| Konu: | CHP Grubu önerisi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 84 |
| Tarih: | 28.05.2019 |
CHP GRUBU ADINA ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Dün Meclis, iktidar partisi grubunun 200 milletvekiliyle Mecliste bulunma ve Meclisi çalıştırma sorumluluğunu yerine getirmediği için kapandı, kapandığı için de grup önerimiz dünden bugüne kaldı. Öneri dün görüşülebilseydi eğer Genel Başkan Yardımcımız Tuncay Özkan tarafından bu gerekçe açıklanacaktı. Zira grubumuzda Tuncay Özkan dışında Eskişehir Milletvekilimiz Sayın Utku Çakırözer ve İzmir Milletvekilimiz Sayın Atila Sertel de var. Üçü de aktif gazetecilik yapmış olan, gazetecilik meslek örgütlerinde görev almış ve Gazeteciler Federasyonu Başkanlığı görevini yapmış Atila Sertel bugün demokrasi nöbetinde İstanbul'da olmasalardı kürsüde ben olmayacaktım. Tüm milletvekillerimiz gibi, grubumuzdaki 110 milletvekili gibi gazeteci arkadaşlarımız da dünya siyaset tarihinin en büyük mağduriyetini yaratan ve Türkiye demokrasisi açısından en kara lekelerden bir tanesi olan 6 Mayıs yerel siyaset darbesinin izlerini ortadan kaldırmak, Ekrem İmamoğlu'nun, İstanbullunun hakkını savunmak, Türkiye'nin yitip giden itibarının daha da kötüye gitmemesi için İstanbul'da gayret gösteriyorlar.
Bugün Türkiye'de gazeteciler, tarihimizin en kötü günlerini yaşıyor. Anadolu Ajansının dahi üzerinde bir vesayet odağı var. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve bizzat İletişim Başkanı, şu anda basın kartlarının kime verileceğini, gazetelerin hangi manşetlerle çıkacağını, hangi siyasi parti temsilcisinin hangi gazetede, hangi televizyonda kaç dakika kalacağına bizzat karar veriyor. Ben şunu duymak isterim: "Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına gazetelerin baskıya girmeden önce -3, 5 tane buna direnen muhalif gazete hariç- manşetlerini İletişim Başkanı görüp onay vermiyor; bu, doğru değildir." denmesini isterim burada. Ama bu yalanlamayı yapabilecek durumda değilsiniz. Hepimiz biliyoruz ki bir merkezden üretilen manşetler, bir merkezden yaratılan algı operasyonları ve mutlaka ve mutlaka "1'inci sayfayı bir görsün bakalım bizim başkan, ondan sonra baskıya girersiniz." diye gece yarılarına kadar baskı makinelerinin başında bekletilen basın emekçileri ve Türkiye'nin savrulduğu durum yani ön sansür pozisyonuna gelmiş durumdayız.
4'üncü güç, demokrasinin 4'üncü gücü ne durumda? Dünyada Basın Özgürlüğü Endeksi var. Bununla AK PARTİ dönem dönem övündü, geldiğinde 180 ülkede 99'daydık, 90'lara doğru yaklaştıkça övünüyordu, aynı endekste 157'nci sıradayız, 157, bunun içinde her şey var ama Türkiye, 180 ülke içinde siz geldiğinizde 99'uncu sıradayken bugün 157'nci sırada. Bunun savunulacak, kenarından dolaşılacak, bir bahane bulunacak tarafı da yok.
68 gazeteci şu an tutuklu durumda Türkiye'de ve 10 Mayıs günü Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ, 25 Mayıs günü de Odatv yazarı Sabahattin Önkibar evlerinin önünde -birisi televizyondaki yayından çıktıktan sonra- sopalı birden çok kişi tarafından darbedildiler, öldüresiye dövüldüler, çok uzun iş göremezlik raporları var ve bunlar, 2019 Türkiyesi'nde bu gazeteciler muhalif söylemlere sahip diye oluyor. Sadece onlar değil, Antalya'da İdris Özyol ve Engin Çevik, Adana'da da Hakan Denizli isimli yerel gazeteciler aynı şiddetin kurbanı olmuş durumdalar ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu çıkıp şunu söyleyebiliyor "prompter"cuğundan konuşarak ve dönüyor diyor ki: "Tayyip Erdoğan Türkiyesi, bugün herkesin kendini ifade ettiği, kimsenin korkmadığı, kimsenin çekinmediği bir ülkedir."
Arkadaşlar, okudukları gazetenin yazarının elinde beyzbol sopaları olan Vandallar tarafından dövüldüğünü, kan içinde kaldığını, kaburgalarının, kemiklerinin kırıldığını görünce bu ülkede insanlar korkmaz mı? Gazeteciler o kalemi tekrar tutuyorsa sizin yarattığınız özgürlük ortamından değil, yüksek ahlakları ve baskıya karşı üstün dirençleri ve mesleklerine bağlılıklarından dolayı tutuyorlar. Ya tutamayanlar, ya yazarken kendiliğinden kendini sansürleyenler? Bunu yapmaya mı geldiniz erdemliler hareketi olarak?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - On yedi yıl önce "Yoksullukla, yasaklarla mücadele edeceğiz." diye gelip de bugün Türkiye'de gazetecilerin kanlar içinde yerde yattığı görüntülerinin üstüne trollerin "Öyle konuşursan böyle olur." paylaşımlarını maruz gören bir iktidar anlayışı olabilir mi? Ve bu dil, birileri tarafından teşvik ediliyor. "İllet" diyen "zillet" diyen "terörist" diyen... Adamın kardeşine diyorsunuz ya, damadına diyorsunuz, gelinine diyorsunuz. Kendisi MHP'lidir, gelini İYİ PARTİ'lidir, illet denir mi? Kendisi CHP'lidir, kardeşi AK PARTİ'lidir, zillet denir mi? Biri HDP'lidir, bir diğeri AK PARTİ'lidir, yok mu? Dünya kadar var. Adamın kardeşine, çocuğuna, arkadaşına "illet, zillet, terörist" diyen, hedef gösteren ve gösterilen hedef kanlar içine boğulduğunda mahcup, üzüntü mesajları atmak yerine burada bir tavır göstereceğiz.
Hekime karşı şiddetle ilgili mücadeleyi 16 kere reddettiniz 16 kere. Ne zaman Ersin kardeşimin böğrüne Gaziantep'te bıçağı sonuna kadar sokup çevirdiler, önergeyi kabul ettiniz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Başkanım, toparlayayım müsaadenizle.
BAŞKAN - Toparlayın Sayın Özel.
ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) - Hekime karşı, sağlık çalışanlarına karşı şiddet için oturuldu, toplanıldı, gereği yapıldı mı? Önerilerin büyük bir kısmı duruyor. Ama ne çıktı ortaya? Dendi ki: "Caydırıcı olması için: Bir, tutuksuz yargılamayı neredeyse imkânsız kılacak düzenlemeler yapmalıyız; iki, cezayı ağırlaştırmalıyız." Şimdi, sağlık çalışanlarının böyle bir özel düzenlemeyi çoktan hak ettiği konusunda hemfikiriz, peki gazeteciler hak etmiyor mu?
Gazeteciye sağlayacağınız özgürlük ortamı ve ona sağlayacağınız güvence, toplumun haber alma hakkına sağlanmış güvencedir, toplumun özgür düşünce ve özgür düşünceye özgürce ulaşma hakkına sağlanmış güvencedir, demokrasiye sağlanmış güvencedir. Bunu yaparsanız hepimiz seviniriz ama gururu iktidara kalır. Neden bundan çekiniyorsunuz? Neden burada gerekli adımları atmıyorsunuz? O zaman sustuğunuzda şiddetin ortağı olursunuz. Susmayın, hep beraber çözelim.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)