GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2018 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:29
Tarih:10.12.2019

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizi izleyen sevgili vatandaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir de hâlâ cezaevlerinde rehin tutulan önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Sayın Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanımız Gültan Kışanak ve bu dönem kayyum darbesiyle tutuklanan Selçuk Mızraklı şahsında tüm siyasi tutsakları selamlamak istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Osman Kavala hakkında bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ikinci defa "18'inci madde ihlali" kararı verdi; Türkiye aleyhine verilen ikinci karar. İlk karar Sayın Selahattin Demirtaş'la ilgili verilmişti derhâl serbest bırakılması yönünde ve tutukluluğunun hiçbir yasal dayanağının olmadığı, tümüyle siyasi sebeplerle tutuklandığı yönündeydi. Bugün Sayın Kavala hakkında da aynı karar verildi. Bu karar kesinlikle bağlayıcı bir karardır ve tabii ki Kavala ve Demirtaş kararı, sadece kendileri için değil, şu anda hapishanelerde bulunan binlerce siyasi tutsak için de emsal niteliğinde bir karardır; bu bağlayıcıdır. Türkiye yargısı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde kesinlikle mahkûm edilmiştir. Burada mahkûm edilen sadece Türkiye tüzel kişiliği değildir, aynı zamanda Türkiye'de yargının tarafsız ve bağımsız olmadığı da dercedilmiştir. Bu vesileyle, başta haklarında ihlal kararı verilen Sayın Kavala ve Demirtaş olmak üzere, siyasi sebeplerle AKP'nin tutukladığı bütün siyasi tutsakları derhâl serbest bırakın demek istiyorum.

Evet, bugün 10 Aralık İnsan Hakları Günü. Gerçekten, bugün, işkencenin, ağır hak ihlallerinin, ölümün, kayyumun, KHK'lerin, OHAL'in, mayın patlamalarının, çocuk ölümlerinin, hasta mahpusların daha çok canımızı yaktığı, ağır silahların sivillerin tam kalbine değdiği gün olarak anılıyor. Dünyada kutlama olan bu günü, maalesef biz, Türkiye'dekileri, yaşadıklarımızı, kaybettiklerimizi anma günü olarak yaşıyoruz. Bugün Metropoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezinin yayınladığı bir anket sonucu var; Türkiye toplumunun yüzde 82'si hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğini düşünüyor. Bunun çok ciddi bir oran olduğunu değerli milletvekilleri ve bizi izleyen vatandaşlara söylemek istiyorum. Halk diyor ki: "Benim hak ve özgürlüklerim ihlal ediliyor." ama devlet ve iktidardaki parti "Hayır, öyle bir ihlal yok, her şey yolunda." diyor. Ama gerçek nasıl?

Şimdi, insanlar "İşkence var." diye bangır bangır bağırıyor, suç duyurularında bulunuyor, "Dövülüyoruz, tehdit ediliyoruz." diyor -biz de onlar adına bunu söylüyoruz- Adalet Bakanı, yargı, İnsan Hakları Komisyonu "Biz baktık, işkence yok." diyor. Ama tam da işkencenin korunduğu bir resmi tarif ediyoruz. Bu tabloda ne var? Son on bir ayda 830 kişi gözaltında işkence görmüş. O, İçişleri Bakanının açıkladığı rakam falan da doğru değil ha. O, kayıtlara bakmamış, kamuoyunu yanıltmak için böyle bir rakam ifade etti. Şimdi halk "Kolluk bize şiddet uyguluyor, orantısız güç kullanıyor." diyor, "Askerimiz, polisimiz görevini yapmıştır." diyor.

Değerli milletvekilleri, bugün, bu Parlamentoda Batman Milletvekili olarak görev yapan Feleknas Uca'yla ilgili bir karar açıklandı. Feleknas Uca'nın Batman'da kolluğun -"orantısız" demeyeceğim- şiddeti sebebiyle kolu kırıldı. Polis bir milletvekilinin kolunu kırdı ve milletvekili arkadaşımız suç duyurusunda bulundu. Tahmin edin, savcılık ne karar verdi; "Müdahale hukuka uygundur." dedi. Şimdi, bu tabloda, bir milletvekilinin kolu kırılınca ve yargı "Müdahale hukuka uygundur." deyince kolluğun nasıl korunduğuna ve şiddetin nasıl özendirildiğine varın siz karar verin. İnsanlar "Çalışma yaşamı güvenli değil, biz her gün ölüyoruz." diyorlar ve her gün iş cinayetleri, işçi ölümleri oluyor fakat karşısında kendini sorumlu hissetmeyen bir erk var; kendini sorumlu hissetmiyor, işvereni denetlemiyor ve sonuç ne biliyor musunuz; on bir ayda 1.606 işçi yaşamını yitiriyor.

Bakın "Cezaevlerinde hasta mahpuslar var, vedalaşma haklarını kullansınlar, son üç beş günü, bir ayı evde geçirsinler, bunlar cezaevinde ölüme terk edilmesin." diyoruz. "Hayır, cezaevinde hasta mahpuslar yok." deniyor ama her gün cezaevlerinden maalesef tutsakların cenazeleri çıkıyor. En son, Emine Aydoğan, Viranşehirli, 65 yaşında, ağır hastaydı ve cenazesi çıkarıldı ve çıkarıldıktan sonra defnedilme hakkına, imamın gidip son vecibeleri yerine getirmesine bile izin verilmedi.

Şimdi, bu tablo çok ağır. Tabii ki, bir savaştan daha çok, kadınlar katlediliyor. Ne diyor Ceren Özdemir için Süleyman Soylu? "Katille tanışıklıkları varmış." diyor. Ömer Çelik ne diyor Emine Bulut ölünce? "Kıyameti koparmak lazım." diyor. Bir yandan kamuoyunda böyle bir algıyı yürüten iktidar diğer yandan da Kadıköy'de dans eden, hakkını, özgürlüğünü, yaşam hakkını isteyen kadınlara müdahale ediyor, ters kelepçeyle göz altına alıyor. İşte, algı dediğimiz mesele tam da bu.

İşte, tam da bugün Anayasa Mahkemesi üzerine bir konuşma yapıyorum. "Anayasa Mahkemesi" İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan bir mekanizmanın adı aslında. Keyfiyeti önleyecek, ağır hak ihlallerine karşı koruma sağlayacak, yasama organını denetleyecek en üst mercidir Anayasa Mahkemesi. Peki biz de ne? Anayasa Mahkemesi iktidarın suç ortağı, iktidarın yaptıklarını aklayan ve kendince yeni kararlar ihdas eden bir yargı erkine dönüşmüş durumda, günü kurtarıyorlar. Anayasa Mahkemesinin kuruluşunu hatırlayalım arkadaşlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye aleyhine rekor sayıda ihlal kararları verdi. İlk, 90'lı yıllarda, gözaltında ölüm ve faili meçhul cinayetlerden mahkûm edilen ülkedir Türkiye. AİHM'e dava gitmesin diye AYM'ye bireysel başvuru yolu kabul edildi ama tabii ki Hükûmet burada durmadı. AYM'ye başvurular gün geçtikçe arttı. Çünkü şöyle bir şema çizmek isterim: En üstte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, altta AYM var, onun da altında diğer iç hukuk mekanizmaları var. Hükûmet AİHM'e gitmesini önlemek için AYM'yi kurdu. Şimdi de AYM'de dosyalar birikince iç hukukta farklı mekanizmalar oluştu. İnsan Hakları Tazminat Komisyonunu duydunuz mu arkadaşlar? Yeni bir birim değil aslında, avukatlar bilirler. OHAL Komisyonu, başka bir komisyon, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Tazmini Hakkında Kanun'la kurulan bir komisyon. Bunun anlamı ne? Hükûmet "Ben ihlalleri yaparım. Ben bu konuda sistematik olarak işkenceyi de, gözaltında ölümleri de, kadına yönelik şiddeti de önlemekle görevli değilim ama bunun dışarı yansıması ve cezalandırılmasını önlerim." diyor. "Nasıl önlerim? Zamanı uzatırım." diyor. Şimdi de AYM'ye gitmeden önce "KHK'ler denetlenemez." dedi Anayasa Mahkemesi. Ne oldu? Yüz binlerce insan normalde Anayasa Mahkemesinde hakkını almalıydı; yargı, önüne gelen bir işte karar vermekten çekindi.

Şimdi, OHAL Komisyonu -yani grip olarak girersiniz ölümcül hasta olarak çıkarsınız- karar vermemek üzerinden kurulan bir komisyon söz konusu. Rakam çok ilginç: 126.200 başvurudan 8.100'ü kabul, 83.900'ü reddedilmiş. Burada amaç ne? Amaç, vatandaşı mağdur etmek, hakkını ararken dolanacaksın, dolanacaksın, orada da alamayacaksın, en son AYM'ye gideceksin, AYM, Demirtaş ve Kavala başvurusunu reddettiği gibi, mecburen reddedecek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar verecek. Ne kadar süre kazandı? Üç yıl kazandı, dört yıl kazandı ama bu gölge yargıdır. Bu iç hukukta oluşturulan mekanizmalar asıl AKP'nin yargısıdır. AKP şu konuda rahat etmiyor. Yargının tümünü kendisi belirliyor, atamaların yüzde 50'den fazlası kendi denetiminde ama bu da yetmiyor, yargıya yine güvenmiyor, bu sefer ombudsman gibi, TİHK gibi, Kişisel Verileri Koruma Kurulu gibi kurumlar kuruyor ve orada kendi iktidar pratiğini aklıyor. Kişisel Verileri Koruma Kuruluyla ilgili -geçen ay İnsan Hakları Komisyonunda dinledik- sayın yurttaşlara söylüyorum: Şu anda Türkiye'de 82 milyon yurttaşın kişisel verisi iktidarın emrindedir. Bunu Kişisel Verileri Koruma Kurulu Başkanı açıkça söyledi. İstanbul seçiminde bunu alenen kullandılar, ellerindeydi veriler, şimdi hepimizin verileri Kurulun elinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ama neyle uğraşıyorlar biliyor musunuz? Hani bize mesaj geliyor ya her gün, reklamlar, Kişisel Verileri Koruma Kurulu o reklamlarla uğraşıyor. Rahatsız oluyoruz, doğru, onlarla uğraşın ama bizim asıl verilerimizi devletin, daha doğrusu iktidarın dehlizlerinde kendilerini iktidar yapmak için kullanmalarına izin vermeyin.

Söyleyecek çok şey var ama sürem bitiyor. Şunu söyleyeyim, ilk kez söylüyorum: Bu gölge yargı ve asıl o mekanizmalar AKP'nin hukuk sistemini oluşturuyor. AYM'nin arada bir verdiği ihlal kararları da sadece görüntüyü kurtarmaya yöneliktir. Bakın, bir yargı varmış gibi yapıyorlar. Bu "mış" gibiyi artık kabul etmiyoruz, reddediyoruz ve gerçekten bugünün -tekrar söylüyorum- bütün siyasi tutsaklar için özgürlük günü olması gerekiyor. AİHM'in kararı çok önemlidir.

Ve son sözüm: "Adaletin olmadığı yerde ahlak da yoktur." Montaigne bunu yıllar önce, yüzyıllar önce söyledi. Bu nedenle adalete ve ahlaka sahip çıkalım diyorum. (HDP sıralarından alkışlar)