GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:40
Tarih:21.12.2019

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geneli üzerinde milletvekilimiz ayrıntılı açıklamaları yaptı. Ben de bölüm üzerine ve kamuoyunda en çok tartışılan ve gerçekten hukuk devletinden uzaklaşma anlamını çok aşan bir maddeye dair görüşlerimizi öncelikle ifade etmek istiyorum.

Güvenlik soruşturması, bir OHAL çıktısı -biliyoruz bunu- ve yıllarca Türkiye'de en çok tartışılan, asla hukuk devleti ilkesiyle, demokrasiyle bağdaşmayan bir uygulama. Bir kere, her şeyden önce, vatandaşların kendi siyasal düşüncelerine göre, bakış açılarına göre ayrıştırılmasıdır yani temel anlamda bir ayrımcılıktır ve tabii ki bir fişleme hâlidir. Yani ben şunu söylemek istiyorum: Kamu görevine giriş sırasında nelerin gerekli olduğu, hangi aşamalardan geçilmesi gerektiği zaten yasalarda ve Anayasa'da açıkça, tartışmasız bir şekilde ortaya konmuştur. Örneğin, genel ve özel şartlar olarak 3 maddeyi sadece hatırlatmak isterim:

1) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olacak.

2) 18 yaşını doldurmuş olacak.

3) En az ortaokul mezunu olacak ve kamu haklarından mahrum olmayacak.

Şimdi, bu vasıfları taşıyan herkes -halk deyimiyle- memur olabilir. Yani bunun dışında ekstra bir şart getirmek, bizim Anayasa'nın temel ilkelerine aykırıdır. Maddelerin ayrıntılarına girmeyeceğim çünkü Plan ve Bütçe Komisyonunda çok ayrıntılı bir şekilde bunları ifade ettik. Bunun dışında bir şart, hele hele güvenlik soruşturması gibi subjektif, asla objektif ölçülere dayanmayan bir şart koymak hukuk devleti olduğumuz iddiasından vazgeçmek anlamına geliyor. Kamu görevine giriş herkesin hakkıdır. İktidara yakınlık, uzaklık bunun bir ölçüsü olamaz ve iktidarda hangi parti olursa olsun -demokrasinin temellerinden biri- seçildikten sonra herkesin iktidarıdır, herkesin Cumhurbaşkanıdır ve bu sistem tartışmalarında da bunu sıklıkla tartışıyoruz zaten. Yani şimdi iktidar partili olmayan biri eğitim hakkından yararlanamıyor mu ya da gidip hastanede tedavi olamıyor mu? Tersten, neden doktor olmasın, neden öğretmen olmasın? Yani çok genel itibarıyla, bu düzenlemenin iler tutar bir yanı yoktur, hiçbir yere yerleştirilemez. Gerçekten çok sayıda belge var elimizde OHAL döneminden kalan.

Bir yazı geliyor, şu cümle var: "Atama şartlarını taşımadığınız anlaşıldığından talebiniz kabul edilmemiştir." Kişi, ne olduğunu bile bilmiyor; niye atanamadığını da bilmiyor çünkü ona bir bilgi gitmiyor. Benim telefonumda kayıtlı, getirmedim ama şöyle veriler var elimizde -bir hemşire getirmişti bana Siirt'te- diyor ki: "Şunun kardeşi, şunun eşi, şu da babası olduğundan dolayı -direkt metne yazılmış- sizin talebiniz kabul edilmemiştir." İhraç edilmiş yakını, o bile kendisine gerekçe yapılmış ve atanmamış.

Bu nedenle bu konuya ilişkin son olarak şunu söylemek istiyorum: İktidarın tek seçeneği var, demokrasi ve hukuk limanına yanaşmak -aksi hâlde kaçak yapı diken müteahhidin yaptığı gibi kurulan bina da yıkılmaya mahkûmdur- çünkü demokrasi ve hukuk limanından uzaklaştıkça kaybeden herkes olacak, Türkiye olacak, 82 milyon olacak.

Değerli milletvekilleri, çok önemli bir bilgi paylaşmak istiyorum İstanbul il örgütümüze yönelik tutumla ilgili. Kamuoyuna çok yansıdı, bilmiyorum dikkatinizi çekti mi? Son bir iki aydır, özellikle yeni il yönetimimiz seçildikten sonra, karanlık bazı tipler il yöneticilerimizi ve partililerimizi kaçırıp ya da zorla davet edip ya da evinin önüne gidip tehdit ediyor. Mesela, ben bir kadınla ilgili söyleyeceğim: Kadın evli; eşi var, çocuğu var -eşi cezaevindeymiş, şimdi tahliye olmuş- karakola çağrılmış, ayrı bir odada oturtulmuş. "Biz istihbarattanız." demişler -yani bunların hepsinin delilleri var elimizde, Sayın Bostancı'ya bilahare de sunabilirim Grup Başkanı olarak- ve "Eşini bırakabiliriz. Bak, çocuğun şu okulda okuyor; bunu biliyoruz ha, tanıyoruz çocuğunu." gibi sözler ve benim söylemek istemediğim ama söylemek zorunda olduğum -bunları not almışım, tırnak içinde söylüyorum- "Güzel kadınsın, beraber yemeğe gidebiliriz." gibi tacize varacak kadar bir uygulama yaşamış bir kadın İnsan Hakları Derneğinde açıklama yaptı İstanbul'da.

Yine Küçükçekmece'de zorla dükkânının önünden alınan bir yöneticimiz var -plaka da yokmuş, plakanın fotoğrafını çekmeye çalışmışlar- ve şöyle diyorlar: Ekonomik teklifler yapılmış "Daha rahat edersin, çocuğunu işe alırız." gibi. Bunlar resmî polisler değil, hani böyle fiilen bu uygulamayı yapıyorlar.

Mesela, başka biri karakola davet edilmiş, gitmiş gerçekten. Denilmiş ki -bu, Diyarbakır'a götürmeyle ilgili- "Senin çocuğun örgütte, biliyoruz. Eğer gelirsen Diyarbakır il binasının önüne, işte, şu şu şeyleri sağlarız." diye bir de ailelere -5 aileyle ben bizzat İstanbul'da görüştüm geçen hafta- bu teklifler de yapılmış.

Şimdi, yani burada şunu söylemek istiyorum açıkçası: Bu yöntemler 90'lı yılların farklı bir versiyonudur. 90'lı yıllarda ben Diyarbakır'da avukatlık yaptığımda maalesef her gün faili meçhul cinayetlerle, kaçırmalarla, kayıplarla uğraşıyorduk İnsan Hakları Derneğinde ve karanlık bir dönem olarak da kalmaya devam ediyor. Bu dönemde zaten legal anlamda -bunlar legal değil, bunlar illegal- tutuklamalar, saldırılar, tehditler var, zaten bunları her gün burada söylüyoruz ama bu, başka bir şey. Yani "Polis değilim, istihbarattanım, kimlik vermiyorum ama işte sana şöyle yaparım." "Çocuğun şu dershanede." kadına "Eşini serbest bırakırım." ya da "Beraber yemeğe gidelim." ya da "Gel, Diyarbakır il binasının önünde otur." gibi teklifler artık bu işin tarif edilemez bir boyutudur. Gerçekten bunun üzerinde önemle durulmasını ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin bunu soruşturmasını istiyoruz. Suç duyuruları yapılıyor, basına açıklamalar da yapıldı il örgütümüz tarafından. Yani bunun artık... Türkiye'de zaten hukuk güvenliği yok, hiç kimse güvende değil ve hukukun en temel ölçüsü, herkesin kendini güvende hissetmesidir. Biz, hepimiz, vasfımızı, sorumluluğumuzu, yetkilerimizi, haklarımızı ve görevlerimizi hukuktan alırız. Eğer hukuk devre dışı kalırsa bu yapılan çeteciliktir. Yani plakasız araçla gidip, il yöneticisini bir yere götürüp, uzağa götürüp tehdit etmek ya da farklı bir şekilde şantaj yapmak artık güvenliğin zaten ortadan kalktığı anlamına geliyor. Bunu önemle, özellikle iktidardaki partiye -hani, takipleri açısından- ifade etmek istiyorum ve suç duyurularımızı biz de takip edeceğiz.

Başka bir mesele: Değerli milletvekilleri, Selçuk Mızraklı'yı biliyorsunuz, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız; şu anda Kayseri'de. Onu örnek olarak veriyorum. Bizim tutuklanan bütün belediye eş başkanlarımızın kesinlikle suçu, ceza gerektiren bir fiili olmadığını ilk elden söyleyeyim. Bunun tek örneğini vereyim; Kulp Belediyesi Eş Başkanlarımız serbest kaldılar. Kayyum atandı; bombayla ilişkilendirdiler. Bu dönemin savcısının ve hâkiminin bile demek ki vicdanı kabul etmedi ve tahliye kararı verdi mahkeme. Şimdi o manşetlerde "Kulp bombasını HDP attı." diyen gazete ne yapıyor bilmiyorum, ona ilişkin de takip yapacağız.

Başka bir boyutu var; tutuklamayı asla kabul etmiyoruz ama başka cezaevlerine götürüldüler ve şu elimdeki bir tensip zaptı arkadaşlar. Selçuk Mızraklı'nın 25 Aralıkta Diyarbakır'da duruşması var, kendisi mahkemeye çıkmak istemiş, "Ben çıkıp mahkeme karşısında konuşmak istiyorum." demiş ama mahkeme -gerekçe uzun ama- asıl şu gerekçeyle "Cezaevi aracıyla esas mahkemeye nakillerde kaza" "açıklanan nedenlerle" "terör gibi nedenlerle SEGBİS aracılığıyla beyanının tespitine..."

Şimdi, burada ilgili Adalet Bakanı da yok, kimse de yok ama size söylüyorum: Ya, el insaf yani ne diyeyim! Siz, elleri kelepçeli, on iki saat yolculuk yaptırırken kaza riski yoktu, bu riskler yoktu ya da Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak Kandıra'ya götürülürken bu risk yoktu; Kayseri'ye her hafta aileleri gitmek zorunda, böyle bir kaza riski yok; Diyarbakır'da oturuyorlar, Demirtaş'ın ailesi, geçen hafta, hepsi ölümden döndü, 4'ü ameliyat edildi, bunun hiçbir tartışması yok ama bir Büyükşehir Belediye Başkanı, 500 bin oy alan bir Belediye Başkanı mahkemeye gidemiyor, savunmasını bile yapamıyor. Bunun artık, gerçekten, adalet açısından, hukuk devleti açısından, adil yargılama açısından tartışılacak hiçbir boyutu kalmamıştır yani tutuklamak da yetmiyor, kayyum atamak da yetmiyor, farklı, uzaktaki cezaevlerine göndermek, oradan mahkemeye çıkarmamak, ailelerini her hafta binlerce kilometre -binlerce kilometre diyorum- yol yapmak zorunda bırakmak ve o kaza riskini düşünmeyen devlet aygıtı ya da iktidar "Efendim, duruşmaya götürürsek kaza yapabilir." diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yani bu kadar canını düşünüyorlarsa bu belediye başkanlarımızın... Onların zaten hiçbirinin suçla ilgisi yok ki, tek suçları var -dün de yazdım sosyal medyada- belediye başkanı seçilmek. Şu anda, dün de Filiz Buluttekin, Sur Belediyesi Eş Başkanımız... Çok yakından tanıyorum, tabii, Diyarbakır İl Eş Başkanımızdı daha önce; soruşturması bile yok. Bu dönem yeni bir suç tipi üretildi; HDP'den belediye başkanı seçilmek. Meclis üyesi seçilmek. Bunun haricinde ortada bir suç ve fiil yok.

Bu tensip zaptına da cevap verilmesini ve Selçuk Mızraklı'nın duruşmaya çıkarılmasını, kaza yapmaması için de lütfen, gerekli tedbirlerin alınmasını istiyoruz. Bu, onların görevidir; onları Kayseri'ye götüren akıl, onu mahkeme karşısına da çıkarmak sorumluluğundadır diyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)