Çevre Kanunu'na böyle istisnalar tanımlayamazsınız. Anayasa'ya aykırı. Birinin keyfi olmuş diye Atatürk Orman Çiftliği'nde kaçak saray, Muğla'da yazlık saray, Katar'dan uçak saray, hadi bir tane de Ahlat'ta kışlık saray... Bu yanlış." Anayasa Mahkemesine gittik, Anayasa Mahkemesi dedi ki: "Bu yanlış bir iştir, Anayasa'ya aykırıdır." İptal etti. Şimdi, gelmişsiniz, bu Anayasa Mahkemesi kararına karşı, bu 39 maddelik -bazı maddelerini bizim de destekleyebileceğimiz, doğru maddelerin de olduğu- kanunla, kışlık sarayı tekrar hukuki hâle getireceksiniz. Bu Anayasa var, üzerine yemin ediyoruz. 138'inci maddesinin son fıkrası diyor ki: "Ne yürütme ne yasama, mahkeme kararlarına karşı faaliyette bulunamaz." Ve 153'üncü madde: "Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir, herkesi bağlar." Buna direnemezsin. Ama ne diyordu partinizin Genel Başkanı: "Birileri çatlasa da Ahlat'a o otağı kazandıracağız." Öyle, birilerinin çatlamasına rağmen bir şey yapılabilen rejim değildir demokrasi. Eğer bir partinin Genel Başkanı, elde ettiği Cumhurbaşkanı sıfatıyla, rejime kasteden bir anayasa değişikliğinden sonra Anayasa'yı kendi keyfine yorumluyorsa; sulh ceza mahkemelerini Anayasa Mahkemesi kararlarına -herkes için bağlayıcı iken- uymamaya çağırıyorsa; bugün olduğu gibi, Vikipedi meselesindeki gibi, verdiği talimatları uyguluyorlarsa...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - ...partinin kurum ve kuruluşları, ülkenin kurum ve kuruluşları, Anayasa Mahkemesinin kararlarına, uyulması gereken yegâne hukuki son karara değil de Cumhurbaşkanının gözünün içine bakıyorlarsa buna demokrasi denmez, buna monokrasi denir. Ve bu şartlar altında bu ülkeyi, her doğan için değil Erdoğan için yapılmış bu Anayasa'yla daha fazla yönetemezsiniz. Yönetemiyorsunuz, savruluyorsunuz. İçinizdeki rahatsızlık partiler doğuruyor, doğan partiler içerideki sancıya çare olmuyor. Bu sıkıntıların hepsi bir yandan sürerken, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Adalet ve Kalkınma Partisine şunu söylüyoruz: Parti devleti eleştirilerini hak etmiyorsunuz, doğru, çünkü memleketi artık bir aile devleti yönetiyor. Bu aile devletinin tasallutuna direnenler, tarihe demokratlar olarak geçecektir; teslim olanlar, olacak her şeyin sorumluluğunu taşıyacaklardır.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)