GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:38
Tarih:19.12.2019

CHP GRUBU ADINA AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2020 yılı Bütçe Kanunu'nun yürütme maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Bu konuşmam içerisinde Türkiye ekonomisinin durumunu, Türkiye ekonomisinin durumuyla ilgili -"AK PARTİ" diyeceğim ama AK PARTİ değil çünkü AK PARTİ, sadece bir parti- saray yönetiminin ne yapmak istediğini, neyi yapamadığını ve Türkiye ekonomisindeki bu durumun nasıl çözüleceğine ilişkin tavsiyelerimi paylaşacağım.

Değerli arkadaşlar, "Bütçe, halkın bütçesidir." diyoruz. Halk neye bakar? Halk, bir işsizliğe bakar, pahalılığa bakar, borcuna bakar, gelirine bakar. Bu halkı ilgilendirir. Onun için rakamları takla attırarak durumu değiştirmek çok mümkün değil.

Birinci mesele şu: Türkiye'de çok yüksek bir işsizlik var, resmî rakamlara göre 13,8; 4 milyon 600 bin kişi ama gerçek rakamlar yüzde 22,1 yani 8 milyon işsizimiz var. Detaylarını anlatamıyorum ama emin olun, gerçek işsizlik açıklanan işsizlik değil, 8 milyon işsizlik var.

"Pahalılık meselesi" deyince "enflasyon" demektir bu. Enflasyon şimdi yüzde 10,5'e indi, 25'li seviyelerden indi, hâlâ çok yüksek. İkisine birlikte baktığınızda da "Sefalet Endeksi" diye dünyada bir şey ölçülüyor; sadece bizde değil, her yerde ölçülüyor. Biz, Sefalet Endeksi'nde dünyada ilk 5'teyiz. Halkımızın durumu, üzücü bir şekilde, dünyanın ekonomik olarak en sefil ilk 5 ülkesinden, 5 milletinden biri hâline getirildi.

Değerli arkadaşlar, bir diğer mesele büyüme. Büyümeyi görüyorsunuz, artık sıfıra yaklaştı. Türkiye'yi hiç kimse yönetmese yüzde 5 bir kapasitesi var, yüzde 5 büyür. Nasıl başarıldı bilmiyorum ama sıfır büyümeyle devam ediyoruz. Zaten büyüme sıfırken enflasyon bu kadar yüksekse de buna sürünme hâlinin başka bir hâli, İngilizcesiyle "slumpflasyon" deniliyor yani hem sürünüyoruz hem enflasyon var. Nasıl başarılıyor? Zaten başarması çok zor olduğu için böyle bir ad konulmuş durumda.

Bir de tabii, vatandaş borcuna bakıyor. Vallahi, Türkiye'de herkes, her kurum, her şey borçlu, devlet borçlu. Yeni parayla 1 trilyon 260 milyar TL devletimizin borcu var; eski parayla, bunu ben bilmiyorum yani öyle bir rakam bulunamadı. KOBİ'lerin 608 milyar TL borcu var; eski parayla -bunu biliyorum- 608 katrilyon borcu var. Vatandaşın 579 milyar TL yani 579 katrilyon borcu var; kredi kartı, konut kredisi ve diğer kredileri. Dış borcumuz 446 milyar dolar ve on yedi yılda yabancıya 170 milyar doların üzerinde faiz ödedik.

Peki, gelirimiz ne âlemde diye baktığımızda, son beş yılda gelirimiz reel anlamda baş üstü düşüyor; en son, 2014 yılında 934 milyar dolardı, şimdi geldik, 734 milyar dolar oldu. 12.100 dolar civarından bugün geldiğimiz noktada 8.900 dolara düştü kişi başı millî gelirimiz yani gelirimiz sürekli azalıyor. Bu kürsüden sürekli "İşte, sosyal yardımlarda böyle yaptık, şöyle yaptık." diye açıklamalar var, yoksul sayımız on yıldır 16 milyon. Bu kadar sosyal yardım varsa bu kadar fakir niye var? 16 milyon bir rakam değil; 16 milyon birey yoksul, fakir, kırılıyor yoksulluktan. Açlık sınırı 2.100 lira, asgari ücret 2.020 lira. 673 liranın altında geliri olanların yani yeşil kartlı dediğimizin sayısı 9,6 milyon kişidir. Bin liranın altında maaş alan dul ve yetimlerin sayısı da 842 bin kişi.

Yani Türkiye'de durum kötü. Peki, Hükûmet ne yapıyor? Bu durumdan çıkabilmek amacıyla Hükûmet... İki tane zorluğu var: Bir taraftan, durgunluğu aşmak zorunda yani ekonomiyi canlandırmak zorunda; diğer taraftan, mali istikrarı sağlamak istiyor. Şimdi, ikisi arasında bir çelişki var. Durgunluktan kurtulmak için ne yapması lazım? Tüketimi ve yatırımı artırması lazım. Yatırım artmıyor çünkü insanlar korkuyor. Burada Sayın Fethi Açıkel'e referans gösteriyorum, az sonra zamanım kalırsa anlatacağım. İnsanlar yatırım yapmıyor, kurumlar yatırım yapmıyor çünkü arkadaşlar, yeni rejimden, yeni sistemden ve yeni düzeninizden korkuyorlar. Bir kere, bunu sizinle de paylaşalım ki beraber çözebilme yeteneği olabilsin. Ne yapıyoruz biz de? Bu durgunluğu aşabilmek için iki şey yapıldı: Bir, kamu bütçesinden inanılmaz bir açık verildi. Bakın, bu Parlamentoda 80 milyar yetki verildi, açık 125 milyara çıktı 2019 bütçesinde ama 125 milyar bize görünen. Merkez Bankasından 46 milyar aldılar, kefen parası; tarihte hiçbir zaman hiçbir hükûmet almadı. Merkez Bankasından kâr alınırdı ama Merkez Bankasından fahiş bir kâr alındı. Bu arada şunu da parantez içinde söyleyeyim -izleyen varsa Merkez Bankasından, bilsinler- Merkez Bankasının nasıl fahiş kâr ettiği konusunda çok ciddi şüphemiz var. Kamu Bankalarıyla yapılan döviz işlemleri ve diğer işlemlerinde şüphelerimiz var. Artı, bir seferlik gelir, tek seferlik gelir bedelli askerlik, üzerine imar affını koyduğunuzda bütçe açığının normalde 200 milyara yakın olması gerekiyordu. Şimdi şöyle bir uyanıklık yapıyorlar -buradan da Bakanı uyarıyorum, Bakan burada yok ama- 2019 tahakkuklarını 2020 yılına atarak buradaki YEP'in hedefine yakın bir bütçe açığı vermeye çalışıyorlar. Ya, bugün verirsiniz, yarın ne yapacaksınız? Şimdi, 200 milyar lira açık verilmesine rağmen Türkiye'de büyüme hâlâ sıfır.

Peki gelecek sene ne olacak? 139 milyar lira bütçe açığı koymuşlar, başarılamaz göreceksiniz. Seneye burada konuşacağız, başaramayacaklar. İki sebepten başaramayacaklar: Birincisi, şimdi ekonomiyi canlandırmaya çalıştıklarında başlarına ne geliyor? Yatırım olmadığı için, katma değeri yüksek üretim olmadığı için cari açık artıyor. İkinci aşamada ne oluyor? Tüketim arttığı için enflasyon artmış oluyor. Yani, bir taraftan, ekonomiyi canlandırmanın bedeli var. Mali istikrara yöneldiklerinde ne oluyor? Mali istikrara yöneldiklerinde ise ekonomi bir anda frene basıyor, ekonomi bir anda düşüyor, bu da işsizliği çok artırıyor. Peki, buldukları çözüm? İlk çözüm istatistiklerle oynamak. Ya bir kere, istatistiklerle oynadığınız bir yerde ekonomiyi yönetemezsiniz. Doktor olduğunuzu düşünün, yanlış bir tansiyon cihazı kullanıyorsunuz, şeker ölçme cihazınız yanlış, hastaya nasıl doğrusunu vereceksiniz? Ve bu işte, millî gelir hesapları yanlış yani yükseltmeye çalışıyorsunuz, bir de 2002'yi küçük düşürmek için... Gerçi Milliyetçi Hareket Partisi cevap versin, ben değil ama... Ayıp yani 2002 yılını kötü göstermek amacıyla bu millî gelir manipülasyonu çok yanlış, detayına giremiyorum.

İkinci meseleye geldiğimizde, işsizlik hesabınız yanlış. İşsizlik yüksek görünmesin diye istihdama katılım oranıyla oynuyorsunuz. En kötüsü enflasyon hesabınız yanlış. Ya arkadaşlar, 40-50 milyon kişi -çalışan, emekli- enflasyona göre maaş zammı alıyor. Enflasyonu düşük açıklamak, bu insanların maaşlarından almak anlamına geliyor. Yazık, günah. Enflasyonda sürekli mal sepeti değişiyor. Sigaranın fiyatı artıyor, bir de bakıyorsunuz sigaranın ağırlığı düşmüş. Niye? Vatandaş sigarayı mı bıraktı? Hayır. Tütün kullanımından satışlara kadar düşen bir şey yok ama dert, enflasyonu düşük göstermek. Ve bu sayede siz bir de şunu yapıyorsunuz. Merkez Bankasını, tarihinde görülmemiş bir şekilde manipülasyon şüphesi olan işlemlerin içine sokuyorsunuz. Yani Merkez Bankası "swap" dediği işlemlerle, döviz rezervleri manipülasyonuyla kur üzerine baskı tutuyor, bunun için de kamu bankalarını kullanıyor. Herkes bunu biliyor, herkes bunu konuşuyor. Böyle olmasına rağmen, sizin kura bu kadar bastırmanıza rağmen, herkes bunu bildiği için de kimse dövizini bozmuyor. Bankalarda 220 milyar dolar park etmiş. Ya bunlar batacaklar korkusuyla kimse dövizini bozmuyor. Geldiğimiz nokta neresi? Ekonomimiz başüstü gidiyor. Çözemiyorsunuz arkadaşlar, çözememenizin sebebini söyleyeyim mi? Çok büyük kaynağa falan gerek yok. Yani yine Fethi Açıkel'e referans göstererek söylüyorum. Bizim üç krizimiz var; demokrasi krizi, dış politika krizi, bunların doğurduğu ekonomik kriz. Demokrasi ve adalet yoksa bir ülkede, o ülkede yatırım bekleyemezsiniz, yok zaten. Lütfen bütün makroekonomik göstergelere şu başkanlık tartışmasından sonra bakın, nasıl başüstü gittiğimizi göreceksiniz.

Değerli arkadaşlar, güçler ayrılığı yoksa, hukukun üstünlüğü yoksa, yargı bağımsızlığı yoksa yani anayasasız kalmışsak -şu an anayasasızız- ekonomiden hiçbir şey beklemeyin. İkincisi, toplumsal gerginlik bu kadar yüksekse -toplumsal gerginliğin içini açayım; bir, Kürt-Türk tartışması; iki, Alevi-Sünni gerginliği; üç, muhafazakâr-laik karşılaşması olduğu sürece- ve bu kutuplaşma aştığı sürece ne yaparsanız yapın bu işin içinden çıkamayız. Bu ülkeye güvenerek kimse yatırım yapmaz.

Bir diğer mesele dış politika meselesidir. Bu kadar komşusuz kalırsanız, bu kadar kavga ederseniz, bir taraftan ihracat kanallarını mahvedersiniz... Şu an Suriye kavga, İran kavga, Avrupa'yla ilişkilerimiz karışık, Rusya'ya ne olduğu belli değil, ABD'yle karışık durumdayız ve bunların sonucunda ihracatımız olması gerekenden son derece az, bu kadar kur yükselmiş, ihracatta hemen hemen hiçbir artış yok veya çok küçük artış var. İthalat meselesine baktığınızda, ithalatınız son derece pahalı. Demek ki dış politikayı gerdiğiniz sürece sizin buradan çıkma şansınız yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Sevgili Başkanım, tamamlayabilir miyim.

BAŞKAN - Tabii, bir dakika ekliyorum.

Buyurun.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Çok teşekkür ederim.

Yani komşusuz kalmışsanız "Heyt!" diye herkese bağırıyorsanız sizin de ekonomimizin de başüstü gitmesinden başka bir şey yok.

Peki, nasıl çıkacağız buradan? Arkadaşlar, çevreci -çok önemli-kapsayıcı ve kalkınma anlayışına dayanan -bakın, büyüme anlayışına demiyorum, büyüme ile kalkınma arasında çok ciddi bir fark var- yeni bir modele geçmek lazım ve bu yeni modelin ilk adımı erken seçim olmak zorunda. Bunu niye söylüyorum? Çünkü siz çok yoruldunuz, çünkü sizin getirdiğiniz sistemi taşımanız mümkün değil. Yani "Tayyip Bey çok değişti; Allah'ım CHP'yle, HDP'yle, İYİ PARTİ'yle çok iyi ilişki kuruyor, hadi bakalım bu iş düzelir mi?" diyorsanız, gerçekten düzelmez. Onun için memleketin hayrına olan şey bir an önce erken seçim yapmaktır. Erken seçim yaptıktan sonra da geçmiş dönem ve bu dönemin bütün hatalarını görerek, anayasal düzen bir fren-denge mekanizması üzerine kurulduktan sonra, öncelikle toplumsal huzursuzlukları beraber azalttığımız bir dönem. Bunu hiçbir maliyete katlanmadan yapabiliriz. Ulusal çıkarlarımızı düşündüğümüz bir dış politika, çevreyi düşündüğümüz bir kalkınma anlayışı ve yüksek katma değerli üretim diye sadece kodlarını vereyim.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)