GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükûmeti Arasında Güvenlik ve Askerî İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:40
Tarih:21.12.2019

CHP GRUBU ADINA AHMET HALUK KOÇ (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan mutabakat metninin 1'inci maddesi üzerinde grubum ve şahsım adına söz aldım, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Daha önce Libya'yla ilgili -"ikiz anlaşma" diyeceğim- deniz sınırlarını yetkilendirme mutabakat muhtırasıyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış ve o mutabakat metnine niye olumlu oy vereceğimizi ifade etmiştim. Burada hatipleri dinledim. Konu, inanın, siyasetin demagojik özelliklerinin kullanılmaması gereken bir konu. Efendim "Şöyleydi, böyleydi... Biz oraya gittik; işte, Mustafa Kemal Atatürk'ün Libya'da ruhu esiyor. Türkiye orada yalnız mı kalacak, etkisiz mi kalacak? Amerika orada, Rusya orada, biz niye olmayalım?" Bunun dışına çıkarak bazı değerlendirmeler yapmamız gerekiyor.

Özellikle her birinizin samimiyetine inanan bir kardeşiniz olarak paylaşmak istediğim şu husus çok önemli: Yani sizler Türkiye'yi bizden daha çok seviyorsunuz, biz daha az seviyoruz; sizler Türkiye'nin çıkarlarını bizden çok daha iyi düşünüyorsunuz "bizim bu konuda eksiklerimiz var" gibi bir düşünce, duygu içindeyseniz burada yanılıyorsunuz. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum. Burada, bakın, bu deniz sınırlarıyla ilgili olan mutabakat metninde, sırasında da söylemiştim...

Şimdi, her türlü cevval sözleri söylüyorsunuz, bizim sormamız gereken -demagoji yapmayacağım- tek soru var: 2004 yılından itibaren Doğu Akdeniz'de, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi AB'ye girdikten sonra, Yunanistan'la beraber ikili bir güç olarak üçüncü ülkeleri yanlarını alıp münhasır ekonomik bölgeler ilan ederken sizler, bizler ne yapıyorduk? (CHP sıralarından alkışlar) Evet, ne yapıyorduk? İsrail, Ürdün, Mısır üçüncü partner olarak buralara girerken, hatta şu anda bize müttefik olarak gözüken Katar'ın gaz şirketleri dahi oluşan ekonomik anlaşmalarda yerini alırken, Filistin yönetimi buralarda pay alırken bizler ne yapıyorduk? Libya'yla ilgili ne dedik? Libya'yla ilgili -Libya'nın anatomisine, siyasi anatomisine girmeyeceğim, söylendi, çok anlatıldı- "Bizim attığımız adım -uluslararası hukuktan kaynaklanan Türkiye'nin tezleri- bu kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgeler bakımından doğrudur -deniz hukuku ticaretine göre taraf olmasak da- fakat gecikmiş bir adımdır." dedik. Hatırlıyorsunuz "Libya'yla yapılan ilk anlaşma doğrudur, gecikmiş bir adımdır ama dikkatinizi şu hususlara çekiyoruz: Çok kaygan, kırılgan bir yapıyla biz bunu imzalıyoruz." dedik. O kaygan, kırılgan yapıyı ifade etmek istemiyorum. Birçok konuşmacı, bilhassa daha önce diplomatik görevde bulunan, hem İYİ PARTİ'den hem Cumhuriyet Halk Partisinden hem diğer partilerden arkadaşlarımız, hatipler açıkladılar. Yani Kaddafi sonrasında Libya'da Trablus Hükûmeti, mutabakat hükûmeti ve Tobruk'taki Temsilciler Meclisi nasıl oluştu, hangi süreçlerden geçti, Birleşmiş Milletlerde resmî muhatap olarak tanınmasına rağmen Tobruk'taki Temsilciler Meclisi onayı olmadan bir uluslararası anlaşmanın vücuda gelmesinin sıkıntılarını anlattılar arkadaşlarımız.

Bazı konuşmacıları dinledim, inanın üzüldüm de. Biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de gecikmiş olan hak arama gayretlerinin sonuna kadar yanındayız. (CHP sıralarından alkışlar) Sonuna kadar yanındayız ve bu konuda size ağır eleştirilerimiz var, geç kaldınız. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yaşayan soydaşlarımızın haklarını savunuyorsunuz. O haklar savunulurken -o zaman da söylemiştim- Rauf Denktaş'ın burada nasıl itibarsızlaştırıldığına da tanık olan bir milletvekiliyim. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, suçlayacaksınız, günlük siyasetle birtakım faturalar çıkarmaya çalışacaksınız ama yakın dönemde yaptığınız hatalar size hatırlatılınca lütfen ders alın. Niye Libya'da bu Askerî İşbirliği Anlaşması'na karşıyız? Libya'nın siyasi anatomisine girmiyorum, söyledim, Libya'daki sıkıntılı kaygan durumu söyledim, Libya'daki bloklaşmayı söyledim. Berlin, Napoli konferanslarında -Sayın Fuat Oktay burada konuştu ama- Türkiye'nin Napoli'deki konferansa alınmadığını söyledim.

EMRULAH İŞLER (Ankara) - Öyle bir şey yok ya!

AHMET HALUK KOÇ (Devamla) - Ben söyledim, kalkar siz ifade edersiniz. Ben sizi dinledim, hiç ağzımı da açmadım. Mustafa Kemal Atatürk'ten esinlendiğinizi söylemiştiniz. İnşallah, geçerli bir kavram olarak bundan sonraki hayatınıza da Mustafa Kemal Atatürk yön verir, inşallah. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakın, o gün söylediğim sözlerden bir tanesini daha söyleyeceğim: Dünyanın önünde, ta Kamboçya'dan başlayan, Suriye'ye kadar uzanan, Küba dâhil, değişik süreçler, iç savaşlar tarihi var; daha Çin'i, Güney Afrika'yı söylemedim. Bu iç savaşlar, bir defa çok uzun süren savaşlardır çünkü bir ülkede iç savaş çıktığı zaman -Allah Türkiye'yi korusun- mutlaka vekâleten bu savaşa müdahil olan taraflar vardır. Değerli arkadaşlarım, iç savaşlar, dünyada hiçbir konvansiyonla sınırlanmayan, hiçbir uluslararası anlaşmayla bir ahlak getirilmeyen, en acımasız, en kuralsız, en gaddar, kardeşin kardeşi, komşunun komşuyu öldürdüğü, öldürebildiği, sabah selam verenin akşam düşman olduğu savaşlardır. Böylesi bir Libya yakın dönemine tanık oluyoruz.

Suriye'de hata yaptık. "Hata yapmadık." diyeniniz varsa çok katı bir ideolojik pencereden bakıyordur. Türkiye daha hâlâ, bugün, Suriye'de, Suriye iç savaşına taraf olmanın siyasi, ekonomik, insani, sosyal, kültürel, demografik bedelini ödemedi, ödeyemiyor; fatura önümüzde.

Şimdi, Libya; Mustafa Kemal Atatürk de gitmişti, Enver Paşa da gitmişti. Doğru, o zamanlar Osmanlı toprağıydı; Osmanlı toprağıydı, vatandı. O vatan şu anda bizim elimizde değil. Biz, kendi vatanımıza dönük tehditlere karşı atacağımız her adımda, bir millî mutabakat çerçevesi içinde her zaman hazırız ama Libya'daki iç savaşa Türkiye'nin ulusal çıkarları dışında, bazı ideolojik koşullanmalarla taraf olmasının getirebileceği faturaları takdirlerinize sunmak istiyorum. Suriye örneğini lütfen unutmayın. İç savaşların süresini söyledim, acımasızlığını söyledim. Daha sonrasında, uzun yıllar kalan, milletler arasındaki, ülkeler arasındaki düşmanlığı, hasedi söyledim. Türkiye'yi böyle bir faturanın içine sokmayın.

Bakın, "kırılgan yapı" dedik. Trablus Millî Mutabakat Hükûmeti Birleşmiş Milletlerce, evet, tanınan bir hükûmet. Libya'daki iç savaş farklı şekilde sonuçlandı, süreç aktı geldi ve Libya'da bir yönetim değişikliği oldu. O zaman, buradaki bu hamasi sözler, bu iddialar havada mı kalacak? Biz vaz mı geçeceğiz Doğu Akdeniz'deki iddiamızdan, attığımız gecikmiş adımların doğruluğundan vaz mı geçeceğiz? Söylemek istediğimiz bu.

Bir yapı değişikliğinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Rusya ve Amerika'nın önderliğinde kimi tanıyacak? Yeni yapıyı tanıyacak. Böyle bir denge var Libya'da, bunu anlatmaya çalışıyoruz. "Efendim, siz ona karşısınız, buna bilmem nesiniz." Böyle bir şey yok. Libya'dan uzak duralım değerli arkadaşlar, Libya'dan uzak duralım. Bu "uzak durma" lafı Türkiye'nin menfaatlerini orada gözetmeyelim anlamında değil, buradan demagoji yapmayın, bunu ifade etmeye çalışıyorum.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) - Uzak durarak nasıl anlaşma imzalayacağız o zaman Sayın Hatip? Lütfen...

AHMET HALUK KOÇ (Devamla) - Sayın hatibin herhâlde kişisel bir söz hakkı da var Sayın Başkan. Talep ederse Grup Başkan Vekili, benim sözümü kesmek yerine kürsüyü kullanabilir. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakın, anlaşılabilir bir şekilde huzurlarınıza şu cümleleri bir kere daha getiriyorum: Burada Türkiye'nin, çıkarları doğrultusunda Akdeniz'deki enerji ve saha genişletme yarışına katılması oldukça normal bir durumdur, doğrudur; uluslararası deniz hukukuna göre de Türkiye'nin haklı tezlerindendir. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin hiçbir kuşkusu yok; atılacak her adımda, Türkiye'yle beraber, getireceğiniz her noktada biz olumluyuz. Ancak tabii, bunu neyle mukayese edeceğiz? Tıpkı Yunanistan gibi, tıpkı Mısır gibi, onlar ne adım atıyorsa Türkiye'nin de bu hakkını kullanması kadar doğal bir şey yoktur ancak henüz sahada şartların belirginleşmediği iki hükümetli, iki ordulu karışık bir Libya iç siyaset ortamında, Türkiye, ucu açık bu anlaşmayla -anlaşma mutabakat filan da değil, bu açıkça bir tezkeredir- tekrar Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayını almadan oraya -değişik hatipler söylediler- "sivil" tarifi altında muharip unsurlar gönderebilir. Bu yanlıştır. Bunu huzurlarınızda samimi bir şekilde paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu anlaşmanın geleceği Libya'daki iç savaşın galibine bağlıdır. Size bir cümle daha: Bu anlaşmanın geleceği Libya'daki iç savaşın galibine bağlıdır. O zaman stratejik davranmakta... Çünkü uluslararası politika ve diplomasi, her ne kadar kendi mesleğim değilse de, ulusların çıkarlarına dayanır, bir dönem vekâlet alan siyasi yapıların kendi ideolojik beklentilerine göre şekillenmez, aradaki fark budur.

Burada değişik laf atmalar da oldu. Bilmiyorum, siyaset zaman zaman tabii ki bulunduğunuz siyasi kimliğin ya da siyasi yapının gerektirdiği davranışları, sözleri sizden konuşmacı olarak oraya temsilen çıktığınızda ister, doğalı budur ama defterin bir kenarına da insan hatıralarını yazar herhâlde. Sizlerde bilmiyorum böyle bir tarihsel not tutma alışkanlığı olanlar var mı? Bilhassa Sayın Bozkır Avrupa Birliği Bakanıyken, ben de parti sözcüsüyken böyle bir tartışmamız olmuştu ama hep bir nezaket içerisinde olmuştur o tartışmalar. Sayın Bozkır'a o zaman söylemiştim: "Şimdi AK PARTİ Hükûmetinin bir bakanı olarak bunları söylüyorsunuz Sayın Bozkır, ama ben sizi tanıyorum, diplomasiden de tanıyorum, meslekten de tanıyorum. Mutlaka bu söylediklerinizi bir not alıyorsunuz, daha sonra siyaseti bıraktığınızda, hatıralar yazdığınızda itiraflar bölümünde herhâlde söyledikleriniz yer alır." demiştim.

Efendim, saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)