| Konu: | 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Maddeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 36 |
| Tarih: | 17.12.2019 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde dinlemek kadar konuşmak da zor. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, bütçe görüşmelerinin sonuna yaklaşıyoruz; üç günümüz kaldı ve bütçeyle ilgili şüphesiz çok şey söylendi ama bütçeyi siyasetten, ülkenin içinde bulunduğu durumdan ari düşünmek mümkün değil.
Bugün yapılan tartışmalara ilişkin birkaç hususta görüşlerimizi ifade edeceğim. Her şeyden önce, bize yönelik suçlamaların başında, topluma düşmanlık yaptığımız, halka düşmanlık yaptığımız, terör, terörizm, artık, böyle gırla bu cümleler, bu da yetmedi, bugün bir de yeni bir şey eklendi; efendim, biz Türk ordusunu suçluyormuşuz. Bunları bir açalım, nedir? Bir kere, bizim Türkiye halkıyla, halklarıyla, Türkiye toplumuyla hiçbir sorunumuz yok. Bizim Türk halkıyla da Kürt halkıyla da diğer kimliklerle de hiçbir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz iktidarla; iktidardaki partinin kendi bekası için, kendi geleceği için halkları karşı karşıya getirme, düşmanlaştırma ve kutuplaştırma politikasıdır.
Şimdi, neticede, HDP'ye düşmanlıkta öyle bir sınırsızlık var ki, öyle bir sınır tanımama var ki bugün Mecliste "Biz Kürt halkına değil, HDP'ye düşmanız." dendi. Bunu Grup Başkan Vekillerimiz yanıtladı. HDP'ye düşmanlık, HDP'ye oy verenlere de düşmanlıktır, HDP'ye sempati duyan milyonlarca insana da düşmanlıktır. Bunu kimlik ayırmadan söylüyorum.
Bir kere bunun adını koyalım: Tek taraflı bir propagandayla bütün Türkiye yurttaşlarına ve dünya kamuoyuna HDP kriminalize edilerek, ötekileştirilerek, dışlanarak -bugün yeni bir şey eklendi- düşman ilan edilerek iktidarın bekası sağlanmaya çalışılıyor. Hayır, buna izin vermeyiz.
Türk halkının bölünme korkusu var, Kürt halkının asimilasyon korkusu var. Birçok araştırmada bu çıktı. Niye buraya geldim? Türk halkına şunu partimiz adına hep söyledik, bir daha söylüyorum: HDP'nin bölme falan gibi bir düşüncesi zaten yok. Biz bu ülkeyi bölmeyi değil, bu ülkeyi demokratikleştirmeyi, bu ülkede 82 milyon yurttaşın eşit ve özgür olarak demokratik bir Anayasa'yla yönetilmesini savunuyoruz. Biz ne Kürtlerin Türklerden ne İstanbul'un Diyarbakır'dan ayrılmasını ne de başka bir ilin bir yerlerden ayrılmasını savunan bir partiyiz. Biz Mecliste 3'üncü büyük grubuz. Bizim programımız, ilkelerimiz, tüzüğümüz, eş başkanlarımızın açıklamaları ortadadır. Biz -Meclis Grubumuz- şu anda bütün gruplardan çok daha kapsayıcı, farklılıkları içeren ve aynı programla, aynı ilkelerle hareket eden bir parti konumundayız ve Türk halkına, Türkiye halklarına Meclisten söylüyorum: Biz sizin bölünme korkunuzu besleyenlere tutum almanızı istiyoruz. Bölen biz değiliz, bölen bu iktidardır; duyguda bölüyor. Bir kere her şeyden önce kopuş duyguda başlar. Bugüne kadar hep şununla övünülürdü: "Halklar karşı karşıya gelmiyor" Doğru. Türkler ile Kürtler çok iyi komşuluk yapabilir, yapıyoruz da. Kız alıp vermek... Ya, bu çok klasik. Kız alıp vermek ne ya? Bu tahakküm ne? Yani evlilik ilişkisi özgür iradeyle olur, iki kişi -Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap; bunu ayırmayız ki biz- otururlar, evlenmeye karar verirler ve evlenirler; biz buna böyle bakmıyoruz. Biz hep atılan tırnak, hep alınan kız, yok efendim hep... Yani böyle garip bir ruh hâli var. Kürtler de asimilasyondan korkuyor evet; dilinin, kültürünün, kimliğinin yok edilmesinden korkuyor ve buna dair yüz yıllık tarihimizde yüz binlerce örnek var. Şark Islahat Planı'ndan bugüne kadar geldik; hâlâ Kürt dili özgür değil, hâlâ Kürtçe özgürce konuşulamıyor, hâlâ ben ana dilim olan Kürtçeyle bu kürsüde konuşup yazı yazamıyorum, hâlâ benim çocuklarım ana dilinde eğitim göremiyor. İşte, bu korkuları aşmak bizim elimizde, bu Meclisin elinde.
Şimdi, demin Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı "işgal" lafına tepki gösterdi ve bize, grubumuza atfen şunu dedi: "Türk ordusuna nasıl böyle dersiniz?" Biz Türk ordusuna falan söylemiyoruz. Bizim askerlerle bir sorunumuz yok. O askerleri cepheye süren, savaşa gönderen burasıdır, burası; siyasi iradedir. Askerlerin kendi kendine "Hadi ben gideyim Cerablus'a -şimdi de nur topu gibi yeni bir terör örgütümüz oldu: Hafter- hadi Libya'da savaşa gideyim." gibi bir tutumu yok ki. Meclis karar alıyor, siyasi iktidar kendi bekası için yeni savaş kararları alıyor ve askerler gidiyor. Biz askerleri seviyoruz, o askerler bizim de evlatlarımız.
ZEHRA TAŞKESENLİOĞLU BAN (Erzurum) - Sevdiğiniz için mi şehit ediyorlar?
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Biz bu nedenle barışı savunuyoruz, tam da bu nedenle savaş politikasına karşı çıkıyoruz. Kimse bizi Türk ordusuna, askerlere, topluma, halka düşmanlıkla suçlamasın; tam tersine, daha çok seven aslında biziz.
KAMİL AYDIN (Erzurum) - Biz sizi iyi tanıyoruz!
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - "İşgal" kavramı nedir -bunu biz söylemiyoruz, bunu Türk Dil Kurumu söylüyor- birkaç tanım çıkardım: "Bir yeri ele geçirme", "bir yeri geçici bir süreyle ele geçirme." Başka bir tanım: "Başkasının elinde bulunan bir toprağı, bir yeri ele geçirme." Elli ayrı sözlükten bakın.
Şimdi, Suriye sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti devleti adına gidip okul kurarsanız, hastane kurarsanız, üniversite kurarsanız... Metin Feyzioğlu hızını alamadı, gidip oraya bir de anayasa yapacak. Ee? "Orada biz bunları inşa ediyoruz." diyorsunuz, sonra "Biz işgal etmedik." diyorsunuz. Bu konuda siyasi hamaset olmaz. "İşgal" nedir, "ilhak" nedir, bir ülke başka bir ülkenin sınırlarına hangi koşullarda gider, bunu tartışabiliriz, biz bu tartışmaya her zaman varız.
Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda Dışişleri konuşulunca, bir de Millî Savunma, biz basit bir soru sorduk, dedik ki: Ya, bu ÖSO'ya, bu "Kuvayımilliye" dediğiniz ÖSO'ya -"millî ordu" her neyse, bir sürü adı var- kim veriyor parayı, gerçekten kim veriyor? Çünkü her gün diyorsunuz ki: "Onlar Mehmetçik'imizle kol kola." Millî Savunma "Biz vermiyoruz." dedi, Dışişleri de "Vermiyoruz." dedi. E, peki, kim veriyor? Bu soruyu tekrar soruyorum ve Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı burada, tekrar soruyorum: Bunların bütçesini kim karşılıyor? Çünkü o ÖSO çetesi, görüntülerle... Demin Sayın Meclis Başkan Vekili görev sınırlarını aşarak dedi ki: "Size bir film göndereyim." Ben Sayın Meclis Başkan Vekiline ve Meclise yüzlerce video göndereyim; ÖSO'cuların kadınları nasıl taciz ettiğini, nasıl tecavüz tehdidinde bulunduğunu, çocukları nasıl öldürdüğünü gösterelim, bütün medyada dönüyor bunlar. İşte, bunları tartışalım.
HAYATİ ARKAZ (İstanbul) - PKK'nınkileri de göstersene!
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - "İşgal" nasıl "ilhak" olur? Göstermelik bir plebisitle ilhaka dönüşür. Bu benim metnim değil, bu benim beyanım değil. Zamanım olsa, Birleşmiş Milletlerin ilgili sözleşmelerini, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'sini tek tek burada anlatıp uluslararası hukukta bu nedir, anlatabilirim. Bu gecelik bu konuya ilişkin bu kadarını söyleyeyim.
Diğer bir mesele, Ceylan Önkol. Anlatacağım çok şey vardı ama Ceylan Önkol'a geçmek istiyorum.
Ha, şunu da söyleyeyim: Bu Meclisteki bizim Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan'ın eşini öldürenlerin yargılandığı davaya gittik biz. Bu Parlamentodaki bizim milletvekillerinden birkaçının babaları, kardeşleri faili meçhul cinayet kurbanı biliyor musunuz, Eş Genel Başkanımız dâhil. JİTEM, 19 sanıklı JİTEM, 19 kişiyi katleden JİTEM geçen hafta Diyarbakır Adliyesinde aklandı, beraat etti. AKP "Biz 90'lı yıllarla hesaplaşacağız." dedi, şimdi 90'lı yılların kanlı mirasını sırtlanmaya başladı. Bu, o kanlı dönemi temize çekmektir. Bunu çok çok önemsiyoruz ve bu konuda geçmişle yüzleşme olmadan hiçbir şey olmaz.
Ceylan Önkol, 10 yaşında bir Kürt çocuğu, bir Kürt kızı. Neyse ki Sayın Oktay "terörist" demedi, o kadar insaflı davrandı. Ben konuşmasından sonra tekrar dosyasına baktım, avukatıyla görüştüm. 2 karakol ve 1 taburun gördüğü yani görüş alanında olan bir yerde öldürüldü Ceylan Önkol. Savcılık soruşturması henüz bitmedi. Sayın Fuat Oktay'ın söylediği bilgiler savcılık dosyasında bile yok. İki iddia var: Bir "havan topu" ikincisi "Mayın mı aldı eline?" Bilirkişi raporu alınmış, bağımsız bilirkişi raporu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Eli, ayakları ve kafası sağlam, sadece karından parçalanmış ve biliyor musunuz, savcı olay yerine gitmemiş, güvenlik yok diye gitmemiş. Muhtara demiş ki: "Cesedi getirin karakola, jandarmaya, ben orada otopsi yapacağım." Cesedi annesi toplayıp ailesi karakola götürmüş, orada otopsi yapılmış. İki gün sonra savcı bey lütfetmiş olay yerine gitmiş ve bu da yetmemiş, soruşturmayı fail olarak, şüpheli olarak soruşturulan jandarma yürütmüş. Ve PKK'nin ya da başka bir örgütün koyduğu mayınlarla ya da başka bir şekilde öldürüldüğüne dair bir bilgi yok, savcı bile bunu diyememiş. Ama burada, milletin Meclisinde, her gün sizin deyiminizle "Gazi Meclis"te bize deniyor ki: "Ceylan Önkol PKK tarafından öldürüldü." El insaf ya! Bir de diyorsunuz ki "Biz, Kürt düşmanı değiliz." Kürtler size düşman değil ama siz Kürtlere düşmansınız. Kürtlerin 10 yaşındaki çocuğunun, o Ceylan'ın gözlerini hiçbirimiz unutamayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMİL AYDIN (Erzurum) - On binlerce Ceylan öldürdü PKK.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ceylan Önkol'un gözlerine lütfen bu gece bir kez daha bakın ve şunu vicdanınıza sorun: Savcılık dosyasını isteyen milletvekiline veririm. Karakolun nasıl görüş alanında, isteyen milletvekiline veririm. Jandarmanın yaptığı soruşturma dosyasının bütün evraklarını verebilirim ve bu konuda, havan topuyla öldürüldüğüne dair bilirkişi raporunu istediğinize verebilirim. Halkı nasıl bu kadar yanıltabilirsiniz? Bunu söylemek çok mu zor: Ceylan Önkol'un ailesine başsağlığı dilemek ve "Faillerin bulunması için elimizden geleni yapacağız." demek?
İşte bu koşullarda gerçekten bütün sözler anlamını yitiriyor diyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)