| Konu: | 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 38 |
| Tarih: | 19.12.2019 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, maalesef, her günümüz anma günü, neredeyse üç yüz altmış beş günün yarısı katliamları, ölümleri, ağır insan hakları ihlallerini kınamakla geçiyor; bugün de çok önemli üç yıl dönümü var: Birincisi, 19 Aralık "Hayata Dönüş" adı verilen ama katliamın, cezaevlerine yönelik operasyonun katliamının yıl dönümü. Dünyada herhâlde katliamı "hayata dönüş" olarak nitelendiren başka bir ülke yoktur.
O dönemde, savunma olarak "Cezaevlerine giremiyoruz, sayım yapamıyoruz ve arama yapamıyoruz." şeklinde beyanlar vardı; rutin, hâlâ devam ediyor ve "İçeride silahlar bulundu." deniliyordu; bunların hepsi yalan çünkü içeride hiçbir silah bulunmadı. Şu anda İzmir Milletvekilimiz olan Murat Çepni o dönemde Ümraniye Cezaevindeydi ve kendisinden de bire bir aldığım bilgiye göre, günde 2 defa sayım yapılıyor ve haftada rutin aramalar yapılıyordu.
Evet, 30 kişi vurularak, yanarak çok ağır şekilde katledildi ve Hikmet Sami Türk'ün o zaman söylediği şu cümlesi hâlâ kulaklarımızda: "Daha fazla kayıp bekliyorduk." Ne oldu? Tabii ki zaman aşımı ve benzeri sebeplerle cezasızlıkla devam etti ve 19-22 Aralıkta, 22 ayrı cezaevinde yaşananlar gerçekten bugün de hâlâ acısını, sızısını hissettiriyor. Ben, yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum ve onları asla unutmayacağımızı söylemek istiyorum.
Tabii "cezaevleri" demişken 24 Eylül 2006 tarihinde 10 tutuklu ve hükümlünün Diyarbakır E Tipi Cezaevinde hunharca katledilmesini de hatırlatmak istiyorum. O davanın avukatlığını yaptım yirmi yıl. Yirmi üç yıl devam etti dava ve geçenlerde -tarihi de vereyim- 23 Mayıs 2019 tarihinde polisler, gardiyanlar, cezaevi doktoru ve cezaevi müdürleri beraat ettirildi. Hâlbuki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi -astronomik bir rakam- 798 bin euroya hükmetmişti ve Türkiye'yi mahkûm etmişti. Evet, bugün hâlâ cezaevlerinde bu uygulamaların devam etmemesi için alınması gereken önlemleri birazdan söyleyeceğim Sayın Adalet Bakanı buradayken.
Diğer bir mesele Maraş katliamı. "Maraş katliamı" denince doğrusu benim hafızamdan hiç silinmeyen bir cümle var. Alevi bir kadın eşine şöyle sesleniyor: "Beni sen öldür, onların eline bırakma." Evet, acıyı bugün de ağır bir şekilde hissediyoruz. Resmî rakamlara göre 111 kişi ama tanıkların verdiği beyanlara göre morgda 1.306 cesedi gördüklerini söylediği bir katliam. O gün insanlık öldü aslında. İnsanların yakıldığı, parçalandığı, hunharca katledildiği Maraş katliamı beş gün devam etti ve çocukların -söylerken de üzülerek söyleyeceğim- bacaklarının ve kollarının kesildiğinin, kazanlarda yakıldığının şu anda bile basında yaygınca geçtiği bir katliamdır Maraş katliamı. İnsanlar Alevi olduğu için, solcu olduğu için öldürüldü, iş yerleri yakıldı ve bugün de maalesef, aynı yöntemlerle Alevilerin evleri işaretleniyor, tehdit ediliyor ve inançları tanınmıyor.
Tabii ki katliamlar birbirini takip eder. Bir katliam aydınlatılmadığında yeni katliamlara davetiye çıkarılır. Maraş katliamı aydınlatılmış olsaydı Ankara'nın göbeğinde 102 kişi 10 Ekimde katledilmeyecekti ya da Roboski'de insanlar bombalarla -Türk savaş uçaklarına ait bombalarla- öldürülmeyecekti ya da Suruç'ta gençler öldürülmeyecekti. Bu nedenle, cezasızlık bu katliamlara maalesef davetiye çıkarmaktadır. Ben, Maraş katliamında da yaşamını yitirenleri saygıyla anıyorum ve Alevi yurttaşların inançlarının mutlak surette kabul edilmesi ve bu ayrımcılığa son verilmesi çağrısını yapıyorum.
Taybet İnan... Çok sıklıkla duyarsınız bizden. Bugün, onun da ölüm yıl dönümü. "70 yaşında bir kadının cenazesi, Silopi'de yedi gün bekletildi." diye konuşmalarımızdan bilirsiniz. Geçen hafta bir gelişme oldu; İçişleri Bakanlığı, dava dosyasına bir savunma gönderdi ve "kaçınılmaz son" diye bir değerlendirme yapmış. Mahkeme de Taybet İnan için "PKK sempatizanı" demiş, hiç tesadüf değil tabii ki. Kızı Hezne İnan da vahşet bodrumlarında, 177 kişinin öldürüldüğü bodrumlarda yaşamını yitirdi; anne-kız birlikte öldüler ve İçişleri Bakanlığının tam olarak savunması şu, diyor ki: "Taybet İnan ve yakınlarının hayatlarını korumaya yönelik kaçınılmaz tedbirlerin sonucu öldü." Roboski'de bizzat savaş uçaklarıyla, emir-komuta zincirleri içinde işlenen bir katliama mahkeme "kaçınılmaz hata" diye karar verdi; Taybet İnan dosyasında da "kaçınılmaz son" diyor. Bunun hukukla, bunun yargıyla, yargı kararıyla hiçbir ilgisi yoktur. Burada ölenin kimliği, öldürenin kimliğidir ayırt edici olan ve devlete göre, ölen herkes örgüt üyesi ve çatışmada ölmüş; bunu da yanına yazıyorlar mutlaka. Taybet İnan 70 yaşında olduğu için... 70 yaşında da olsa 7 yaşında da olsa mahkeme savunmalarında bunu diyorlar, bunu bulamazlarsa "Örgüt öldürmüş." diyorlar.
İşte, ben bu gerekçeleri size bir kez daha hatırlatıyorum ve Taybet İnan'ın, kızının ve o bodrumlarda yanan herkesin mücadelesinin; daha doğrusu, cezasızlıkla bitirilmeye çalışılan dosyalarının takipçisi olacağımızı, yeni katliamlara izin vermemek için sizlerin de bunu yapmanız gerektiği çağrısını yapmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, anmalar bitti, konuşma sürem de bitti ama başka bir mesele var; Sayın Adalet Bakanı demin çok önemli bir şey dedi "Yargı, yürütme ve yasama; kuvvetler ayrılığı var." dedi. Gerçekten konuşmasının altına imza atıyorum Sayın Adalet Bakanının; olması gereken tabii ki kuvvetler ayrılığıdır, tabii ki yargının kararlarına hiç kimsenin müdahale etmemesidir, tümüyle tarafsız ve bağımsız olmasıdır. Milletvekilimizin, Efe Tektekin'e ilişkin sorduğu soruya yanıtta bunu söyledi.
Efe Tektekin, Diyarbakır'da TOMA'nın çarpması sonucu 6 yaşında ölen bir çocuk. Dedesi de bir yıl önce TOMA çarpması sonucu ölmüştü. Adli tıp raporunda Efe Tektekin kusurlu bulunmuş. 6 yaşındaki çocuk gidip panzere çarpmış ve ölmüş! Yani bu kadar büyük bir insafsızlıkla, vicdansızlıkla karşı karşıyayız.
Sayın Adalet Bakanına şunu söylemek istiyorum: Keşke, Cumhurbaşkanı, Demirtaş için, Yüksekdağ için "Onları bırakamayız." dediğinde müdahale etseydiniz, keşke "Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz." dediğinde "Aman durun, yargı tarafsız ve bağımsızdır." diye müdahale etseydiniz. Eğer sözlerinizin arkasındaysanız, lütfen, Cumhurbaşkanının yargı üzerindeki talimatlarını durdurun ve Adalet Bakanı olarak görevlerinizi yapın demek istiyorum.
Son olarak, yasak yayın meselesi. Değerli milletvekilleri, cezaevlerine Kürt medyası ve sol medyası, muhalif medya alınmıyor, altını çizerek söylüyorum. O kadar absürt bir karar çıktı ki bununla biraz duyuldu; önceki dönem Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş'ın Evrensel'e verdiği röportajı, kendisinin devlet karşıtlığını artıracağı gerekçesiyle verilmemiş. Sevgili Selahattin Demirtaş kendi röportajını okuyup herhâlde devlet karşıtı olacakmış. Bu kadar da komik gerekçelerle yayınlar verilmiyor. Yeni Yaşam gazetesi, Azadiya Welat ve benzeri yayınlar verilmiyor, sadece yandaş televizyonlar izlenebiliyor. TRT2 bile yasaktı. Silivri ve Bakırköy'e gittiğimizde birçok not aldık; sadece, aynı haberi, Yeni Şafak yaparsa içeri gerebilir ama Yeni Yaşam yaparsa cezaevinin içine alınmaz. Sayın Adalet Bakanına bu keyfiliği durdurmaları için bu konuda da önemle bilgi vermek istiyorum. Gerçekten, bu, artık şöyle bir mesele: İktidar dışarıda hepimize, 82 milyona öyle bir propaganda yapıyor ki cezaevlerine girdiğinde de yapıyor bu propagandayı. Hepimiz gerçekten iktidar zehirlenmesi geçireceğiz. Gece-gündüz iktidarın propagandalarını dinliyoruz ve buna "Artık yeter!" diyoruz, farklı görüşler de izlenebilsin.
Sayın milletvekilleri, yarın bütçe bitiyor. Çok şey söylendi, çok şey konuştuk ama maalesef, bu, bütçede halkın olmadığı gerçeğini, işsizliğin olmadığı gerçeğini, gerçek sorunların, bütçede yer alması gereken kalemlerin yer almadığı gerçeğini değiştirmiyor. İktidar partisi milletvekilleri konuşurken zamanım oldukça, mümkün oldukça burada dinledim gerçekten ve izlerken çok dikkatle dinledim, öyle istatistikler verdiler ki beni bir araştırmaya itti.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Beştaş.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Teşekkürler.
Şöyle bir istatistik çıkardım: İstatistikleri nasıl okuyorlar, anlamadım... Konuşurlarken kendimi İsviçre'nin Zürih kentinde ya da Alplerde hissediyorum. Demin Hakkâri örnek verildi; sanki Hakkâri gerçekten Hakkâri değil de yani işte dünyanın cennet bir köşesinde; Lozan'da mı, Cenevre'de mi, öyle bir yerde hissettim. Bir istatistik vereceğim: Türkiye'de ilkokuldan yüksekokula kadar her öğrenci için yapılan ortalama eğitim gideri düşük, 137 ülke arasından 99'uncu sırada. Burada Hükûmet yetkilileri şöyle veriyor: "38 ülkeyi geride bıraktık, mutluyuz." Yani hep tersten bir istatistik verme var ya da emeklilikte Türkiye sondan 3'üncü sırada, herhâlde sondan hesaplayarak "1'inci sıradayız." diyorlar. Yani bu istatistiklerde vatandaştan gerçekler saklanıyor. Gerçek istatistikleri verin, biz de verelim, siz de verin ve kötü olduğunuzu, gerçekten ekonomik krizin olduğunu, vatandaşın aç ve yoksul olduğunu, bu bütçenin sarayın bütçesi olduğunu kabul etmediğiniz müddetçe sorunları çözemeyiz.
Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)