GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Ruanda Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:43
Tarih:15.01.2020

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, gündemimiz yoğun. Bugün bir ölüm haberi aldık, ben onunla başlamak istiyorum, çok üzücü.

Hasta mahpuslar meselesi tarafımızca sürekli ifade edilen, sürekli çağrı yapılan ama maalesef, iktidarın bilerek ve isteyerek çözmediği bir mesele. Bugün, bir kadın -protesto amaçlı- yaşamına son verdi. Nurcan Bakır, iki yüz gün süren açlık grevinden sonra, kendisinin iradesi alınmadan, tümüyle keyfî bir şekilde Gebze'den sürgün edildi. Dün, ailesiyle görüşmüş Nurcan Bakır, "Zulme daha fazla sessiz kalmayacağım." demiş ve baskıları protesto etmiş bugün ve hatta ailesine, annesine "Rüyamda her gün katledilen çocukları görüyorum." demiş.

Bir hasta mahpus daha, kendiliğinden değil ama başka bir şekilde yaşamını yitirdi ve cezaevleri, tabutların çıktığı yer olmaya devam ediyor.

Hasta mahpuslar meselesi çok önemli bir meseledir. Cinayet her zaman tetiği çekmekle ya da vurmakla olmaz, cinayet aynı zamanda ölüme göz yummaktır, öleceğini bile bile müdahale etmemektir.

En son, Siirt'te bir hasta mahpusun vefatından sonra taziyesine de gittim. Nebi İlhan, 74 yaşında, yoğun bakımda yaşamını yitirmiş. Ama Adli Tıp Kurumu, kesinlikle, 5 defa başvuru yapılmasına rağmen "Cezaevinde kalabilir." raporu vermiş. Aslında, bu bir cinayettir ve bu cinayetin ortaklarından biri de Adli Tıp Kurumudur.

Bu vesileyle şunu söylemek istiyorum: 2017'den bu yana cezaevlerinden 44 hasta mahpusun cenazesi çıktı ve hâlâ 458'i ağır olmak üzere 1.334 hasta mahpus farklı hapishanelerde tutuluyor. Yani bu konuda, gerçekten ne tedavi ediliyorlar ne tahliye ediliyorlar ne de aileleriyle son günlerini geçirebilecekleri bir zaman dilimi tanınıyor. Biz iktidara bir kez daha sesleniyoruz: Cezaevinde insanların yaşamı, bedensel bütünlüğü sizin sorumluluğunuzdadır; bunların ölümlerini izlemeyin, seyirci olmayın. Bu seyirci olma durumu, sizi her geçen gün fail yapıyor ve cinayete ortak yapıyor demek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, başka bir mesele şu: Biliyorsunuz, bir tiyatro tartışması almış başını gidiyor. Önceki dönem Eş Genel Başkanımızın "Devran" adlı öykü kitabından sahneye uyarlanan, tiyatrosu yapılan eser Kenter Tiyatrosu'nda sergilendi. Aman tanrım! Ne oldu? Böyle, bir anda Türkiye'de temel konu hâline geldi. Demirtaş'ın tartışılması, büyük büyük siyasi değerlendirmeler, saldırılar, hedef göstermeler; garip bir tartışmadır almış başını gidiyor.

Ben arkadaşlarımızın kitaplarını getirdim. Evet, sizler rehin aldınız ama arkadaşlarımız içeride yan gelip yatmıyor; üretmeye, okumaya, insanlığa hak, adalet ve özgürlük mücadelesine katkı sunmaya devam ediyorlar. Sevgili Gültan Kışanak "Kürt Siyasetinin Mor Rengi" adında kadınlara çok önemli bir kitap hediye etti. Yine, Selahattin Demirtaş'ın "Devran" kitabı çok ciddi bir satışla rekorlar kırmaya devam ediyor. "Seher" Türkiye'de satış listesinde ilk 10'da, biraz sonra aldığı ödülleri de anlatacağım. Sevgili İdris Baluken'in "Üç Kırık Dal"ı şu anda zaten kitapçılarda, en son "Oko" çıktı. Bu kitapları okuyun, size öneriyorum, çok şey kazanacaksınız. Gerçi gizli gizli okumuşsunuzdur, bundan hiçbir kuşkum yok ama kitap okumak iyi bir şeydir diyorum.

Şimdi, Selahattin Demirtaş'ın yeni bir kitabı da çıkıyor, müjde veriyorum okuyucularına ve iktidara da söylüyorum: "Leylan" 22 Ocakta kitapçılarda, piyasaya sunuluyor. Peki, bir kitap nasıl basılıyor, nerede satılıyor? Bunu halkımız öğrensin, bu kitap üzerinden kıyamet koparanlara söylüyorum. Bir kere, bir kitabın bandrolü alınır ve bunu sonuçta Bakanlık veriyor. Satışa sunulması için bir sözleşme yapılması gerekiyor. Mesela, şu anda "Leylan" için 100 bin satışlı bir anlaşma yapılmış ve 22 Ocakta yayınlanacak. Yani kitabın yazarını sevmiyorsunuz diye, size her gün kötülüğünüzü hatırlatıyor diye, sizin haksızlığınızı yüzünüze vuruyor diye o kitabı yasaklayamazsınız.

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Kötü sensin, biz niye kötü olalım? Sensin kötü olan!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yani bu konuda, gerçekten dikkatle dinleyin.

Şimdi, biliyor musunuz 14 dile çevrildi Seher. Demirtaş, bu kitabıyla, "Seher" adlı kitabıyla Fransa'nın saygın Medicis Edebiyat Ödülleri'nde aday gösterildi. Eserin İngilizce tercümesi Uluslararası Yazarlar Birliği PEN International tarafından 2018 yılında Çeviri Ödülü'nü aldı. Ayrıca, Fransa'da Montluc Direniş ve Özgürlük Ödülü'ne layık görüldü ve bu ödüller artacak, bundan hiçbir kuşkunuz olmasın.

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Eminim, eminim! Eminiz, eminiz!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Şimdi, siz, Demirtaş'ı üç buçuk yıldır ve Kışanak'ı, Baluken'i, daha yüzlerce arkadaşımızı rehin aldınız, her türlü medya ambargosunu uyguluyorsunuz, sesleri dışarı çıkmasın diye her türlü hukuksuzluğu ve keyfîliği gerçekten yaşatıyorsunuz.

Bir kere, şu anda, zaten -defalarca bu kürsüden söyledik- Demirtaş ya da İdris Baluken ya da Sebahat Tuncel suç işlediği için cezaevinde değil, siyaset yaptıkları için rehinler. Niçin rehinler? Çünkü AKP'yi zorlayan bir siyaset yapıyorlar çünkü her geçen gün zayıflatıyorlar; iktidar partisi sandıkta yenemediği kişileri, partiyi hedef göstererek, kriminalize ederek kendilerince bir sonuç elde etmeye çalışıyor. Ama şunu söyleyeyim: Gerçekten kitaplardan korktuğunuzu fark ediyoruz. Demirtaş dışarıdayken her konuştuğunda ödünüz kopuyordu, düzeltmek için bin dereden su getiriyordunuz, şimdi kitapları, öyküleri tiyatroda sahnelenince bu sefer çıldırıyorsunuz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Yanılıyorsunuz...

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Sen öyle zannet!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yani korku aştı.

Size bir tavsiyem var: Gerçekten, konuşma önemlidir, bence Demirtaş'ı ve diğer rehin arkadaşlarımızı serbest bırakın.

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Kendini kandır!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Biliyorsunuz, yazıları, kitapları yüzyıllar boyunca herkes tarafından okunacak. Söz uçar ama yazı kalır. Onların yazmaya devam etmesiyle sizin iktidarınız gitgide daha çok zayıflayacak. Gerçekten, bunun adına ne diyelim bilmiyorum. Kıskançlık mı, çekememezlik mi yoksa zavallılık mı? Gerçekten zavallılık. Yani siyasetin böyle bir meselede bu kadar...

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Zavallı sensin, zavallısın, zavallı, zavallısın!

BAŞKAN - Sayın Eronat, lütfen...

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Birileri ha bire bağırıyor ama ciddiye almıyorum gerçekten -Oya Eronat- hiç ciddiye almıyorum.

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Biz seni çok ciddiye alıyoruz(!)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bir ödül daha aldı; SODEV Sayın Demirtaş'a İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü verdi. Evet, Demirtaş aman dilemiyor sizden, asla nedamet getirmiyor çünkü işlediği bir suç yok. Ama ne yapıyor? Barış, hak, adalet ve özgürlük mücadelesine dört duvar arasında da ısrarcı, tavizsiz bir şekilde devam ediyor. Siz onu yargıladığınızı sanıyorsunuz ama aslında yargılanan sizsiniz. Her gün mahkemelerde Figen Yüksekdağ da Selahattin Demirtaş da Gültan Kışanak da Sebahat Tuncel de sizi yargılıyor, konuşmalarıyla tarihe çok önemli notlar düşüyorlar.

Şimdi, Demirtaş'ın bu kitabı da diğer kitaplar da elden ele dolaşıyor ve hiçbir kitap taş duvarlar arasında kalmaz, hiçbir gerçek saklanamaz. Ayrıca, çok önemli bir katkı da yapıyor. Kıskanmanızı anlıyoruz. Müzik yapıyor, saz çalıyor, şarkı söylüyor, kitap yazıyor, resim çiziyor. Daha ne var? Şiir yazıyor.

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Sen neymişsin be abi!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Şimdi, bu yeteneklerin hiçbiri sizde yok.

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Bravo(!)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Sizin önünüzde bir kâğıt olmayınca okuyamıyorsunuz, "prompter"a bağlı bir hayat yaşıyorsunuz ama orada, dört duvar arasında da olsa daha özgür, daha mutlu ve kesinlikle halkla bağı çok daha güçlü arkadaşlarımızın. Yani bu konuda şans eseri, bununla ilgili...

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Eksik söyledin. "Bölücülük yapıyor." da de, "Bölücülük yapıyor." da de de tam olsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bir siz kalmıştınız, bir siz kalmıştınız sataşmayan.

FAHRETTİN YOKUŞ (Konya) - Evet, onu da ekle ki doğru olsun.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Evet, gerçekten, İçişleri Bakanına da bir çift sözüm var tabii ki. Bugün, akil insanlar İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya özür dileme çağrısında bulundular. Şimdi, bu ülkede yurttaşların güvenliğini sağlamak sorumluluğunda olan, birinci derecede görevi bu olan İçişleri Bakanı, çıkmış milyonlarca seveni olan Kadir İnanır'a "Kadir Efendi" diyor. Ben de Süleyman Efendi diyorum. Herkesin sana "Süleyman Efendi" deme hakkı doğdu artık. Siz, Kadir İnanır'a nasıl "Kadir Efendi" dersiniz ya? Gitmiş, tiyatro izlemiş. Niye rahatsız oldun? Gülistan Doku on bir gündür kayıp, sesini çıkarmıyorsun; her gün işkence yapılıyor diyoruz, konuşmuyorsun ama "Tiyatroya kim gitmiş?" diye konuşuyorsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Toparlıyorum.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Kâğıda bakma, kâğıda bakma!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Kâğıda bakmıyorum; gördüğünüz gibi, ben gayet rahat konuşuyorum.

Evet, Süleyman Efendi'den derhâl bir özür bekliyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Ona kim inanır!

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Sanat dünyasından, Kadir İnanır'dan, Selahattin Demirtaş'tan özür dilesin. Bir kere, o anlamıyor herhâlde sanattan. Sanat ile toplum arasındaki bağın farkında olsa bunu yapmazdı aslında. Bence, kendi ayağınıza kurşun sıkıyorsunuz. Başkasına gösterdiğiniz saygı oranında saygı görürsünüz diyorum.

Gerçekten, George Orwell'ın "1984" romanını hatırlamamak mümkün değil. Âdeta düşünce polisliği yapılıyor. Yani artık, etrafımızda bandrollü kitaplar satılıyor "Niye satıyorsunuz?" diyorlar. Ya, insanların beynine de mi polis koyacaksınız? İnsanlar üretmesin diye cezaevinde de her birinin başında -hayalet dünyasında George Orwell'ın dediği gibi- düşünce polisleri mi olacak? Vazgeçin bu sevdadan diyorum ve son olarak; Alman bir şair şunu demiş: "Bugün kitapları yakan yarın insanları yakar."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Siz anca insanları yakıyorsunuz, o ne olacak?

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Kitaplara ve insanlara düşman olmaktan vazgeçin. "Leylan"ı da almayı unutmayın tabii. (HDP sıralarından alkışlar)