GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:42
Tarih:14.01.2020

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, doğrusu, Grup Başkan Vekilimiz de açılışta söylemişti, Gülistan Doku... Gülistan Doku, genç bir kadın, Munzur Üniversitesinde öğrenci, resmi de bu, on gündür kayıp. Ve bugün bizden, partimizden bir heyet de Dersim'e gitti, öğrencilerle görüştü, ailesiyle bir araya geldi ve on gündür bir şehir ayakta. Özellikle öğrenci arkadaşları hemen hemen her gün Dersim'de yürüyüş yaparak, protesto eylemleri düzenleyerek "Bizim arkadaşımız nerede?" diyorlar, "Gülistan Doku nerede?" diyorlar. Olay ne peki? Değerli milletvekilleri, çocuk gelişimi bölümü 2'nci sınıf öğrencisi kendisi. En son Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Dinar Köprüsü yakınlarında görüldüğüne dair bir veri var elimizde. Şimdi, kritik bilgi de kendi erkek arkadaşı, Zaynal isimli bir şahıs. Bu çocuğun, Zaynal'ın babası emekli bir polis memuru, orada görev yapıyor, Rus asıllı. Onunla bir arkadaşlığı var, bunu ailesi de biliyor, zaten Zaynal'ın ailesi de biliyor bu arkadaşlığı ve erkek arkadaşı tarafından darbedilerek minibüse bindirildiğine dair de güçlü veriler var, iddialar var ve en son görüştüğü kişi de yine Zaynal isimli şahıs ama Zaynal gözaltında değil, gözetim altındaymış. Yani bütün veriler bu şahsı gösterdiği hâlde hâlâ gözaltı işlemi yapılmamış. Zaynal'ın ailesi, annesi, babası ve varsa yakınları Dersim'i terk etmiş, şu anda ilde değiller. Emniyet ve Valilik "Gerekli arama çalışmalarını yapıyoruz." diye yanılmıyorsam 1 defa -taradım- açıklama yapmış ama daha bugün polis arama çalışmalarına katılmış ve şu ana kadar... Yani gerçekten nasıl, bir genç kadın, Dersim gibi küçücük bir ilde kaybolabilir ve nasıl hiçbir veriye ulaşılamaz; sinyal bilgileri, telefon kayıtları gibi? Şunu da biliyoruz ki MOBESE kayıtlarıyla, iletişimin dinlenmesiyle yirmi dört saat hepimizin hayatı gözetim altında. Peki, genç kadın nasıl bulunamaz? Yani "cenazesi" demek istemiyorum -Allah korusun- umarım sağ olarak görülecek ve annesinin, ailesinin çığlıkları dinecek, bu acı bitecek ama şu ana kadar hiçbir veri elimizde değil.

Şunu söyleyeyim: Pazarda Cumhurbaşkanını eleştirdi diye kadın gözaltına alınıyor. Bir diş hekimi camdan geçen konvoya laf attı diye gözaltına alınıyor. Türkiye açık bir cezaevine dönüşmüş durumdayken üniversite öğrencisi genç bir kadının on gün bulunmamasını kabul etmiyoruz, edemeyiz ve biz de arkadaşlarıyla birlikte "Gülistan nerede?" demeye devam edeceğiz.

Bugün yeni bir gelişme oldu; bazı medya, basın yayın organlarına "Efendim, intihar notu bulundu." diye bir haber geçti; Milliyet ve Hürriyet'te okudum. Sonra, yapılan açıklamalar üzerine haber düzeltildi çünkü arkadaşları bu notun bir yıl önce yazılan bir şaka olduğunu ifade ettiler. Notu ben de okudum, diyor ki: "Ben gidiyorum, odamı temiz tutun, ölürsem bana 'Kirlisin.' demesinler." Buruşmuş bir kâğıt yani gerçekten bir şaka. Daha doğrusu, aramayı yapmayan akıl, Gülistan Doku'nun intihar ettiği bilgisini servisle olayı soruşturmaktan kurtulacağını düşünüyor. Ama gerçekten, kadınlara yönelik şiddet, taciz, tecavüz, kaybettirilme, kaybolma vakaları ilk değil maalesef, Gülistan da ilk değil. Ama şunu söyleyeyim: Bu bir kaybolma vakası değil, bu bir kaybettirme vakasıdır. Yani kaybolma vakasını bulmak ve bunun izini sürmek kesinlikle daha kolaydır. Yani her fırsatta Emniyetin olanaklarıyla övünen iktidarın bu konuda söz söylememesi de ayrıca dikkat çekicidir. Her konuda konuşan bir İçişleri Bakanı var Türkiye'de ama kendi görev alanında, Emniyetin sorumluluğunda olan bir meselede nedense dut yemiş bülbül gibi, bir açıklama yapmıyor ve biz "Gülistan Doku'yu bulun." diyoruz. Gülistan Doku'nun ailesi on gündür Dersim'de iki gözü iki çeşme ağlıyor ve kendi olanaklarıyla bile aramaya çalışıyor. Ama Gülistan'ı bulmak yerine onun bulunmasını isteyen protestocuları, öğrencileri gaz bombasıyla gazlamakta da bir beis görmüyorlar. Bu da aslında olayın vahametini ortaya koyuyor.

Değerli milletvekilleri, başka bir mesele Kemal Kurkut... Bu fotoğrafı gösterirken canım çok yanıyor, istemezdim bunu canlı yayında göstermeyi. Kemal Kurkut böyle vuruldu iki yıl önce, Diyarbakır Nevrozu'nda böyle vuruldu, yarı çıplak ve kameralar aynen bu görüntüyü video olarak aldı. Ne oldu biliyor musunuz? Bugün davası var, o yüzden söylüyorum, maalesef, tekrar, fail tutuklanmadı, -polis memuru- ismi belli, cismi belli, kimliği belli- ve ailenin başvuruları sonuçsuz kaldı.

Peki, Kemal Kurkut'a ne oldu biliyor musunuz? Bu görüntüler çıkınca Vali hemen bir açıklama yaptı -hatırlayacağım- "canlı bomba" şeklinde bir şey söyledi. Sonra görüntüler ortaya çıkınca, bunu çeken basın mensupları ortaya çıkınca Diyarbakır Valisi "Üzgünüm." diye açıklama yaptı. Yani bunlar kayıtlarda var, benim söylediklerim değil. Sonra ne oldu? Bu görüntü çeken medya mensuplarının görüntülerine el konuldu, videolarına el konuldu ama mecburen -sanık ismini söylemeyeyim, sonuçta kişilik hakları var- onun hakkında bir dava açıldı. Evet, sanık polis memuru yargılanıyor. Ve "canlı yayın" denilebilecek Diyarbakır Nevrozu'nda 21 Mart 2017'de öldürüldü. Gitar çalan, genç, hayat dolu, sadece bayram kutlamaya giden bir gençten söz ediyoruz ve üstünü de şey sebebiyle çıkarmış -oradakiler söylüyor- arama sırasında ikna olmayınca "Ben üstümü çıkarabilirim sanırım." demiş yani verilen, en azından benim aldığım bilgiler. Bugün sanırım 8'inci duruşmasıydı, yapıldı ve ne oluyor? "Peki, Kemal Kurkut'un failine ne yapıldı?" diyeceksiniz. Hiçbir şey yapılmadı, bu polis memuru tek bir gün tutuklanmadı ya. İnsan -yani hukukçu arkadaşlar çoktur milletvekili olarak- bilinçli taksir diye usulen bir tutuklar ya, hani istemedi ama öngörebilirdi, o silahı ateşlediğinde öngörebilirdi diye; bir fiil var ya da "Kastı yoksa bunu savunmalarıyla ispatlasın." denilebilir yargılamada. Buna ilişkin çok şey var.

Peki, dosyada ne delil var? Ulusal Kriminal Bürosunun hazırladığı ilk raporda kasten hedef alınarak bu öldürme işinin gerçekleştiği söyleniyor, resmî bilgi. Ve mahkeme -hiçbir çelişki yok bu raporda, hiçbir çelişki yok- tekrar 2'nci raporu istiyor, bu Ulusal Kriminal Büronun raporunu tekrar ATK'ye gönderiyor ve ATK bu sefer diyor ki: "Seken kurşunla ölmüş." Tekrar gönderiyorlar, yedi ay sonra tekrar bugün rapor geliyor ve "Seken kurşunla öldürüldü." diyorlar. Adli Tıp Kurumu iktidarın bir kuruluşu olmaya devam ediyor; Adli Tıp Kurumu asla bilimsel, hukuka uygun verilerle hareket eden bir kurum özelliğini taşımıyor. İşte, faili polis olan meselelerde kesinlikle faili koruyan, devleti koruyan, vatandaşı suçlu ilan eden -suçun cezasız kalması için- benzer raporları birçok dava dosyasında hazırladığını biliyoruz. Evet, gerçekten bu bir yargısız infazdır. Kemal Kurkut'u öldüren polis yargısız bir şekilde bu infazı yapmıştır. Üç ay açığa alındığına dair bilgiler var ama bugün polis memuru hâlâ polislik vazifesini devam ettiriyor. Bir "tweet" attı diye insanlar cezaevinde, düşüncelerini açıkladı diye insanlar hapiste ama gencecik bir çocuğu öldüren eğer kolluk görevlisiyse maalesef elini kolunu sallayarak gidip görevine devam ediyor.

Son olarak, yineliyorum: Kemal Kurkut'un faillerini korumaktan vazgeçin ve Gülistan Doku'yu bir an önce bulun. Gülistan Doku hepimizin kızı, kardeşi, bir yakını olabilirdi. Gülistan Doku'ya ve kadınlara sahip çıkalım.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)