GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:34
Tarih:16.12.2018

CHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri ve bizleri izleyen sevgili yurttaşlarımız, bütçe nedir? Bütçe, en basit tanımıyla gelirlerin nereden toplanıp nerelere dağıtıldığını gösteren siyasal bir metindir. Bu anlamda, 2019 bütçesiyle ilgili iki soruyu sormak istiyorum. Bir: Bugün yaşanan ekonomik kriz koşullarında getirilen bütçe teklifi toplumun hangi kesimlerini korumaktadır, hangi kesimlerini horlamaktadır?

İki: Bugün yaşanan ekonomik krizi ortaya çıkaran koşulları mevcut bütçe giderecek midir yoksa gidermeyecek midir?

Değerli milletvekilleri, iktidarın on altı yıllık pratiğine baktığımızda kamu hizmetlerine yeterince kaynak aktarmak, gerçek anlamda istihdam artırıcı politikalar uygulamak, dolaylı vergileri azaltmak, temel tüketim mallarından alınan KDV'yi sıfırlamak, asgari ücreti vergi dışı bırakmak gibi bir niyetinin olmadığı gerçektir. Bugün bu ülkede en zengin yüzde 1'lik kesimin millî gelirden aldığı pay, AKP iktidarı döneminde yüzde 38'den yüzde 56'ya çıkmıştır. Geri kalan yüzde 99'luk kesim ise millî gelirin kalan yüzde 44'ünü paylaşmaktadır. Yani AKP, iktidarı boyunca zenginlere çalışmış, zenginleri koruyup kollamıştır; fakirin sofrasındaki ekmeği fakirin sofrasından alıp zenginin sofrasına taşımıştır. 2019 bütçesi bu anlamda zam bütçesidir, israf bütçesidir ve halkı koruyan bir bütçe değildir. Öğrencilere, emeklilere, ev kadınlarına krizin faturasını ödetecek bir bütçedir. Bu bütçe halka gelince, dar gelirli vatandaşa gelince "Ekonomik savaş veriyorum, para yok." garantili geçiş yöntemleriyle hazineyi boşaltan yandaş şirketlere gelince "para çok" bütçesidir. Halka gelince "Acı reçete varsa bunu hep beraber üstleneceğiz.", kendilerine gelince "Kışlık saray, yazlık saray yapacağız ve uçaklar alacağız." bütçesidir. Hazine ve Maliye Bakanı "Acı reçete varsa bunu hep beraber üstleneceğiz." derken sevgili yurttaşlarımız, aslında amiyane tabirle şunu demek istiyor: "Kebabı biz yedik, hesabı hep beraber ödeyelim." diyor. Ama unutmayın, bunlar kebabın da hesabın da hepsini vatandaşlara ödetecekler.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, çarşamba günü yine bir tren kazası yaşandı ve ne yazık ki 9 yurttaşımız hayatını kaybetti, 47 yurttaşımız yaralandı. Ama buradan yine şunu söylemek istiyorum: Bu tren kazasında da istifa eden de olmayacak ve hesap veren de olmayacak, ölen yine öldüğüyle kalacak, tıpkı şimdiye kadar süren iş cinayetlerinde olduğu gibi. Bu ülkede Pamukova, Kütahya, Çorlu tren kazaları; Soma, Ermenek, Şırnak, Çöllolar ve diğer maden kazaları; Aladağ yurt yangını ve başta inşaat olmak üzere çeşitli iş kollarında katliam gibi ölümler yaşandı. Madenlerde yaşlı anaların "O yüzme bilmezdi ki." dediği çocukları boğuldu. Askerler donarak öldü. Bunların hiçbirinde Hükûmet yetkililerinden bir tek istifa dahi gelmedi.

Sevgili milletvekilleri, sevgili bakanlar; gerekli tedbiri almayarak kazaya ve ölüme sebebiyet vermek suçtur ve unutmayın, cezasız bırakılan her suç daha sonrakinin bir tohumudur, buna göre adımlarınızı atın.

6 Aralıkta KİT Komisyonunda Ulaştırma Bakanı "Hızlı tren hatlarımızın tamamı yirmi dört saat kameralarla kontrol ediliyor." diyor. Sevgili yurttaşlarımız, saray yapılırken "İtibardan tasarruf edilmez." deyip de hızlı trene sinyalizasyon yapılırken tasarruf edilirse kaza olur, cinayet olur. Bir de kalkmış "O lokomotifin orada olmaması gerekiyordu." demiş Sayın Bakan. Ben de acizane şunu söylemek istiyorum: Senin de bu şartlarda Bakan olmaman gerekiyordu, Bakan da kalmaman gerekiyordu. (CHP sıralarından alkışlar) Sizin yönetiminiz yüzünden 3'ü makinist, 9 hayat söndü Sayın Bakan. Saray bahçesindeki hurma ağaçları donmasın diye sistem geliştiriyorsunuz, binlerce insanın bindiği trenler için bir sinyalizasyon yapmıyorsunuz. Yazıklar olsun size! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, çalışma hayatını denetleme, işçileri, emekçileri koruma görevi olan Çalışma Bakanlığı ne yazık ki görevini yerine getirmemektedir, denetimler yapmamaktadır. Çalışma Bakanlığı âdeta yandaş işverenleri koruma ve kollama bakanlığına dönüşmüştür. İşverenlere teşvik ve destek olunca vakit kaybetmeksizin kanun çıkarılması için dört elle sarılan Hükûmet, işçilerin ve emekçilerin yasalardan gelen haklarını kullandırmayan patronlara kılını bile kıpırdatmamaktadır.

Bakınız, üçüncü havalimanında yaşananlar bunu açıkça göstermektedir. İnşaat sektöründe iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almayan işverenler için emeği korumakla görevli devlet ne yapıyor, bunu sormak lazım. Önleyici tedbirlerin alınıp alınmadığını kontrol etmiyor, denetlemiyor, iş cinayetlerinden sorumluları yargılamıyor; yayın yasağı getiriyor sadece. Bu manzara ne yazık ki on altı yıldır böyle. SGK tarafından kayıt altına alınan tüm ölümlerin yüzde 36'sı inşaat, yüzde 14'ü taşımacılık, yüzde 8'i metal iş kolu, yüzde 8'i de madenciliktedir. 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nu çıkardınız. Bu kanun çıktıktan sonra iş cinayetleri bırakın azalmayı, artarak devam etti. Kanun yürürlüğe girdikten sonra 10.500 işçi hayatını kaybetti. Bu da bize gösteriyor ki bu yasanın iş cinayetlerinin önlenmesinde veya azaltılmasında hiçbir etkisi yoktur. Sayın Çalışma Bakanı, gelin, yol yakınken bu sistemi değiştirelim, bağımsız bir denetim sistemi kuralım. Bu sistemi piyasaya verirseniz, iş güvenliği uzmanlarını ve iş yeri hekimlerini işverene bağlarsanız iş yeri eksenli denetim olmaz.

Değerli milletvekilleri, Anayasa'nın 73'üncü maddesi "Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye politikasının bir sosyal amacıdır." demektedir. Anayasa'mızın bu hükmüne rağmen, sabit ücretlilerin gelirleri yıl içinde artmamasına rağmen verdikleri vergi artmaktadır ve verginin yükü adaletsiz şekilde çalışanların üzerine işlemektedir.

Sizlere iki tane bordro göstermek istiyorum. Birincisi, asgari ücretlilerin bir bordrosu. Şurada eylül ayından itibaren asgari ücretlinin vergisi artmaktadır. Gerçi daha sonra yapılan düzenlemeyle, asgari geçim indirimi yoluyla bu gider karşılanmıştır fakat bekâr işçi için karşılanmıştır, evli ve 3 çocuklu olan bir aile, bir işçi için bu gider karşılanmamıştır.

Bir diğer olay, bu da 3.500 lira maaş alan bir işçinin bordrosu. Geliri yıl içinde artmamış olmasına rağmen mayıs ayından itibaren vergi işlemekte ve yıl sonunda işçinin almış olduğu maaş azalmaktadır. Adaletli vergi sistemi için mutlaka ve mutlaka, ilk etapta, asgari ücretten alınmakta olan vergi sıfırlanmalıdır. Daha sonraki maaşı alanlar için de asgari ücret olan kısmı kadar vergi sıfırlanmalı, vergi asgari ücretin üzerinden başlamalıdır sevgili vatandaşlarım, sevgili milletvekilleri.

Değerli arkadaşlar, birkaç tane rakam vermek istiyorum. Kasım ayı itibarıyla açlık sınırı 1.943 lira, yoksulluk sınırı 6.328 lira, asgari ücret 1.603 lira. Sarayın 1 dakikalık harcaması 2019 tarihi itibarıyla 5.327 lira. Bakanlığın rakamlarına göre neredeyse 6 milyon çalışan asgari ücretli çalışıyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Enflasyon yüzde 25 ve enflasyon en adaletsiz vergilerdendir. 3,5 milyon kişi de işsizdir. 846 şirket konkordato ilan etti. İflas ve konkordato, haciz işlemlerinde de en fazla işçiler etkilenmektedir.

Sayın Bakan, İş Kanunu'ndaki kıdem tazminatları mutlaka öncelikli alacak hâline getirilmelidir.

Soruları tekrarlayalım: Krizin faturasını kim ödeyecek? Ya halk ödeyecek ya da krizi çıkaranlar ödeyecek. Bunların cevabını da ilk etapta halkımız verecek.

İnternette dolaşan bir sözü hatırlatmak istiyorum: "Fakir çalmasını bilmediği için değil, hakkını aramadığı için fakir kalıyor." İnanıyoruz ki halkımız meşru yollardan hakkını arayacak, kısa çöp uzun çöpten mutlaka hakkını alacaktır diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Anayasa'mızda hak arama hürriyeti yazılıdır. Meşru yoldan hak aramak için sokağa çıkanlar da anayasal haklarını kullanmış olurlar. Ama vatandaşları hak aramak için sokağa çıkmalarından dolayı tehdit etmek ise anayasal bir suçtur, despotluktur.

Değerli milletvekilleri, Yatağan, Milas, Kemerköy Termik Santrali ve kömür ocaklarının satılmaması için özelleştirmeye karşı mücadele verdiğimiz süreçte "Mirasyedi mantığıyla hareket etmeyin, millî varlıklarımızı satmayın, peşkeş çekmeyin." diye mücadele vermiş bir kardeşiniz olarak bir resim göstermek istiyorum, özellikle İçişleri Bakanımıza.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Tamamlayacağım.

Sayın Bakanım, bu benim hemen yanı başımda cereyan etmiş bir olaydır. Ankara Kurtuluş Parkı'nda 3 metre mesafeden işçinin yüzüne doğrudan sıkılan bir plastik mermidir bu.

Sayın Bakan, özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Bu insanlar bizim vatandaşlarımız. Hak arayan insanlara karşı böyle tavır göstermeyin. Her yaptığınız doğruymuş gibi sıkıştığınız zaman da "Biz sandıktan çıkıyoruz." demeyin. Demokrasi sadece sandıkta değildir, ifade özgürlüğündedir, düşünce özgürlüğündedir; farklı seslere tahammül etmektir. Demokrasi hak aramaktır, protesto hakkıdır, gösteri ve yürüyüş hakkıdır, grev hakkıdır, sendika hakkıdır.

Sayın Çalışma Bakanı, bir günden bir güne sendikalı olduğu için işten atılan işçileri ziyaret ettiniz mi? Gelin Muğla'ya ve Türkiye'nin birçok iş yerinde sendikalı oldukları için işten atılanların yanına gidelim ve patronlara "Hukuku çiğneyemezsiniz." deyin, "Sendikalı oldular diye işçileri işten atamazsınız." deyin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, sözlerimi tamamlamadan önce haklarını kullanan bütün insanlara reva görülen bu şiddeti kınıyorum. Hak arayan işçiye plastik mermi sıkmayın. Hak arayan madenciyi tekmelemeyin. Hak arayan havalimanı işçilerine terörist muamelesi yapmayın. Gidin tecavüzcülere ve çocuk istismarcılarına gereken cezayı verin, gidin kadın cinayetlerine kafa yorun. Bu ülkenin itibarı görgüsüzlük ifadesi saraylarla ölçülmez, bu ülkenin itibarı emeğe verilen değerle ölçülür, kadına verilen değerle ölçülür diyorum, saygıyla selamlıyorum herkesi. (CHP sıralarından alkışlar)