| Konu: | 21 Nisan 2019 tarihinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun şehit cenazesine katılmak için gittiği Ankara ili Çubuk ilçesinde karşı karşıya kaldığı organize linç girişimi olayında İçişleri Bakanının ağır ihmal ve kusurunun olduğuna ve özür beklediklerine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 33 |
| Tarih: | 14.12.2019 |
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Esasen, Sayın Başkan -ben başlayayım tabii ama- bütçe görüşmesi olduğu için Komisyon ile Bakanların birlikte, aynı anda bulunmaları uygun olur.
Grubumuza verilen söz hakları tamamlandı. Tabii, hep birlikte şunu düşünmeliyiz: Bu kadar önemli 3 Bakanlığın bir günde görüşülmesi... Ki, artık bakanlar bu Meclise, Genel Kurula yılda bir gün giriyorken herhâlde bunun daha geniş bir takvimde, daha iyi müzakere olanaklarıyla, daha geniş zamanda yapılması lazım.
Bugün İçişleri Bakanlığı bütçesi görüşülüyor. İçişleri Bakanının bu Meclise gelip yaptıklarını savunması, sorulara cevap vermesi ve hesap vermesi gereken bir gün. Bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak hem Adalet ve Kalkınma Partisinden hem Sayın Bakandan beklediğimiz cevaplar var.
Tarih 21 Nisan 2019 Sayın Başkan.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - 21 Nisan 2019 günü, Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu bir şehit cenazesine katılmak için gittiği Çubuk'ta organize bir linç girişimiyle karşı karşıya kalmıştır. Sayın Bakan Süleyman Soylu ve beraberinde çalışanların bu olayın öncesinde, sırasında ve sonrasında ağır ihmalleri ve kusurları vardır. Şöyle ki: Sayın Süleyman Soylu, 27 Haziran 2018'de "Valilerime talimat verdim, CHP il başkanları şehit cenazelerine alınmamalı." diye ifade kullanmıştır. Ardından 31 Mart yerel seçimleri sürecinde... Aslında Kabineden bir tek kişi bu işleri yapmayacaksa yapmayacak kişi İçişleri Bakanıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İleride kendisinin üzerlerinde denetim yetkisi, kendisinin üzerlerinde idari vesayet yetkisi olduğu, seçildikleri takdirde en yakın, en doğrudan çalışacakları Bakan olduğu hâlde belediye seçimlerinde atanmış bir Bakan olarak, başta önce Ankara ve sonra İstanbul seçimleri olmak üzere çok sert bir propaganda dili üstlenmiş hatta adayların bundan rahatsız olduğu bildirilmiş, konuşulmuş, yazılmış çizilmiş ancak olayın yaşandığı 21 Nisan gününe kadar, öncesindeki 31 Mart tarihine kadar Sayın Bakanın ağzıyla partimiz, Genel Başkanımız birtakım terör örgütleriyle ilişkilendirilmiş ve örneğin "Ankara Belediyesi kazanılırsa oraya Kemal Kılıçdaroğlu'nu ayak bastırmayın, sizden rica ediyorum." gibi ifadeler ve "Teröristlerin Ankara Büyükşehir Belediyesinde çalışacağı" gibi ifadelerle olağan dışı, doğru olmayan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bir İçişleri Bakanı; böyle, azmettirme, hedef gösterme gibi meselelerle mücadele etmesi gereken kişi, aksine, böyle bir atmosfer yaratmıştır öncesinde. O gün görevler yapılmamış, ardından da suç linçe maruz kalan Genel Başkanımızdaymış gibi açıklamalar yapılmış. Örneğin, böyle bir olay olduğunu düşünün arkadaşlar; hani, Adalet ve Kalkınma Partisine dönsek... Ömer Çelik "Üye olanları ihraç edeceğiz." dedi, bu konuda kamuoyunu aydınlatmadınız. Nezle olsanız, başınıza bir şey gelse geçmiş olsun diliyoruz; özellikle bir tek geçmiş olsun, bir tek üzüntü beyanı duymadık. Bazı bakanlarınız "Mesajı verdiniz arkadaşlar, dağılın." deyip linçi bir mesaj gibi gösterdi. Sayın Süleyman Soylu'nun kullandığı ifadeler doğrudan Genel Başkanı ve koruma ekibini suçluyordu, İçişleri Bakanlığı personelini.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bitiyor Sayın Başkanım.
Sayın Bakan yanlış anlamasın, ben sözlerime başlarken sizin burada olmanız gerektiğini ve bu görüşmeleri varlığınızda yapmamız gerektiğini söyledim yani "Yokluğumda bu konuya girmiş." diye düşünmeyin. Yani onu ifade etmek istedim.
Ve gelinen noktada, biz alınmayan ifadelerle, kasıtları çok belli olan kişilerin tesadüfen orada gösterilmesiyle, tepelerden demir çubuk istifleyenlerin, dağıtanların görüntüleriyle, kişilerin parmaklarla gösterip Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nu sıkıştırmaya ve linçe doğru yönlendirmesiyle organize edilen linçi bir çalışma grubumuz raporladı, bunu da yolladık. "Ya, üzgünüz, bundan yararlanıyoruz, eksikler varsa gidereceğiz." deyip bizi ve Türkiye'yi rahatlatacaklarına, rapora karşı rapor yayınladılar. Hâlen, bakın, bir tutuklu yok.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Osman Sarıgül için, Adalet ve Kalkınma Partili birçok gerçek kişi; öven, "Osman Amca yalnız değildir." diyen eski milletvekillerine varasıya, ifade vereceği yerde elini öpmek için kuyruğa girenler, onu paylaşanlar... Burada bir devlet adamı sesi bekledik biz ya, bir devlet adamı sesi, her şeye rağmen. Eleştiri olur, kavga olur, söz olur ama ne demek bir şehit cenazesinde linç, ne demek şiddet? Bu ülkenin protokolünde 3'üncü noktada olan Ana muhalefet partisi liderine yapılan nasıl bir şey? "Kendi Genel Başkanıma yapılmış sayarım." denileceğine, bu tepkiler gösterileceğine... Namusumuza şerefimize, burada söylüyorum, şunun beşte 1'i herhangi bir Genel Başkana olsa ilk üzüntü beyanı Cumhuriyet Halk Partisinden gelir ve ilk ifademiz "Kendi Genel Başkanımıza yapılmış sayarız." olurdu. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, son sözlerim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özel, sözlerinizi tamamlayın.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Özgür Bey, bu konuya nereden geldiniz?
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - İçişleri Bakanlığı bütçesindeyiz.
Sayın Bakanın öncesindeki sözleri, yarattığı vasat, psikolojik ortam doğrudan hedef gösterme, o günkü koruma zafiyetleri...
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Başkan, böyle bir usul mu var ya! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Arkadaşlar, Grup Başkan Vekillerinin söz içeriğine de mi müdahale edeceğiz burada?
Devam edin siz Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bak, bir dinleseydin bir daha uzamayacaktı, boşuna uzatıyorsun, laf atma. Bak, bizim yüreğimiz yanıyor, Allah aşkına hafife alma, hafife alma, otur! (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, özür dileyerek... O gün Sayın İçişleri Bakanının öncesindeki kullandığı dil, hedef gösterme ifadeleriyle yarattığı vasat ve yarattığı psikolojik atmosferle o günkü İçişleri Bakanlığına bağlı personelin zafiyetiyle, sonrasında meseleyi küçümsemesi, üstüne düşen tutumu göstermemesi... Ve o gün orada tek devlet adamı gibi davranan Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya diyor ki: "Cesedimi çiğnemeden bu eve sokmam."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Özel.
Lütfen son cümlelerinizi alayım.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Başkanım, ne zamana kadar açacaksınız?
BAŞKAN - Sayın Can, ne istiyorsunuz?
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Ne zamana kadar açacaksınız, ben anlamadım ki! Süre sınırı var mı?
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ramazan Can, Allah aşkına, bir dur ya!
BAŞKAN - Sayın Özel, siz devam edin.
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Böyle bir şey olur mu ya! Sınırsız bir şey var mı ya! İç Tüzük var ya!
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bitiriyoruz. Sana ne ya! Bekle, Başkan yönetiyor ya!
ŞAHİN TİN (Denizli) - Gündem bu değil ki!
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Ve o gün Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, gerçek bir devlet adamı -hangi siyasi görüşten olduğunu bilmem ama onu doğuran anaya helal olsun- diyor ki: "Cesedimi çiğnemeden içeri giremezsiniz."
RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Böyle bir şey var mı!
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Bu kişi bu ifadeleri kullandıktan yirmi gün sonra görevden alınıyor. Bunlara açıklama ve özür bekliyoruz.
Teşekkür ederim Başkanım. (CHP sıralarından alkışlar)