| Konu: | Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 43 |
| Tarih: | 09.01.2019 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünkü konuya zaman yeterse tekrar ek yapacağım, önce başka konularla başlayayım.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - İlla ek yapmak durumunda değilsiniz efendim.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Yok. Şu anda da Siirt İl Nüfus Müdürlüğünde yüzlerce insan karda bekletiliyor ve iş yavaşlatılmış, 1 memur çalışıyor, ben dört saattir yetkililere ulaşamadım. Kayıtlara girsin. Bunu da ben söylemiş olayım.
Değerli arkadaşlar, 9 Ocak 2013'te Paris'te 3 Kürt kadını organize bir şekilde suikasta uğradı ve öldürüldü, bugün yıl dönümü. Bugün sabah biz bir önerge indirecektik, maalesef önergemiz iade edildiği için önergemizi indiremedik. İade edilme gerekçesi ne? Ben hukukçu olarak titizlikle önergelerimi inceliyorum. Kaba ve yaralayıcı bulunan mesele, "MİT" geçmiş önergede. MİT'in bu işin içinde olduğunu, planlayıcısı vesaire diye iddialar olduğunu, bunun araştırma komisyonuyla aydınlığa kavuşturulması gerektiğini söylemişim. Niye kaba ve yaralayıcı? Hakan Fidan geçmişte bu konuda çıkıp, MİT'e ilişkin ortaya sürülen iddialar ve belgeler konusunda net bir şekilde şunu dedi: "Bu belgeler Millî İstihbarat Teşkilatında üretilmiştir. Biz konunun takipçisiyiz ve araştırıyoruz." Aradan altı yıl geçti. Dosyanın avukatlarından biriydim, vekâletim var. Biz, MİT'e yazı yazılmasını istedik savcılıktan "Nedir bunların dâhiliyeti?" Hâlâ cevap yok, dosyada gizlilik devam ediyor. Bu vesileyle önergemizi reddeden zihniyeti kınıyorum. Evet, bu suikastlar burada tartışılmalıdır ve gerçekten uluslararası bir organizasyonla 3 Kürt kadınının öldürülmesini kabul etmemiz, bunu sineye çekmemiz, peşini bırakmamız da söz konusu değil. Bu vesileyle 9 Ocak 2013'te aramızdan ayrılan, katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez'i saygıyla anıyorum. 6'ncı yılında maalesef şu özrümüzü de söylüyoruz: Başaramadık şu ana kadar, dosyanızda bir açıklık yok ama kadın özgürlük mücadelesini başarıya ulaştıracağımızın sözünü kendilerine vermek istiyorum.
İkinci değinmek istediğim konu; değerli milletvekilleri, bugün AK PARTİ sözcülerinden Ömer Çelik şöyle bir cümle kurmuş, demiş ki: "Hiç kimse Kürt kardeşlerimize sahip çıkma konusunda Türkiye Cumhuriyeti'ne ders veremez. Kürtlerin en büyük dostu, hatta tek dost devlet Türkiye Cumhuriyeti'dir diyebilirim. Türkiye Cumhuriyeti devletine 'Kürtlere dokunmayın.' diyen kim varsa kendileri aynaya baksınlar, Kürtlere yaptıkları zulmü hatırlasınlar..." ve devam ediyor. Yine Numan Kurtulmuş iki gün önce şunu söylemişti: "Suriye, Irak ve Türkiye'deki Kürtlerin tek koruyucusu ve sahibi biziz." Şunu söylüyorum: Her şeyden önce, sizin sahibiniz olabilir ama halkların sahibi olmaz. Halklar, kendileri bir varlıktır ve iradelerini kendileri temsil ederler. Bu sahiplik meselesi, kardeşlik meselesi sadece, gerçekten soyut, dostlar alışverişte görsün misali söylenen sözlerdir. Kürtlerin bir sahibe ihtiyacı yok. Bunu gerçekten önemle söylemek istiyorum ve şunu da söylemek istiyorum: Kürtler, Kobani'de IŞİD'e karşı, dünyanın başına bela olan IŞİD çetesine karşı bütün dünyaya insanlık değerleri için verilen mücadelede ders verdiler. Kürtler kendi başlarının çaresine bakabilirler ve şunu da son söz olarak söylemek istiyorum: Aman, "sahiplik" ve "kardeşlik" lafını bırakın; gölge etmeyin, başka ihsan istemiyor Kürtler sizden. Burada kimseye sahiplik iddiasında da bulunmayın.
Evet, değerli milletvekilleri, şimdi kanuna geçiyorum.
Önümüzdeki kanunda, "Bazı Kanun..." diye başlayan bir torba yasayla karşı karşıyayız. Ne ya bazı kanunlar? Bu kanunların adı yok tabii, her torba yasada olduğu gibi. İçeriğini anlamak bir bütünlük içinde, o da mümkün değil. "Bazı" "bazı" diyerek tüm kanunlar üzerinde neredeyse değişiklik yapılıyor ve bu şekilde, tüm hukuk sistemi çok güzel bir şekilde gerçekten çökertildi.
"Torba yasa" denilen bu yöntem, AKP'nin kendi bekasına dair ne gerekiyorsa tez elden yapma iradesinin bir ürünü aslında. Evet, hızlıca, vurkaç yöntemiyle yasalar değiştiriliyor, onlarca yasa üzerinde değişiklik yapılıyor. Şimdi, seçim arifesinde, hızla, neyi kendimize yontarsak kâr mantığıyla tüm hukuk kaideleri yerle bir ediliyor; bu torba yasa da aynen böyle.
Peki, bu kanun tekliflerinde, Parlamento çatısı altında, komisyon aşamasından sonra Genel Kurula gelene kadar muhalefetin, sivil toplumun, halkın bir iradesi, bilgisi, katkısı var mı? Tabii ki yok. Yani beklenen kolektif bir çalışma ve kolektif bir akıl asla söz konusu değil.
Peki, bu yasa teklifinin önümüze kadar gelmesinde muhalefet var mı? Yok. Öncesinde sivil toplum kuruluşlarından yahut bilimsel kuruluşlardan görüş alınması söz konusu mu? Haşa, ne gerek var? Tek bir cümleyle öneri ya da eleştirilerimiz bu teklif metnine yansıyor mu? Asla yansımıyor. AKP yemeği pişiriyor, getiriyor önümüze koyuyor; ister yiyin ister yemeyin diyor, biz yiyip bitiririz diyor, zaten oylarımız yetiyor diyor.
Şimdi, burada teklifin geneline baktığımızda, ekonomik kriz içindeki bir yönetimin yerel seçimler öncesinde hangi önceliklerle adım attığını rahatlıkla görebiliyoruz. Neredeyse her torbada karşılaştığımız bir nokta var, hiç değişmiyor: Sermayeye teşvik ve işte, peşkeş çekilen rant kapıları. Burada da ana kaide aslında şaşmıyor, çok istikrarlılar bu konuda. Evet, bununla ilgili, örneğin 3'üncü maddeyle varlık finansmanı fonları sermaye piyasalarında banka ve sigorta muameleleri vergisinden istisna tutuluyor. Yine, sermayeye vergi muafiyeti getiriliyor. Ekonomik krizden kurtulmak için ısrarla halka "Kemerleri sıkın." diyorlar, kendi yandaşlarının kemerlerini gevşetiyorlar ve bunun kemerleri gevşetme kaynağını halktan almakta da hiçbir sakınca görmüyorlar; aslında kanun tam olarak bunu yapıyor.
Şimdi, Gaziantep Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin adının önüne "İslam" kavramı getirilmiş. Ya, gerçekten halkın dinî duygularının bu kadar suistimal edilmesine yeter artık. Niye koydunuz o kavramı? Ne gerek var? Yani bununla, iktidarın bilim ve teknolojiyle ilişkisi de aslında ne kadardır, o da ortaya çıkıyor.
Yine, 26'ncı maddeyle işsizlik sigortasına dair bir düzenleme planlanıyor; herkese müjde gibi sunuluyor bu, vatandaş da "Acaba bu müjde nedir?" diye eminim ciddi bir merak içinde. Ama tabii ki her zamanki gibi bir yanıltma var. Medyada yer aldığı üzere -böyle sunuyorlar, takdim ediyorlar- "Artık işsizlik maaşı almak kolay olacak, herkes yararlanabilecek." diyorlar ama gerçek durumun bu olmadığını işsizler iliklerine kadar yaşıyor. İnsanlar iliklerine kadar açlıkla, yoksullukla boğuşurken, mücadele ederken bu düzenlemeyle yoksulların aklıyla alay etmek gerçekten kabul edilemez bir durumdur.
58'inci maddede, yine İller Bankasına ilişkin, safi kârının yüzde 51'inin nüfusu 25 binin altındaki belediyelere -altyapı kurumlarına dair- hibe ve faiz desteği olarak verilmesine dair bir düzenleme var. Burada da yine, İller Bankasının verdiği hibelerde partiler arasında kayırmacılık yaptığı iddiaları ve Sayıştay raporlarından çıkan yolsuzluklar düşünüldüğünde, yerel seçimler öncesinde neden böyle bir düzenlemenin yapıldığını ve neye hizmet edeceğini çok düşünmemize gerek yok, tartışma dışı ortada duruyor.
Evet, gerçekten, teklifin geneline baktığımızda ne var genel cümlelerle? Yandaşa daha fazla rant kapısı, merkezîleşmeye yönelimin artması; yani tek adamın hâkimiyetine olan vurgu temel motto olarak önümüzde duruyor. Genelini bu cümlelerle aslında değerlendirebiliriz.
AKP iktidarı, krizin faturasını emekçilere ödetebilmek, krizin harekete geçirebileceği toplumsal muhalefet dinamiklerini de etkisiz hâle getirmek için rejimi hızla otoriterleştiriyor. Bu yasa teklifinde de olduğu üzere, tek insan, tek adam, tek yetkili konuma getiriliyor ilgili-ilgisiz her konuda ve ondan sonra biz "diktatör" deyince de karşı çıkılıyor. Bizim söylediklerimiz, sizin yasalarınızdaki mantığı, verilen yetkileri tanımlamak içindir. Diktatörlük, biz desek de demesek de vardır.
Teşekkür ediyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler.