| Konu: | 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 2 |
| Birleşim: | 29 |
| Tarih: | 11.12.2018 |
HDP GRUBU ADINA MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Sayın Bostancı dikkatle dinler beni çünkü gerçekten dikkatinizi çekecek veriler ve endeksler vereceğim kanaatindeyim. Nasıl olsa cevap vereceksiniz, şimdiden söyleyeyim.
MEHMET NACİ BOSTANCI (Ankara) - Belki vermeyeceğim.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Evet, gerçekten, bütçe görüşmelerinde Adalet Bakanı öyle bir sunum yaptı ki altına imza atmamak mümkün değildi -ben de yakından izledim- fakat söyledikleri ile yaşananlar arasında uçurum var desem meramımı anlatmamış olurum. Bir cümlesi şöyleydi: "Hukuk devleti ya da hukukun üstünlüğü ilkesi demokrasinin özünü oluşturmaktadır." Kesinlikle, kesinlikle katılıyorum bu cümleye. Peki, burada, bizde, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesi, yargı güvencesi, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı ne durumda, Adalet Bakanı bunu kapatmak için bin dereden su getirmeyi tercih etti. Gerçekten bu konuda kararlı adımlarla yürüdüklerini söylediler Plan ve Bütçe Komisyonunda, ben de -Sayın Bakan burada değil ama mutlaka ulaşır- şunu söylemek istiyorum: Kararlı adımlarla yürünen bir tek yol var; o da hukukun çiğnendiği, pespaye, karanlık, tekinsiz bir gelecek yolunda, kararlı adımlarla, Türkiye AKP öncülüğünde yürüyor. Evet, Ömer Hayyam ne demişti? "Adalet kâinatın ruhudur." demişti. Siz ruhu tehdit ediyorsunuz. AKP ve saray rejimi Türkiye halklarına uyguladığı akıl almaz hukuk dışı yöntemlerle, adaletle beraber geleceğimizi de karanlığa gömüyor.
AYM'nin istatistiklerine bolca yer vereceğim konuşmam el verdiğince. Hukuk fakültelerinde, "Yüksek mahkeme" diye ifade ettiğimiz denetim, Anayasa'ya uygunluk denetimi yapan tek mahkeme, en üst mahkeme ne durumda? İçler acısı bir tablo var. Evet, ne yapmış mahkeme? Başvuruların yüzde 1,4'ü hakkında karar vermiş. Neden? Çünkü talimat geç geliyor, Cumhurbaşkanı hani bu konuda tek yetkili ya, tek yargıç aslında, o söyleyecek ki mahkeme karar versin; vermemiş. 667 başvuru var, kaç tanesinde karar vermiş? 94 tanesinde. İşte bu kadar pespaye bir durumla karşı karşıyayız.
Gerçekten, bununla birlikte, belirli bir süzgeçten geçiriyor AYM "Nasıl karar vereyim?" diye. Bu süzgeçte basından ve kamuoyundan ya da doğrudan talimatlarla "Kararı hangi yönde vereyim?" diye gerçekten ciddi bir emek sarf ediyor. Buna da saygı duymamak mümkün değil! Kırkyılda bir -hani, kelimenin gelişi, cümlenin gelişi- aleyhe bir karar verdiğinde de -ki ben onun danışıklı olduğu görüşündeyim, bu konuda hiçbir şüphem yok- bu konuda da hemen Cumhurbaşkanı çıkıp "Tanımıyorum, saygı da duymuyorum." diyor ve onları hizaya çekiyor. Gerçekten, artık AYM Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne derse o yönde karar veriyor. Şimdi, bununla birlikte, AYM karar vermekten korkuyor. Yüzde 1,4 gerçekten hiçbirimizin unutmaması gereken bir rakam olarak önümüzde duruyor.
Şimdi, ne yapmış AYM, size birkaç örnek vermek istiyorum: Sokağa çıkma yasaklarına ilişkin tedbir talepli başvurular gitti Anayasa Mahkemesinin önüne. Anayasa Mahkemesi "terörle mücadele" başlığı adı altında sokağa çıkma yasaklarını onayladı, tedbir taleplerini reddetti ve AYM gerçekten "Her yol mübahtır." dedi ve yüzlerce insan, sivil insanlar bodrumlarda öldürüldü. AYM'nin bu konudaki sorumluluğu birinci derecededir.
Yine, partimizin siyaseten tasfiye edilmesine Anayasa Mahkemesi doğrudan hizmet etmektedir. Gülser Yıldırım, Selahattin Demirtaş, Faysal Sarıyıldız, Tuğba Hezer ve daha saymama gerek yok, birçok kararda Anayasa Mahkemesi başvuruları reddederek aslında dokunulmazlıkların kaldırılmasının Anayasa'ya aykırı olduğu meselesini de denetlemekten imtina etmiştir. Peki, OHAL konusunda ne yapmıştır? OHAL konusunda yüz binlerce ihracı kendisi kesinleştirmiştir, Anayasa'ya aykırı olduğu hâlde OHAL'in denetimini ve KHK'lerin denetimini ortadan kaldırmıştır. Şimdi, ne diyor OHAL konusunda? Gerçekten, şu anda, ihraç edilen, her kesimden yüz binlerce insanın bugün sosyal idamla, sosyal ölümle karşı karşıya kalmasının müsebbibi de en az iktidar kadar iktidarın talimatlarıyla hareket eden AYM'nin faaliyetlerinden bir tanesidir. İhraçlar konusunda, evet, gerçekten bu çok dikkat çekici bir mesele.
Yine, buna ilişkin başka kararları da var AYM'nin. Nedir o kararlar? Bir tanesi, Demirtaş kararından sonra, Gülser Yıldırım kararında esasa girerek mahkûmiyet kararı vermiştir âdeta ve şu anda, milletvekilimiz Gülser Yıldırım'ın yargılaması devam ediyor. Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Zühtü Arslan "Adalet mülkün temelidir, hukuk da adaletin temelidir." diyor. Evet, gerçekten doğru, genel soyut ilkeleri herkes söyler ama hukuksuzluğu da adaletsizliği de pekiştiren, bu konuda her gün yeni kararlarla zirveye çıkaran bir kurumun başındasınız.
Yargıya güven, istatistiklere göre yüzde 20-30 seviyelerinde. Şu anda yapsak, eminim, çok daha diplerdedir çünkü yargı yok. 2017 yılı itibarıyla Türkiye AİHM önünde en kötü sicile sahip ülke konumunda; 47 ülke arasında sondan 1'inciliği kimseye kaptırmamış, 4.514 mahkûmiyet almış. Bunlar en çok adil yargılanma hakkı, özgürlük, güvenlik hakkı ve mülkiyet hakkı konularında.
Yine, avukatların çalışma koşullarına ilişkin... 1.488 avukat kötü muameleye maruz kalmış, bunların hepsinin istatistiği var. Bağımsız bir araştırma platformu olan Dünya Adalet Projesi var, 2017-2018 yılları arasında bir endeks yayınladı. Buraya gerçekten dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye 2016-2017'de 99'uncu sıradaydı -ülke sayısı 113 bu arada- bir yıl sonra 101'inci sıraya yükseldi. Tahmin edin, 113'üncü sırada kim var? Erdoğan'ın yakın dostu ve "Diriliş Ertuğrul" hayranı Venezuela Devlet Başkanı Maduro bulunuyor 113'üncü sırada. Gelecek yıl herhâlde yakın dostundan o 1'inciliği de alır, sondan 1'inciliği de alacaktır.
Yine, Adalet Bakanı Plan ve Bütçe Komisyonunda ve başka konuşmalarında da ısrarla ve geniş bir şekilde, Adli Tıp Kurumunun ne kadar iyi çalıştığını anlatıyor. Gerçekten, şu duyguya sıklıkla kapılıyorum; ben şahsen de eminim, vicdanıyla, adalet duygusuyla yaklaşan herkes de bu duyguyla yaklaşıyor: Başka bir ülkede mi yaşıyoruz biz? Bu yaşadıklarımızın karşılığı bu sözler değil. Mesela, demin hukuk devletinden söz edince de artık sadece gülümsüyoruz, kahkaha atma yeteneğimizi kaybettiremediler ama acı acı gülümsüyorum. Şimdi, Adli Tıp Kurumu adaletin engellenmesinde çok önemli bir bariyer oluyor, bir tek örnek vereceğim. İnsanların ölen evlatlarına ulaşmalarını, onlar için bir mezar yeri açmalarını dahi Adli Tıp Kurumu çok görüyor. Kürt halkına "kimliği belirsiz, sahipsiz cenaze" kavramını öğretmeye çalışıyor Adli Tıp Kurumu. Kürt halkının çocukları sahipsiz değildir, bunu öğreneceksiniz. Sayın Bostancı diyecek ki: "Kürt halkı demeyin." Kürt halkının çocukları şu anda bu uygulamayla muhatap olduğu için, yüzlerce cenazede kimlik tespit edilmediği için özellikle "Kürt halkı" kavramını kullandığımı da ifade etmek istiyorum.
Şimdi, bununla beraber, başka meseleler... Demirtaş kararı... Ya, yargı bağımsızdır derken gerçekten, ben sizin adınıza mahcubiyet duyuyorum, utanıyorum bunu söylerken; bence sizler de bu duygudan yoksun değilsiniz, olmamalısınız. Demirtaş kararı ya, daha yeni verildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye tarihinde ilk kez 18'inci madde ihlali verdi. 18'inci madde ihlalinin meali -siz çok iyi biliyorsunuz, hepiniz- şudur, diyor ki: "Sen tüm HDP'lileri Demirtaş şahsında siyasi amaçla içeride tutuyorsun, çoğulculuğu engelliyorsun. Demokrasiyi tehdit ediyor senin bu yaklaşımın." Ve başka bir karar da veriyor, "Derhâl serbest bırakın." diyor. Siz "Kesinleşmemiş." diyorsunuz ama -siz hocasınız ama ben de izninizle- tutuklama ve tahliye kararlarının mahiyetini Türkiye biliyor. Tahliye kararlarında kesinleşme yoktur; tahliye kararları itiraza tabidir, iç hukukta da uluslararası hukukta da derhâl uygulanır. İtiraz edilebilir büyük daireye ama o, esasa dairdir, tahliye kararlarının kesinleşmesi söz konusu değildir.
Peki, iki yıldır söylediğimiz ne vardı bu kürsüden ve dışarıda? Her yerde, her zaman dedik ki: Biz dâhil -davalarımız var hepimizin- içeride rehin tutulan arkadaşlarımızın da hepsi birer siyasi rehinedir. Bunlar suç işlememiştir, "suç" ve "ceza" kavramlarıyla siyasete yaklaşmayın. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne dedi, "18'inci madde ihlaliyle..." Söylediğimiz her şeyin altına imza attı, dedi ki: "Evet, Demirtaş ve diğer HDP'liler siyasi rehindir." Bizim kavramımızla söylemesine gerek yok ve uluslararası bir mahkeme, Türkiye'yi bağlayan bir mahkeme, bu kararı, siyasi rehin kararını vermiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Beştaş, toparlayalım.
Bir dakika ilave ediyorum.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.
Şimdi, Demirtaş'a ilişkin -yani bunu inkâr edin de biz de burada anlayalım- Erdoğan şu cümleyi kurmadı mı: "Biz aynı anda karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz." Evet, istinaf mahkemesine ışık hızıyla talimat gitti ve iki hafta içinde istinaf mahkemesindeki karar onaylandı. Twitter'da çok sevdiğim bir mesaj vardı, diyor ki: "Bir kadın eşini arayıp 'Akşam yoğurt getir.' dese bu kadar erken ulaşmaz talimat." Yani o kadar hızlı oldu ki herkesin gözü önünde, dünyanın gözü önünde Erdoğan, Demirtaş'ı cezaevinde tutmak için istinafa talimat verdi. Yarın davası var Demirtaş'ın ve diğer arkadaşlarımızın davaları devam ediyor. Emin olun, AKP eliyle onları içeride tutan herkes yakın süreçte yer değiştirecek; sizler cezaevine, onlar halkın arasına girecek çünkü onlar halkların gerçekten haklarını savunan, özgür geleceğini savunan insanlardır diyorum, teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)