| Konu: | Şehir hastanelerine ilişkin gündem dışı konuşması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 25 |
| Tarih: | 03.12.2019 |
GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (İstanbul) - Sayın Başkan, şehir hastaneleriyle ilgili söz aldım.
Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Engellerin kalktığı, ön yargının yıkıldığı, ayrımcılığın olmadığı aydınlık bir Türkiye diliyorum.
Bugün dış politikadan eğitime, toplumsal uzlaşmadan demokrasiye, ekonomiden sağlığa çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Ne yazık ki sosyal güvenliği sağlayacak hak temelli politikalar terk edildi, eşitsizliği giderecek olan sosyal adalet tahrip edildi, bir avuç azınlığı mutlu eden yeni bir düzen inşa edildi. Halk ozanı Hüdai'nin "Hakikat şehrine yolcu değilsen/Ne yolcuyu eğle ne yolu incit." sözünü bilmeyenimiz yoktur.
Bakın, on altı yıldan beri Türkiye'de bir sağlıkta dönüşüm masalı dinliyoruz, karşılaştığımız hakikatlerse hepimizi incitiyor. Ne yazık ki sağlık sektörü bir anonim şirkete dönüştürüldü; sağlık hakkı değil, otelcilik hizmeti önem kazandı, sağlık hizmetleri sermaye için yeni bir yatırım alanı oldu. Şehir hastanelerinin maliyetini sizlere defalarca ve defalarca sormamıza rağmen bir cevap alamadık. Maliyetini sır gibi sakladığınız şehir hastanelerinin en değerli yatırım aracı olduğuna hep birlikte tanık olduk.
Evet, mimarisi ve beş yıldızlı kompleksleri aratmayan konforuyla bu hastaneleri sağlıkta zirve olarak görenler var. Bakın, iyi koşullarda kaliteli hizmet veren hastanelere karşı değiliz. Ancak biz burada gerçekleri konuşmalıyız. Öncelikle bir hekim olarak belirtmeliyim ki, ısrarla savunduğunuz bu hastaneler ne yerlidir ne millîdir; aksine, İngiltere'den ithal edilmiş Deli Dumrul bir projedir. Neden mi? Hazine arazisini bedavaya şirkete verdiniz; yetmedi, şirketlere, yaptığı inşaat karşılığında yirmi beş yıl kira ve bakım parası ödemeyi taahhüt ettiniz; yine yetmedi, doluluk sözüyle yüzde 70 hasta garantisi verdiniz. Sonuçta, ne acı ki, ev sahibi olan devlet, kendi evinde kiracı konumuna düşürüldü.
Şu bir gerçek ki şehir hastaneleri cumhuriyet tarihinin en büyük kara deliğidir, vatandaşın cebine göz dikmektir. Yirmi beş yılda ödenecek kirayla 862 tane hastane yapmak varken 30 hastaneye razı olundu, yetim hakkı yenildi. Tüp bebek birimi olmayan hastanelerde "laboratuvar hizmeti" adı altında garanti bedeli alındı, hazine boşaltıldı. Ameliyathaneden görüntüleme merkezine, morgdan restorana, hastane hizmetlerini şirkete devrettiniz, özelleştirdiniz. Aslında karşımızda duran tablo tam da sağlığın Osmangazi Köprüsü'dür; hasta olandan 5 lira alınır, olmayandan 10 lira.
Şehir hastaneleri ticarethane mantığıyla işletildikçe vatandaşın mağduriyeti artıyor değerli arkadaşlar. Bakın, şehir merkezinde bulunan hastanelerin ulaşımı kolayken hastaneleri bir uçtan bir uca taşıyarak erişilebilirliği engellediniz. Geçtiğimiz hafta Bilkent Şehir Hastanesine toplu taşıma aracıyla gitmeyi denedim, tam kırk beş dakika sürdü. Ancak Ankaralılar şanslı; Adana'yı, Mersin'i düşünürsek tablo daha vahim, 200 kilometre yol katetmek gerekiyor. Taksi kullanacak olursanız da özel hastane ücretlerini aratmayan bir yol parası ödüyorsunuz. Bakın, Bilkent Şehir Hastanesinin ana girişinden servislere gidebilmek için gene en az kırk dakika yürümeniz lazım. Devasa hastanede birbirine konum atan hastaları görürseniz şaşırmayın. Sağlıklı yaşam için yürümenin şart olduğunu biliyoruz ama hastaları yürütmenin mantığını gerçekten anlayamadık. Çözüm gibi gözükse de on beş yirmi dakikada gelen ring araçlarının da bu konuya çözüm olmadığını hepimiz biliyoruz.
Öte taraftan, "Engelliler için bir şey yapılmış mı?" diye baktığımızda, tabii ki hayır, engellilerin adı bile yok. İstediğiniz gün ve saatte birlikte gidelim, engellilerin ring araçlarına hangi zorluklarla bindirildiğini birlikte görelim.
Şimdi, gelelim bu hastanelerle ilgili vaatlere: "Hasta yatağı artacak." denildi, lafta kaldı; kapananlarla oranlandığında, açılan şehir hastanelerinin yatak sayısında bir şey değişmediği görülüyor. "Ulaşılabilir hizmet." denildi ama hasta zamanında doktora ulaşamadığı için erken teşhis imkânı ortadan kalktı. Kamu-özel ortaklığı adı verilerek "Yük olmayacak." denildi, kira ve hizmet bedeli karşısında hastanelerin döner sermayeleri iflas etti. "Sürdürülebilir." denildi ama liyakat unutuldu, başhekimlerden alınan yetki şirket yöneticilerine devredildi. "Hız" denildi, gereksiz bürokrasi aldı başını gitti; hasta bakımı olumsuz etkilendi, yirmi beş dakikada ameliyathaneye götürülen hasta için bir de taşınma parası ödendi üstüne. "Kaliteli hizmet" denildi ama otelcilik hizmeti ön plana çıktı; acillerde, ameliyathanelerde, yoğun bakımlarda, kliniklerde sunulan sağlık hizmeti sınıfta kaldı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - "Avrupa'nın en büyük laboratuvarları" denildi, deneyimli kamu sağlıkçıları tasfiye edildi; radyoloji, patoloji gibi alanlarda taşeron şirketler söz sahibi oldu. "Enfeksiyon riski olmasın." denildi ama bilimin söylediği, 600'den fazla yataklı hastanelerde enfeksiyon riski göz ardı edilerek 2.700 yataklı hastanelerle övünüldü. Aslında, bir hastanın şu sözü şehir hastanelerini tam tanımlıyor, diyor ki hasta: "Kurban olayım, beni oraya göndermeyin." Daha diyecek bir söz yok. Yediden yetmişe borçlandırılan bir modelde ısrarcı olmanın aslında manalı olmadığını hepimiz biliyoruz.
Alınan katılım payı artacak ve iki yılını doldurmadan kendini finanse etmekte zorlanan bu hastanelerin sağlık hizmetini daha pahalı hâle getireceğini görmemek mümkün değil. Bu durum dar gelirli vatandaş için "Sen gelme, evde ölümü bekle." demek aslında.
Değerli vekiller, geçtiğimiz günlerde, devleti zarara uğratan bu kamu-özel iş birliği modelinden vazgeçileceği açıklandı; olumlu ama yeterli değil.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
GAMZE AKKUŞ İLGEZDİ (Devamla) - Şehir hastaneleri projelerinden tümüyle vazgeçmek gerekiyor; yerine en çok 500 yataklı, monoblok, şehir merkezinde, ulaşımı kolay yeni hastaneler yapılmalı. Gelişmiş ülkeler kolay ulaşılabilen bu tip hastanelere dönerken bizlerin neden bu eski model hastane anlayışını yürüttüğümüzü anlamak mümkün değil. Ne yazık ki rant kavgasıyla inşa edilen, içinde fast foodundan kafesine, süpermarketinden lüks kuaförlerine her şey bulunan AVM tarzındaki hastanelerde halk sağlığı yoktur, rant sağlığı vardır; hasta ve sağlık emekçisine değer yoktur, şirketlerin kâr kavgası vardır. (CHP sıralarından alkışlar) İnanıyorum ki ülkesini düşünen hiç kimse bu yanlışta ısrar etmeyecek.
Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)