| Konu: | Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 16 |
| Tarih: | 12.11.2019 |
CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, tecrübelerimiz bize şunu göstermiştir ki AKP iktidarı zengini sever, paralıyı sever; parası olmayanı, fakiri, yoksulu sevmez. Ha, fakiri ne zaman sever? Seçimden seçime, aklına geldiği zaman sever. İşçi sevmez, esnaf sevmez, çiftçi sevmez, emekli sevmez, hak arayanı hele hiç sevmez. Soma'da beş yıldır tazminatlarını alamayan madencinin hakkını vermediği gibi, yolda yürümesine de izin vermez, suç işlemiş gibi de etrafına jandarmayı dizer.
"Kamu harcamaları" adı altında israf lüks oluşturmuyor, lüks araç kiraları, uçak kiraları, ağırlama giderleri lüks oluşturmuyor ya da Cumhurbaşkanının 3 milyara çıkarılan örtülü ödeneği açık oluşturmuyor, Cumhurbaşkanının almış olduğu asgari ücretin 37 katı maaş açık oluşturmuyor, geçiş garantili köprü ve yollara verilen paralar, hasta garantili şehir hastaneleri açık oluşturmuyor; oysa sırf bunlara sadece sekiz ayda 8,5 milyar ödenmiş, 2020 için beklenen ödeme 18 milyar ve bütün bunlar açık oluşturmuyor ama -sözümün başına geleyim "AKP kimi sevmez?" demiştik? "İşçiyi, yoksulu sevmez, garibanı sevmez." demiştik- 2019 bütçesini açıkladıkları zaman "Orada işçiye, memura, yaşlıya verilen zamlar açık oluşturdu." diye izah edebiliyorlar.
Değerli milletvekilleri, emekliler, emekçiler, asgari ücretliler ve yaşlılar AKP'nin hazırlamış olduğu bütçenin kazananı değil, mağdurudurlar. Yani bütçede faize ödenen paranın açık oluşturmamasına değil, asıl buraya dikkat çekmek lazım. 2019'da imar affı, Merkez Bankası, kefen parası, bedelli askerlik olmasa açık 2 milyar lira olacaktı, neredeyse bu 4 kat artış demekti. 2019'da enflasyona ezdirilen emekçi mi bütçe açığına neden olmuş? "İnsaf ki ne insaf." demek lazım. Zamlarla ez, sonra da "Açık oluştu bütçede ve bunların sebebi emeklilerdir, işçilerdir, memurlardır." de.
Bütçe açığına sebep mi arıyorsunuz sevgili milletvekilleri? Sevgili AKP'lilere özellikle söylemek istiyorum. Ordumuza ait bir millî değer, Tank Palet Fabrikası ihalesiz ve gizli kararnameyle Katar ortaklı şirkete verilmişti ya, hatırlarsınız... Söylemeyi unuttum, bu arada, AKP iktidarı bir de Katarlıları çok sever. İşte bu Katarlılara TMSF tarafından satılan Digiturk için Sayıştay raporu diyor ki: "Satın alan şirketten 158 milyon dolarlık alacak tahsil edilememiş, bu alacak kamu zararı oluşmasına neden olmuştur." Ama ne hikmetse TMSF hâlâ inatla bunu tahsil etmiyor. Yine, Katarlıların ortağı Sancak Grubuna TMSF dolarla arsa satıyor ama kur yükselince, birden, ihale günü geçerli olan kurdan ödenmesine karar veriliyor nedense ve Sayıştay raporuna göre kamunun zararı burada da en az 100 milyon.
Değerli milletvekilleri, şimdi gelelim, elimizdeki kanunla ilgili birkaç değerlendirme yapmak istiyorum. Elimizdeki kanun teklifi finansallaşmış dünya ekonomisine ekonomik entegrasyonumuzun artması sonucu oluşan yeni durumlara yönelik düzenlemeler getiriyor. Denetim yetkisi BDDK'den alınıp Merkez Bankasına veriliyor. Denetim yetkisinin BDDK'den alınmasının asıl gayesi nedir? Şu ana kadar BDDK, elektronik para kuruluşları ve ödeme kuruluşları hakkında kaç kez denetim yapmıştır ve denetimleri sonucunda ne gibi bulgular bulmuştur? Bankaları bile siyasi baskılarla yeteri kadar denetleyemediğini bildiğimiz BDDK'nin elektronik para kuruluşları ve ödeme kuruluşlarını ne kadar denetlediği belirsizdir.
Diğer önemli husus ise dünyada ağırlığı giderek artan elektronik paralar ve sanal paralardır. Elektronik para konusunda ülkemizde düzenlemeler olmasına karşın sanal para hakkında bir düzenleme yoktur. Bitcoin gibi sanal paralara ülkemizde birçok kişinin yatırım yaptığı söyleniyor. Son üç yılda dünyada bitcoin kullancısı sayısının 5 kattan fazla arttığı ve 42 milyonu geçtiği söyleniyor.
Sanal paralara yönelik eleştirilerden bir diğeri ise bunlar devlet kontrollü bir para birimi olmadığı için yapılan uluslararası para transferlerinin hem vergi kaçırma hem de kara para aklama suçlarını artırabileceği ve silah ticareti ve uyuşturucunun finansmanında gizli bir yöntem olarak kullanılabileceği yönünde olmuştur. Bunlarla ilgili tedbirler alınıyor mu? Neden bitcoin ve benzerleri hakkında açık ve net bir düzenleme yapılmıyor? Büyük zararların oluşmasını, vatandaşlarımızın bilinçsizce zarar etmesini mi bekliyoruz? Yeniden Çiftlik Bank gibi facialara kapı mı aralanıyor?
Değerli arkadaşlar, bu düzenlemenin ana rotası banka çalışanlarının çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlıklarının ve güvenliklerinin sağlanması olmalıydı oysa. Sayıları yaklaşık 200 bine varan banka çalışanlarımıza yönelik yaşanan bazı sıkıntı ve önerilerimizi aktaracağım şimdi. Soma'daki "hadi hadi" sisteminin bankadaki karşılığı satış baskısıdır, mobbingtir ve bunlardan da çalışanlar olumsuz olarak etkilenmektedir. Banka çalışanlarının çalışma koşullarına dair Çalışma Bakanlığı ve ilgili kamu görevlileri tam olarak görevlerini yapmadığı için, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi gibi, Plaza Eylem Platformu gibi, sosyal medyada Yaşar Usta Emek Portalı gibi yapılar banka çalışanlarının sorunlarını gündeme getirmektedirler.
Şimdi, mobbing nedir arkadaşlar? Sevgili arkadaşlar, mobbing, psikolojik bir şiddet türüdür. Finans sektörü mobbinge zemin hazırlamakta ve mobbingciyi teşvik etmektedir. Banka çalışanları arasında son zamanlarda yaşanan ciddi sağlık kayıpları ve ölümlerin sorumlusu olduğuna dair kuvvetli şüpheler bulunmaktadır çünkü bankalarda satış baskısı, cezasızlık ve kara liste uygulamaları, ardından zincirleme sağlık yitimi yaşanmaktadır. Bu sistemde, çalışanların performansı ile bankanın kârı arasında doğrudan bir ilişki kurulur ve sonuca odaklanılır. İyi bir çalışan her ne kadar bankanın değerini artıracak çalışmalar yaptığını düşünse de sonunda kendisinden sadece kaç liralık satış yaptığı sorulur. Bunun yanı sıra, bankadaki herkese, görev tanımları içerisinde kredi satışı olmayan güvenlik görevlilerine bile satış hedefi verilir. Performans, Türkiye'de artan beyaz yakalı işsizliğiyle birleşince baskı ve tehdit altında çalışmanın adı olmuştur maalesef. Bunun en acı örneklerinden biri Nadide Kısa'nın hayatını kaybetmesi ve sonrasında gelişen süreçte ortaya çıkan olaylardır. Bankalarda, son birkaç yılda, çalışanlarda genç yaşlarda kalp krizi, beyin kanaması ve kanser gibi çoğunlukla stresle ilişkili görülen ciddi sağlık kayıpları ve çalışan ölümleri yoğun bir şekilde gerçekleşmiştir. Sadece Nadide Kısa mı? Hayır. Birçok banka emekçisi mobbing, baskı, performans ve tehdit altında çalışmaktan dolayı hayatlarını kaybetmiştir. Bankacılık sisteminin neden olduğu bu ölümlerle ilgili ne gibi tedbirler alınmıştır? Yetkilileri bu konuda cevap vermeye çağırıyorum.
Banka çalışanları mobbinge maruz bırakılarak ruhsal ve bedensel olarak tahribata açık hâle getirilmektedir. Çalışanlar arasında duygu durumu düzenleyici ilaç kullanımı oldukça fazladır; oysa, bu yaşanılanların önüne pekâlâ geçilebilir. Atılması gereken adımlar şunlardır: Bankalarda çalışırken beklenmedik şekilde ve genç yaşta hayatını kaybedenlerin, çalışanların ölümleri hakkında mutlaka çalışma koşullarından kaynaklanan riskler incelenmelidir. Tüm diğer finans kuruluşlarındaki kayıplar ve sağlık yitimleri çalışma kaynaklı riskler açısından taranmalı, soruşturulmalıdır. Bu ölümler iş müfettişleri, Meclis komisyonları ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi gibi emek ve meslek örgütlerinin oluşturacağı bağımsız denetim birimleri tarafından soruşturulmalı, çalışma koşullarıyla olası ilişkileri açığa çıkartılmalıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili mevzuatta meslek hastalığı kapsamı manevi bütünlüğünün ihlalini ve zincirleme sağlık kayıplarını içerecek şekilde genişletilmelidir. Mobbingin ceza gerektiren bir fiil olarak tanımlanması gerekmektedir arkadaşlar. Finans sektöründe yıpranma payı mutlaka olmalıdır. Tekrar ediyorum, finans sektöründe yıpranma payı mutlaka olmalıdır. Fazla mesai norm olmaktan çıkartılmalıdır. Bazı bankalarda fazla mesainin görünmemesi için personele turnikeden çıkış yaptırılıp geri çalışmaya yönlendirildiği biliniyor. Bu, ciddiyetle araştırılmalıdır. Çalışanların denetim ve örgütlenme imkânı sağlanmalıdır. Çalışan temsilciliği oluşturulmalı ve kurumdaki sendika eksikliğinin dengelenmesi için, işten çıkarma, mobbing gibi konularda işçi temsilcilerine söz hakkı sağlanmalıdır. Kara liste uygulamasından mutlaka vazgeçilmelidir. İş tanımlarını belirsizleştirecek şekilde çalışanlar üzerinde satış baskısı oluşturulması önlenmelidir.
Son olarak, 28 Nisan resmî olarak iş cinayetlerinde ölenleri anma ve yas günü olmalıdır diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)