GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:52
Tarih:13.02.2019

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkenin doğal kaynaklarını kullanması, madenlerini işletmesi, ekonomiye katması elbette çok önemlidir ama bunu yaparken sadece maden sahiplerinin çıkarlarını korumayacaksınız, madende çalışan işçileri de koruyacaksınız, onları denetleyeceksiniz, önlem alacaksınız. Yani Soma'da yaptıklarınızı yapmayacaksınız ya da mesela sadece birilerini zengin etmek uğruna madenleri peşkeş çekmeyeceksiniz. Çevreyi de koruyacaksınız yani bir yandan şirket için, Yırca'da olduğu gibi zeytinlik alanları talan ettirmeyeceksiniz. Mesela sadece enerji üretmeyeceksiniz, bunu yaparken çevre sağlığını, insan sağlığını tehdit edecek tasarruflardan kaçınacaksınız. Yani her bulduğunuz yere, ormana, su kıyılarının yanına santral dikmeyeceksiniz ve bunu özellikle halka rağmen yapmayacaksınız.

İşte Tekirdağ Pınarça'ya yapılması planlanan termik santral; iptal edildiydi, yok edilmediydi, yok seçim sonrasına ertelendiydi... Bu ülkenin bir Çevre Bakanı yok mu? Bu ülkenin bir Enerji Bakanı yok mu? Çıksın, desin ki: "Bu santrali iptal ettik. Buraya da bir daha başka santral yapmayacağız." Ha, demiyorsa, kulaktan kulağa oynar gibi "Bu bunu dediydi, şu şunu dediydi."yle olmuyor bu iş.

Bakın, 30 Ocakta sivil toplum kuruluşlarına Bakanlık bir yazı gönderiyor, diyor ki: "ÇED süreci iptal edilmedi, devam ediyor." Aynı Bakanlık 4 Şubatta bu sefer Tekirdağ'daki kuruluşlara ve belediyelere gönderiyor, diyor ki: "ÇED süreci iptal edilmiştir." Bakanlık aynı bakanlık, şimdi hangisi doğru? Beş gün arayla yanıt değişiyor; insanlar bu yüzden güvenmiyor, inanmıyor. Haklılar da çünkü sizlerin vicdanının sızlamadığının, sorumluluk hissetmediğinizin çokça kanıtı var ortada.

Bakın, bir örnek: 2011-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığınca Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Kocaeli ve Antalya'da bir araştırma yürütülüyor. Bu, çevresel faktörlerin sağlığa etkileri üzerine bir değerlendirme ama üstünden üç yıl geçmesine rağmen maalesef bu konu hakkındaki araştırma sonuçlarıyla ilgili kamuoyuyla bir paylaşım yapılmıyor. Bir kişi, bir bilim insanı Bülent Şık buradaki verileri paylaştığı için, Dilovası ve Ergene havzasındaki kanser sıklığını belirttiği için geçtiğimiz hafta yargılandı. Asıl yargılanması gereken Bakanlık yetkilileriyken 1 milyon 300 bini çocuk olmak üzere bölgede yaşayan 7 milyon insanın sağlık hakkını, çevre hakkını, çocuk hakkını savunduğu için Bülent Şık yargılandı. Neyle? Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri açıklama, temin etme, göreve ilişkin sırrın açıklanmasıyla suçlanıyor. Kamuoyunu son derece yakından ilgilendiren çevresel bir araştırmanın sonuçları neden yasak ve gizli bir bilgi olarak değerlendirilsin? Halk sağlığından bahsediyoruz, halk sağlığının sırrı olur mu? Olmamalı, olamaz da aslında ama maalesef burada Bakanlığın "Açıklanması yasak ve gizli." dediği bir sır var, bu sır ne? Bu bölgelerde yaşayan insanların soluduğu havada, içtiği suda, yediği gıdalarda vücutlarının tolere edemeyeceği miktarda kimyasal madde olması ve bu kimyasal maddelerin bu bölgede yaşayan insanları, bizleri kanser etmesi ve birçok hastalığa sebep olması, maalesef. Burada hem kirliliği önlemeyin -insanların sağlığı riske atılsın, kanser vakaları almış başını yürüsün- hem de bu bilgileri saklayın, insanlar ne olduğunu bilmesin, sonra da "Dikkat edin, burada risk var." diyen kişiyi dava edin. Aslında, normal kuralların işlediği bir ülkede o insana değil dava açmak madalya takarlardı, madalya.

Bakın, Ergene benim seçim bölgem, ben orada yaşıyorum, çocuklarım orada dünyaya geldi, büyüdü o 1 milyon 300 bin çocuk gibi. Ergene simsiyah akıyor, Türkiye'nin en kirli suyu, içinde bırakın balığı, bakteri bile yaşamıyor. Gerçekten, içinde kadmiyumdan arseniğe, kurşuna her türlü ağır metal var ve sadece Ergene Nehri değil, maalesef, havzanın tamamı kirli ve kanser vakaları gerçekten çok yüksek. 2011'de Bakanlık dedi ki: "Bu iş bizim için çocuk oyuncağı, biz Haliç'i temizlemişiz, burayı mı temizleyemeyiz?" "Biz yüzeceğiz." dediler, "Biz balık tutacağız." dediler, o günden bugüne hiçbir şey yok, Dilovası da aynı durumda ama umurunuzda değil, hem suçlu hem güçlüsünüz bu olayda olduğu gibi.

Değerli milletvekilleri, enerji elbette önemlidir, elbette vazgeçilmez bir ihtiyaçtır, kimse enerjiye düşman değil ama istiyorlar ki çevreleri kirletilmesin, sağlıkları tehlikeye girmesin; bunu istiyorlar. Tabii ki bunu belirtmek zorundalar, bunun hesabını yapmak zorundalar ama sizler Hükûmet olarak öyle vurdumduymazlık içindesiniz ki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

CANDAN YÜCEER (Devamla) - ... sağlıkmış, insanmış, çevreymiş umurunuzda değil; varsa yoksa birilerini zengin etme sevdası. (CHP sıralarından alkışlar) İşte örnek: Bu torbanın 45'inci maddesi.

2016'da bir değişiklik yapılmış, denmiş ki: "Özelleştirilen enerji üretim tesisleri 2019'a kadar çevre mevzuatına uygun hâle getirilsin." yani bacasında filtresi yoksa filtre taksın, çevreyi kirletmeyecek, sağlığı tehdit etmeyecek önlemler alınsın. Peki, ne olmuş? Yıl tamamlanmış, bunda bir sorun yok, gelinmiş, aradan üç yıl geçmiş -üç yıl her türlü önlemi almak için yeterli bir süre- ama ne olmuş? Şimdi ne deniyor? "Tamam, siz 2016'da bunun taahhüdünü verdiniz, buraları aldınız ama yapmadınız, canınız sağ olsun, siz iki yıl daha kirletmeye devam edin." deniliyor şimdi bu firmalara.

Onların canı sağ olsun da asıl halkın canı ne olacak diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)