| Konu: | Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 44 |
| Tarih: | 10.01.2019 |
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçi çok milletvekili arkadaş yok ama yine de hepinizi selamlıyorum. Doğrusu insanın -kendi adıma söyleyeyim- konuşası da yok yani böyle bir ruhsuzluk, böyle bir, ne bileyim, garip bir hava var şu anda Mecliste. Kime ne anlatıyorum, bilmiyorum, stüdyoda konuşuyorum. Ben şu anda kendimi televizyon stüdyosunda konuşur gibi hissediyorum, onu halkımıza da söyleyeyim çünkü karşımda dinleyici ya da milletvekilleri, bir yasama faaliyeti olmadığını önemle belirtmek istiyorum.
Bugün Çalışan Gazeteciler Günü.
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Garip bir şey...
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yani şu anda öyle hissediyorum, ne yapayım?
ABDULLAH GÜLER (İstanbul) - Ama Başkanım gayet iyi, bizler iyiyiz.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Ben öyle hissediyorum, bunu söylüyorum, duygumu söylüyorum.
BAŞKAN - Sayın Beştaş, siz hitabınızı sürdürün, siz mesajlarınızı verin.
Buyurun.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, 212 sayılı Yasa'nın aynı zamanda yürürlüğe girdiği gün, özlük haklarıyla ilgili aslında bir gün ama gazetecilerin özlük haklarını düşünecekleri zaman var mı? Yok tabii ki. Çalışan gerçek gazeteciler var mı, bunu konuşmamda kısaca ifade etmek istiyorum.
Evet, gerçekten bugün çalışan gazeteciler olmadığı için aslında bu takvim, bugün bence yapraklara asılı kalıyor çünkü etrafımızda gazetecilerin hangi koşullarda çalıştırılmadığına yakından tanıklık ediyoruz. Gazeteler kapatılıyor, gazeteciler tutuklanıyor, televizyonlar kapatıldı, sarı basın kartları iptal edildi. Neden? Çünkü dünyaya çalışan gazetecilerin, gazetecilerin tutuklu olmadığını ya da az olduğunu ispatlamak için sarı basın kartlarının olması gerekiyordu. Bunlar da yetmedi, ana akım medya kuruluşu olan Doğan Grubu devlet destekli krediyle şimdi -biliyorsunuz burada çok tartışıldı- artık başka bir modda çalışıyor, yandaş medyaya katıldı.
Peki, gerçekten, dünya bunu yutuyor mu yani buna ikna oluyor mu? Tabii ki olmuyor.
Son bir şeyi okuduğumda gülümsedim ve sizinle paylaşmak istiyorum. Alman Gazeteciler Birliği (DJV) Başkanı Frank Überall geçtiğimiz haftalarda bir açıklama yaptı -bilmiyorum duydunuz mu, ben de incelerken gördüm- kendi ülkesinde gazetecilik yapan meslektaşlarına "Hiç kimse yılın en güzel haftalarını gözaltında geçirmek zorunda kalmak istemeyecektir." diyerek bir ironi yapmış ve demiş ki: "Türkiye tatiliniz kötü bir tuzak hâline gelebilir, aman dikkat edin." Niye böyle demiş? Çünkü demiş ki: "Gazeteciler özel tatillerine dikkat etsinler, hatta sosyal medyalarına geçmişe doğru bir baksınlar, Türkiye hakkında bir yorum yapmışlarsa başlarına ne geleceği malum, tatilleri bitebilir." Bu kadar da dünyanın diline utanç verici bir şekilde malzeme olmuş durumdayız. Bu örnek gerçekten çok dikkat çekici. Türkiye'ye seyahat uyarıları yapılacak kadar vahim bir noktadayız. Evet, bu bir utanç tablosu.
Utanç tablosunun başka bir boyutu: Sınır Tanımayan Gazetecilerin her yıl Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi sıralanıyor, 180 ülke bu endekste yer alıyor, Türkiye 157'nci sırada. Daha vahimi var: Türkiye'nin 1 sıra önünde Afrika ülkesi olan Ruanda yer alıyor, 1 sıra gerisinde ise Kazakistan yer alıyor. Utanç tablosunu ağırlaştıran başka bir boyut.
Peki, milat ne? 2014'te -otosansürün, basın sansürünün miladı- Pamukova'daki hızlı tren kazası olmuştu, hatırlayanınız vardır. O dönem bir gazeteci "Ulaştırma Bakanı istifa edecek mi?" diye Erdoğan'a sormuş, Erdoğan da "Sen hangi gazetedensin?" demiş ve o günden bugüne gelmişiz. Gazeteciler o günü bir milat olarak kabul ediyorlar ve gerçekten, Türkiye Gazeteciler Sendikası da verilerine göre şu anda 141 gazeteci ve medya çalışanının cezaevinde olduğunu söylüyor. Tabii, şunu diyeceksiniz resmî açıklamalarda Cumhurbaşkanı ve AKP yetkilileri: "Hayır, hayır, onlar gazeteci değil, onlar gazetecilik faaliyetinden içeride değil." Çünkü harıl harıl sarı basın kartları iptal ediliyor, geri alınıyor, gazeteciler ama içeride. Yani böyle bir realite var. Tabii ki bu tutuklu gazetecilerin önemli bir bölümünün Kürt medyasından olduğunu söylememe gerek yok. Sevgili Kibriye Evren bir gazeteci kadın, bugün mahkeme karşısına çıktı ve maalesef tutukluluk hâli devam ettirildi. Kibriye Evren şunu demişti cezaevinden gönderdiği bir mesajda: "Gazetecilik, gerçekleri açığa çıkarınca anlam bulur." Bir de ayrıca şunu eklemiş: "Gazeteciler susarsa tüm toplum susar."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Toparlıyorum.
BAŞKAN - Lütfen...
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Evet, iktidarın hedefinin, gazetecileri susturmakla aynı zamanda toplumu susturmak anlamına geldiğini de biliyoruz.
Gerçekten, bu konuda söyleyecek milyonlarca şey var ama şunun da hakkını teslim edelim: Her türlü baskıya, engellemeye, tutuklamaya, işten atılmaya, sarı basın kartlarının iptaline rağmen hakikat peşinde koşan ve bu konuda canını dişine takarak çalışan gazeteciler de var. İşte bu nedenle, ben özellikle, canını dişine takarak çalışan Ape Musa'nın, Hrant Dink'in, Metin Göktepe'nin, Kadri Bağdu'nun kalemini yere düşürmeyen gazetecileri özel olarak saygıyla sevgiyle selamlamak istiyorum. Evet, gazetecilerin görevi topluma hakikatleri ulaştırmaktır ve biz bu hakikatleri sunan gazetecilerin gününü kutluyoruz. "Kendilerinin yolu açık olsun." diyorum.
Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)