GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Asya Verimlilik Teşkilatı Kuruluş Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:2
Tarih:02.10.2019

HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, gündemimiz "Yargı reformu" diye ucube bir paket var önümüzde, şu anda Adalet Komisyonunda devam ediyor... Toplumda sürekli beklenti yaratma, işte, umutları tekrar yineleme. Aslında içinde hiçbir şey olmayan, AKP'nin kendi paketlerini...

Sayın Başkan, grup başkan vekilleri tartışıyor kendi aralarında. Ne yapabilirim?

BAŞKAN - Çok sessiz biçimde sizi dinliyorlar Sayın Beştaş; buyurun siz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Başpiskoposu anlatıyordu bize.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Sayın Özel ve Sayın Muş hararetli bir konuşma içinde; ben de mecburen onları görüyorum yani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Başpiskopos meselesini anlatıyordu da...

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar, lütfen...

Sayın Beştaş'ın süresini tekrar başlatıyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Özür diliyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Süreyi baştan başlatalım.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bir yandan, Adalet Komisyonuna "Yargı reformu" denilen ama asla reform olmayan bir paket getirildi, AKP'nin "mış" gibi paketlerinden bir tanesi. 2002'den bu yana kaçıncı pakettir hatırlamıyoruz ama her paket bir öncekini yok sayıyor, yeni bir şey getiriyormuş gibi yapıyor ama kendi söküklerini, dikişleri tutturamıyorlar, sürekli bir yamalama hâli var; bunu söylemiş olayım.

Bağırarak, çağırarak, hakaret ederek, iftira atarak, yalanla, gerçek dışı beyanlarla haklılık kazanılmaz. Haklılık başka bir şeydir. Biz de Halkların Demokratik Partisi olarak gücümüzü haklılığımızdan alıyoruz. Hep söylediğimiz bir şey var: Bizim yerimizde hangi grup olsaydı -bunu bir temenni olarak söylemiyoruz ya da başka bir amaçla söylemiyoruz- bugün yerinde yeller eserdi. Biz niye bu kadar ayaktayız? Dimdik ayaktayız, dirençliyiz. Çünkü biz gerçekten haklıyız ve gücümüzü buradan alıyoruz; haklılık başka bir şey.

Şimdi kayyum darbesi var. 19 Ağustosta Türkiye'de yeni bir darbe yaşandı. 12 Eylül döneminde bile bu yöntemle bir darbe yapılmamıştı. Bürokratlar ve askerî yetkililer gidip yerel yönetimlerin başında oturmuşlardı Meclisi feshettikleri gibi ama bu yöntemi KHK'ye bir madde ekleyerek, sonra da yasallaştırarak yapmamışlardı. Darbe dönemlerini aratan bir kayyum darbesiyle karşı karşıyayız. En sonunda söyleyeceğimi başta söyleyeyim, kayyum darbesi "Kürtlere seçme ve seçilme hakkı yoktur." demektir "Siz kendi kendinizi yönetemezsiniz." demektir "Sizin seçtiğiniz belediye başkanlarını tanımıyoruz, biz onun yerine istediğimiz bir kişiyi oturturuz." demektir çünkü yasalara göre -biz bu Parlamentoda temsil ediyoruz- seçime gidiyoruz, yasalara göre kazanıyoruz ya da kaybediyoruz. İktidar partisi Diyarbakır'da kayyumu aday yaptı -mademki seçimi tanımayacaktınız- çok güçlü bir yanıt aldı, tokat yedi aslında. Halk "Kayyumu kabul etmiyorum." dedi, yüzde 63'le belediye eş başkanlarını seçti ama sonrasında 1 Nisanda vali -belediye başkanı olmak istiyor ya, kayyum- yazı yazıyor diyor ki: "Kayyum atayın." Ya, el insaf, daha gidip oturmadılar, daha devralmadılar, daha belediyede bir çalışma yapmadılar. 1 Nisanda niye bu yazıyı yazdınız? Ve sonrasında, 19 Ağustosta, işte, 3 büyükşehir belediyemize, sonrasında Kulp, sonrasında Karayazı belediyelerimize kayyum atandı. Neymiş efendim? İki temel gerekçe var: Biri eş başkanlık, diğeri de belediye başkanlarımız hakkında devam eden soruşturmalar yani öncesinde var olan soruşturmalar. Zaten 2 belediye başkanımızı yakinen tanıyorsunuz, biri Bedia Özgökçe Ertan, birisi de Selçuk Mızraklı; ikisi de vekilken aday oldular, Ahmet Türk'ü zaten biliyorsunuz. Herhangi bir engel yok. AKP Grubu şöyle demiş: "Aday olmakta engel olmayabilir ama kamu hizmeti yapmakta engel var." Yapmayın ya! Hukuk böyle yorumlanmaz. Hukuk şöyle yorumlanır: Bunlar hakkında soruşturmayı açanlar zaten önceden açmışlar. Ayrıca, şu anda kimin hakkında ne soruşturma açılacağına yargı değil, iktidar yetkilileri karar veriyor. Kimin hakkında mahkûmiyet kararı verileceğine yargı değil, AKP Grubu ve Cumhurbaşkanı karar veriyor. Bu nedenle kayyumla ilgili kararın son süresi 19 Ekim. Bir an önce bu yanlıştan vazgeçilmelidir. Bu siyasi darbe asla halka hazmettirilemez, yutturulamaz. Şu anda Diyarbakır, Mardin ve Van halkı "Kayyum bizi yönetemez." diyor. Kayyum halkın arasına gidip bir adım atamıyor, etrafına etten duvar örmüş, karakol hâline getirmiş belediyeyi yine, halk giremiyor oraya ama "Ben buranın Belediye Başkan Vekiliyim." diye sivil toplum örgütlerine, odalara yazı göndererek "Gelin, beni ziyaret edin." diyor. Yani o kadar vahim bir tablo var ki seçme seçilme hakkı yoksa, seçme seçilmenin sonucu tanınmıyorsa orada demokrasinin kırıntısı yoktur. Hep söylediğimiz bir cümle vardır: Hukuk herkes içindir, hukuk herkese lazım olur. Size de lazım olacak ve bu çok uzun sürmeyecek, bütün herkese lazım olduğu gibi, yakında iktidar partisi yetkililerine de lazım olacak. Bu nedenle kayyumun savunulacak hiçbir yanı yoktur.

Daha önceki kayyumların marifetlerini bütün Türkiye gördü. Elinizi vicdanınıza koyun, çok insani bir şey soruyorum: O banyoları gördüğümüzde, o yüzbinlerce liralık fıstık, fındık, kadayıf paralarını gördüğümüzde, o Sayıştay raporlarındaki yolsuzluğu gördüğümüzde hepimiz utandık, sizler utanmadınız mı? Ben utandım kendi adıma. Halka hizmet etmesi gerekenler orada lüks, şatafat içinde, etrafı karakol olarak örülmüş belediye binalarında yiyip içtiler. Daha önce de arkadaşlarımız söylemiş, efendim, 20 kişilik, 26 kişilik salonda binlerce kişiye yemek verdik diye fatura yapmışlar. İşte, hırsızlık orada, yolsuzluk orada.

Biz hırsızlık bilmeyiz, biz yolsuzluk bilmeyiz. Çok şükür, şu ana kadar hiçbir belediye başkanımız hakkında yani dört yıl önce atanan kayyumlarda tutuklanan belediye eş başkanlarımızla ilgili "Belediyenin kaynağını hırsızladınız, yolsuzluk yaptınız." ya da "Bir yere gönderdiniz." diyorlar ya, buna ilişkin iddia bile ileri sürülemiyor. Bu nedenle kayyumu çekin, bu darbeyi halk kabul etmeyecek, o halka belediye başkanlığı yapamaz. Yani bu aynı zamanda Kürtlere yönelik, diline, kimliğine, kültürüne de büyük bir saldırıdır çünkü kayyum gelir gelmez Kürtçeyi yasaklamıştır, tabelaları kaldırmıştır, daha dün Kürtçe müziklerin yasaklandığı bir ortamda yaşıyoruz. Türkiye'nin dörtte 1 nüfusuna, Kürtlere bunu kabul ettiremeyeceksiniz.

Diğer bir mesele, yani AKP çıkmaya çalıştıkça daha çok batıyor, Demirtaş ve Yüksekdağ kararı. Bilmiyorum basından izlediniz mi? Eğer A Haber'den izlediyseniz, bu gerçekleri tabii ki öğrenemezsiniz. Hep söylüyoruz: HDP'yi HDP'den izleyin. 4 Kasımdan beri Yüksekdağ, Demirtaş, diğer arkadaşlarımızla beraber hapiste; az kaldı, bir ay sonra üç yılları doluyor ve haklarında... Ben otuz yıldır avukatım, yani 1991'den beri hukukçuyum, çok büyük facialar yaşadım hukukta ama bir iddiayla 2 kere tutuklama kararı verildiğini gerçekten bilmiyorum, duymadım yani, böyle ucube bir şeyi duymadım. Yani birine hani "Sen bir cinayet işledin." deyip ceza verirsin. "İkinci kere aynı cinayetten -tırnak içinde tabii ki- bir daha dava açıyorum sana çünkü senin çıkmanı istemiyorum." demek, mümkün değildir. Ne yapıldı? Yüksekdağ ve Demirtaş, aynen öyle olmuş, alelacele, bir panikle -cezaevi görevlilerini gözlemişler- SEGBİS odasına alınmışlar, "Sizin hakkınızda yeni bir iddia var." demişler. Ve savcı bulamamışlar uzun süre, savcıya beyanda bulunmayı reddetmişler. Hâkimi saatlerce aradılar, nöbetçi hâkim yerine orada bir hâkim buldular, getirdiler. Daha önce tefrik edilen, adları olmayan -şüpheli bile değiller- bir dosyadan efendim, en ağır sevk maddesiyle tutuklama kararı verildi. Ama merakımız çok sürmedi, biz biliyorduk, hemen sonraki gün Cumhurbaşkanı "Biz onları bırakamayız." dedi. Daha önce de AİHM kararı sonrasında, Demirtaş kararı sonrasında şunu demişti: "Biz karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz." O karşı hamle şuydu: Demirtaş'a Türkiye tarihindeki en yüksek propaganda cezası verildi: Dört yıl sekiz ay; benzeri yok, araştırdık. Ve istinaf da Erdoğan'ın açıklamasından bir hafta sonra onayladı. Kararı vermişti baş hâkim olarak, baş yargıç olarak. Son kararda da "Bırakamayız." demekle kurgu ve kararı verenin kim olduğu açığa çıktı.

Şimdi, kim bize "Yargı tarafsız ve bağımsız." diyebilir ki? Yazık değil mi o hâkimlere? Yazık değil mi o savcılara? Dört yıl hukuk okudular, staj yaptılar, siz kamuoyunun önünde onların bütün itibarlarını, onurlarını yerle bir edecek bir açıklama yapıyorsunuz ve "Kararı ben verdim." diyorsunuz. O zaman Yargıtaya, Danıştaya, Sayıştaya, yerel mahkemelere gerek yok; bir kişi bütün kararları versin, biz de bilelim.

Son olarak, eş başkanlık meselesi kayyuma gerekçe yapıldı, onu en sona bıraktım. Eş başkanlık, kayyum atanması sebebi değildir; eş başkanlık, kadınların temsil mekanizmalarında eşit şartlarda yer almasıdır, tıpkı Parlamentodaki gibi yerel yönetimlerde de kadınların iradesinin orada temsil edilmesidir. Ayrıca, eş başkanlık topluma sunulmuştur, halk eş başkanlığı onaylamıştır. 2014'te eş genel başkanlık Siyasi Partiler Yasası'na girmiştir. Şimdi bunun yasa dışı olduğunu kim iddia edebilir? Başka bir gerekçe bulunamadı, eş başkanlık sistemini sanki kriminal bir şeymiş gibi getirip İçişleri Bakanlığı kararına dercettiler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Bitiriyorum.

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Beştaş.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Her gün en az 1 kadın öldürülürken -rakamı tam vermemek için, ortalama 3 kadın galiba- yüzlerce kadın tacize, tecavüze uğrarken, istismara uğrarken, sokak lambaları yokken, sığınaklar yetersizken, kadınlar bu kadar şiddetle yüz yüzeyken, istihdam alanlarında eşit işe eşit ücret yokken ve daha binlerce sebep varken bunu çözmeyen iktidar, eş başkanlıkla kadınların temsiliyetini engellemeye çalışıyor. Biz Halkların Demokratik Partisi olarak kadın haklarından bir gıdım taviz vermeyeceğiz, eş başkanlıktan bir adım geri atmayacağız çünkü bu meşrudur, çünkü halk bunu onaylamıştır ve kadınların temsil edilmediği, kadınların özgür olmadığı hiçbir toplum özgür değildir. Kendi kendimizi aldatmayalım. Sizin özgürlüğünüz de bütün toplumun özgürlüğü de kadınların özgürlüğüne bağlıdır diyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)